• Bist 100
    95.182
  • Dolar
    5,8042
  • Euro
    6,6280
  • Altın
    267,9980
İstanbul
20 / 28
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Japonlar yapıyor

“Japonlar yapıyor ağabey” söylemi, uzun yıllar önce girmişti lügatlarımıza...
Bizim insanlarımız da son derece zekidir ama sanıyorum Japonlar kadar fırsatlara ulaşıp, hayallerini gerçekleştirme şansı bulamıyorlar...
Bir ara ekranda, bazı girişimcilerin ilginç fikirleri ve çalışmaları masaya yatırılıp, ayağı  yere basan projeleri iş dünyasının tanınmış isimlerince belirlenerek, destekleniyordu.
Son derece güzel ve çözümsel ürünler çıksa da aralarından, bir yere varılamadı.
Yani öyle ABD’deki gibi taksi antenlerine iki kauçuk top başlık yapıp trilyoner olan henüz yok.
Elbette şartlar eskisi gibi değil. İyi fikirler, hayatı kolaylaştırmaya aday projeler için, başvurulacak pek çok kapı olduğu gibi, bu projeler için maddi destek de bulmak mümkün artık.
Bizde genellikle “Parayı bulmak” amaçlı yola çıkıldğından olsa gerek, bu telaşla hayallerin  kolu bacağı eksik, gedik kalıyor. Hal böyle olunca da, ortaya devasa bir proje çöplüğü çıkıyor haliyle...
Geçenlerde Tokyo Üniversitesi’nde yıllardır sürdürülen bir araştırmayı okudum...
Bebek bezine yerleştirilen, tek kullanımlık organik sensör sayesinde, bebeğin altını ıslarıp, ıslatmadığını anlamak mümkün olacak yakında.
Sadece bebekler için değil, bu konudan muzdarip hastalar için de kulanılabilecek.
Biliyorsunuz hastanelerde, hastaların kalp atışını izlemek ya da kandaki oksijen miktarını takip etmek amaçlı, tene bir cihaz yapıştırılıyor.
Bazı hastaların bu aparatlardan rahatsız olduğunu duymuşsunuzdur.
Yeni teknoloji sayesinde, bu rahatsızlık da tarihe karışacak gibi görünüyor. Esnek bütünleşik devre film bantlar kablosuz üstelik.
Anlayacağınız, tamamen organik ve mürekkep püskürtme teknolojiyle üretilen sensörlü hasta ve bebek bezleri, hem kullanıcılarına, hem de bakanlara daha konforlu bir hayat vaad ediyor.
Merak etmeyin, piyasaya çıktığında, maliyetini alabildiğine düşük tutacaklarmış. Şimdilerde güç tüketimini en aza indirmenin çabasındalar...

Acil servis

Sağlık Bakanlığı’nın acil servislere yönelik uygulaması, hemen her konuda olduğu gibi, gündeme tartışma kıvamında girdi.
Acil servislerdeki yoğunluğu çözebilmenin başka yolu var mı peki?
Rakamlar ortada; acile başvuranların yüzde 70’i acil değil...
Bütün gün ağrı çekip, gece acilden hastaneye başvuranların bazıları, ne yazık ki, prosedürle uğraşmak istemeyenler.
Onlar rahat edecek diye, gerçekten yaşamsal riski olanların suçu ne?
Acil servisler için vakalar artık üç gruba ayrılıyor...
Gerçekten acil olanlar kırmızı, orta derecede yaşamsal risk taşıyanlar sarı, geri kalanlarsa yeşil alan olarak tanımlanıyor.
Acilde her hasta tedavi edilecek ama hangi alana dahil olduğuna hekimler karar verecek. Şayet ortada gerçekten acil bir durum yoksa, hasta tedavisinin bedelini ödeyecek.
Acil servis doktorlarının işi zorlaşacak gibi görünüyor. Öyle ya, “Ben ölüyordum niye fatura çıkardınız?” diyenler illa ki çıkacaktır. 
Özellikle de özel hastanelerde.
Zaten bu uygulamadan önce de, bazı kuruluşların acile gelen hastalardan ücret talep ettiği nicedir dilleniyordu. Şimdi hastalar bu riski göze almak istemeyecek  ve özelden, devlete doğru yönleneceklerdir.
Yani özel hastanelerin acil trafiği azalırken, devlet kurumlarının yoğunluğunda artış olabilir. Eminim Sağlık  Bakanımız Sayın Müzezzinoğlu’nun bu konuya ilişkin de çözümleri vardır...

DEMiŞ Ki; ”Kulağınla görmeyi, gözünle duymayı üğrendiğinde, vicdan öğrenci, akıl da öğretmen olmuş demektir...” Zata

İdil Çeliker Diğer Yazıları