• Bist 100
    101.849
  • Dolar
    5,6558
  • Euro
    6,3479
  • Altın
    259,1501
İstanbul
19 / 29
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Bitkisel gen kaynakları koruma altında

Bahar geldi ya, İstanbul tümden çiçek açtı... İBB, peyzaj konusunda usta zaten... Vatandaş da, bu güzelliğe gönüllü teslim oldu? Ne koparıp zarar veren var bitkilere, ne çer çöp atan Demek ki güzellik de sirayet ediyormuş...
Başkan Kadir Topbaş’ın peyzaj mimarlarına hayranım. Renk konusundaki cesaretlerine de...
Biliyorsunuz, ülkemiz bitki çeşitliliği konusunda çok şanslı. Aynı anda farklı iklimleri barındıran topraklarımızda 10 bine yakın çeşit mevcut.
Datça Hurması, Kazdağı Köknar’ı, Köceğiz’deki Sığla ağaçları gibi örneklerimiz de bol...
Kazdağları Milli Parkı’nda 3000’den fazla bitki çeşidi bulunuyor...
Sadece “Var” diye övünmek yetmiyor elbette. Önemli olan bu gen kaynaklarını korumak.
İşte bu nedenle, Ankara’da Eskişehir yolu üzerinde, Tarım Ve Köy İşleri Bakanlığı arazisinde tam 2 milyon 500 bin metrekarelik alana, Türkiye Milli Botanik Bahçesi kurma çalışmaları  başladı...  2015’te tamamlandığında, Doğa, Zooloji, Maden Müzeleri açılması planlanıyor... Tabii Hayvanat Bahçesi de unutulmadan...
Artık, memleket topraklarındaki bitki çeşitliliği için daha net veriler kullanılacak. Sürdürülebilir olmaları, gelecek nesillere aktarımları kolaylaşacak...
Belki bugüne kadar gözardı edilmiş ama ülke ekonomisine katkıda bulunacak bitkiler gündeme gelecek.
Nadir bitkiler koruma altına alınıp, tohumları saklanacak, Üstelik vatandaşlarımız da konunun içine çekilerek. Gerek konferans ve seminerlere, gerek üretim, peyzaj, tasarım ve uygulama konularında ,hem pratik hem de kurumsal bilgiler aktarılacak.
Böylelikle doğaya nasıl sahip çıkılacağı, nasıl korunması gerektiği kırıp, dökmeden de öğrenilecek inşallah...

Salon değil misafir odası

1950’li, 60’lı yıllarda inşa edilen binaların en önemli özelliklerinden biridir “Yüksek tavanlar”...
Daha doğrusu, çoğumuzun aklına gelen ilk fark...
Diğeri ise salon dekorasyonunun “Olmazsa, olmazı” duvara gömülü ahşap kütüphaneler...
Neredeyse bütün klasiklerin yer aldığı, muhteşem serilerin, o biraz küf kokusu sinmiş sayfalarında, okumayı sökmediğimiz yıllarda bile çokça hayat saklı olduğunu algılar, değer verirdik... Hatırlarsınız 90’ların ortasından sonra “Salon” olarak anılan ama öncesinde “Misafir Odası” denilen ve girilmesi neredeyse yasak olan alanı,..
Hemen her gün, pürü pak edilir, sadece önemli konuklar içi açılırdı kapıları...
Anlardık ki, kütüphanedeki eserler de en az konuklar kadar değerli...
Şimdi de düzenli okuyucular var elbette.
Kendi mülkiyetlerinde, kitaplar için özel alan oluşturan meraklılar...
Ama ne yazık ki çoğunluk için sadece kitap değil, okumak bile fuzuli.
Zaten apartman dairelerinde, ne kütüphane için yer ayırma şansı var, ne de alınsa bile, biriktirip, aile fertlerine miras bırakma lüksü...
Bizler, bu anlamda bir arşivleme yapamayınca, bir sonraki nesile okumanın değerini aktaramıyoruz sanırım... Eh, okumayınca, yazmak da, konuşmak da kolay olmuyor malum...
Depreme karşı yenilenme adına başlatılan dönüşüm kapsamında, iç mimarlar bu eski alışkanlığı, yeniden kazandırsalar ne kadar seviniriz değil mi?

Boşuna beklemeyin

Dizi setlerindeki yoğun çalışma temposundan, hemen bütün oyuncuların serzenişi olduğunu biliyoruz. Uzun çalışma saatleri, ücret eşitsizlikleri şikayet listesinin ilk sıralarında.
Eh, her güzelliğin bir bedeli var.
Özellikle son yıllarda başrol oyuncularının aldıkları ücretler dudak uçuklatıyor.
Ama iş yardımcı oyunculara gelince, gerçekten vahim. Geçenlerde yılların deneyimli aktörü Sümer Tilmaç anlatıyordu , başrol oyuncusu ayda 250- 260 bin lira alacakken, kendisine haftada 1500 lira teklif edildiğini.
Eh, emek neredeyse aynı olunca, bırakın parayı bir yana, insanın onuru da kırılıyor haliyle...
Ama ekmek parası işte... Tilmaç’ı sinirlendikten ücret, bir başka usta oyuncuya belki ilaç niyetine geliyor...
Sanmayın ki, bu sistem sadece dizilerde böyle yürüyor. Aynı uçurum, televizyon sektörünün hemen her kulvarında mevcut...
Para, pula çok takılmayanlar da, Hümeyra gibi, senaryonun gecikmesine, sağlıksız çalışma ortamına sinirleniyor...
Hah, şimdi diyeceksiniz ki;  “Madem bu kadar yorulup, şikayet ediyorlar, bıraksınlar bu işi. Gidip mesai saatleri içinde normal bir meslek icra etsinler...”
Zaten, kaşeleri düşük olanlar bırakmaya meyilli.
Para kazananlar değil. Peki siz hiç o yüksek ücret alan oyuncular arasında “Bu işi bırakıyorum” diyen birini duydunuz mu? Boşuna beklemeyin, duymazsınız...

DEMİŞ Kİ; Sonradan sevgi dilencisi olmak istemiyorsan, sadakanı şimdi ver; “Sev”
E.Anter

İdil Çeliker Diğer Yazıları