• BIST
    110022
  • Dolar
    6,7688
  • Euro
    7,6343
  • Altın
    366,7990
0530 708 54 54
0530 708 54 54
17 Şubat 2020 Pazartesi 12:28:00 - Güncelleme:17 Şubat 2020 Pazartesi 12:30:00

Brezilya dış politikası Trump'a odaklı

Tropiklerin Trump’ı olarak da anılan Bolsonaro’nun dış politikasındaki en belirgin özellik, birçok konuda olduğu gibi bu sahada da Trump’ı taklit etmesi.

Özellikle eski Devlet Başkanı Lula da Silva döneminde güney eksenli, aktif ve özerklik arayışına sahip bir dış politika yürüten Brezilya, şu anki sağcı Jair Bolsonaro yönetiminde yüzünü kuzeye dönme çabasında. ABD ve Avrupa Birliği (AB) gibi gelişmiş ülke ve birliklerle ikili ilişkilere odaklanan Bolsonaro, dış politikada çok taraflılık ve arabuluculuk gibi diplomatik rolleri geri plana atarken küreselleşme karşıtı retorik ve eylemleri öne çıkarıyor. Sağcı lider Bolsonaro'nun, uluslararası ilişkilerde yaptığı öngörülmesi zor hamleleriyle ABD Başkanı Donald Trump’ı rol-model seçtiği konuşuluyor. Dahası, Bolsonaro medya ve siyasette çoğunlukla belirgin bir dış politika planına sahip olmadığı eleştirilerine maruz kalıyor. İktidardaki Bolsonaro yönetimi birçok yönüyle, Brezilya’nın diplomasiyi temel alan, gelişim ve çok taraflılık özelliklerine sahip geleneksel dış politikasının aksi yönünde hareket ediyor. Buna rağmen Bolsonaro, önem verdiği ve dış politikasının şekillenmesinde uyum arayışında olduğu gelişmiş ülkelerin liderleriyle de (özellikle de Trump’la) istediği olumlu ilişkileri henüz kuramadı. Öte yandan Çin Latin Amerika’nın en büyük ekonomisi olan Brezilya’daki etkisini derinleştiriyor. Bütün bunlar olurken, ilişkilerini ülkesinin ekonomik büyüklüğünü kullanarak kuzey eksenli geliştirmekte ısrarcı olan Bolsonaro, hesabında olmayan engellerle karşılaşması nedeniyle çıkmaza sürükleniyor.

“Tropiklerin Trump’ı” olarak da anılan Bolsonaro’nun dış politikasındaki en belirgin özellik, birçok konuda olduğu gibi bu sahada da Trump’ı taklit etmesi. Göreve gelir gelmez, ülkesindeki geleneğin tersine, ABD saflarında olduğunu göstermek için Birleşmiş Milletler Göç Paktı’ndan çekildi, uluslararası forumlarda da azılı bir ABD müttefiki gibi davrandı.

Geleneksel dış politikayı hatırlamak


Brezilya’nın geleneksel anlayışında dış politika yapımı, dışişleri bakanlığına mahsus, kamu politikasından ayrı bir kuvvet olarak görülüyordu. Bu bağımsız yapıyla Brezilya, 20. yüzyılda özellikle komşu ülkelerle olumlu ve sıcak bir ilişki geliştirdi. Bölgesel ihtilafları diplomatik kanallarla çözmeyi ilke edinen Brezilya, arabulucu rolünü de üstlenerek Güney Amerika Ortak Pazarı (MERCOSUR) gibi kurumlarla bölgeselciliği güçlendirdi. Kendi kıtasında politik ve ekonomik ilişki kurmaya odaklanan Latin Amerika devi, ayrıca dünya siyasetinde söz sahibi olabilmek için, yapısal güç sorunlarıyla ilgilenerek küresel güç eşitsizliğini değiştirmeyi hedefledi. Burada ayrıca, Brezilya’nın geleneksel dış politikasında “gelişimin” de önemli yer tuttuğunu vurgulamak gerekir.

Brezilya dış politikasında sıkça görülen diğer bir motif ise “özerklik arayışı” olmuştu. Ülkenin uluslararası sistemdeki nüfuzunu artırmaya yönelik bu istikrarlı arayış, tarihin farklı zamanlarında farklı şekillerde gerçekleşti. Soğuk Savaş döneminde olaylara “uzak” kalınarak aranan özerklik, Sovyetler Birliği’nin çökmesi ve Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle başlayan “katılım” yoluyla özerklik ve son olarak 2000’lerden itibaren (özellikle Lula da Silva’nın dış politika stratejisini temsil eden) “çeşitlendirme” yoluyla özerklik olarak uygulandı. Küresel sistemdeki gelişmelere göre şekillenen bu özerklik arayışının doruk noktası ise 2000’li yıllara denk gelen Lula da Silva dönemiydi. Ulusal ve küresel ortamın uygunluğunu iyi kullanan solcu lider Lula aktif, diplomasiyi ve uluslararası iş birliğini temel alan çok yönlü bir dış politika yürüterek Brezilya’nın uluslararası prestijini artırdı. Bu süreçte, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, IBSA Diyalog Forumu, Güney Amerika Uluslar Birliği (UNASUR) ve MERCOSUR Lula’nın bilhassa önem vererek ilişkilerini geliştirdiği oluşumlar olarak öne çıktı.

Brezilya’nın geleneksel dış politikasının esaslarından biri olan uluslararası sistemde özerklik arayışı, Lula’dan sonra gelen Dilma Rousseff yönetiminde, ülkede yaşanan sosyo-politik kriz nedeniyle sekteye uğradı. Bu dönemde, Rousseff’in öncelikli olarak çığ gibi büyüyen iç problemlere odaklanması nedeniyle, dışişleri bakanlığının bütçesinde ciddi kesintiler yapıldı. Devamında yaşanan istikrarsızlık sürecinde dış politikaya ilgisiz kalınması ise Brezilya’nın sıfırdan inşa edip önemli düzeye getirdiği uluslararası imajını zedeledi.

Özü itibariyle, eski Dışişleri Bakanı Celso Amorim’in de ifade ettiği gibi, geleneksel Brezilya dış politikası, ülke çıkarlarını diplomasi, yumuşak güç, uluslararası iş birliği ve uzlaşı inşası gibi temel değer ve prensipleri gözeterek savunmak şeklinde özetlenebilir.

Görevinin ilk yılında Bolsonaro’nun Güney Amerika’daki sol hükümetlerle arasına mesafe koyması, Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesini destekleyen açıklamaları ve benzeri tutumlar, Brezilya’nın yeni dış politikasının “Amerikancı” bir çizgiye doğru ilerlediğini gösteriyor.

Bolsonaro’nun dış politikası neyi hedefliyor?


Brezilya’da uzun süren sosyo-politik kriz ve istikrarsızlık sürecinin ardından, 2018 sonunda Sosyal Liberal Parti’nin adayı Bolsonaro devlet başkanı seçildi. Asker kökenli Bolsonaro, özellikle seçim kampanyası boyunca ortaya koyduğu kendine has tarzı ve popülist söylemleriyle, belki de Brezilya’nın demokrasi tarihindeki en tartışmalı lider oldu. Başkanlığı boyunca ifade ettiği ilginç görüş ve çıkışları nedeniyle Bolsonaro “aşırı sağcı”, “popülist”, “ultra-muhafazakâr”, “müesses nizamın adamı” ve “küreselleşme karşıtı” gibi çeşitli sıfatlarla nitelendiriliyor. Göreve başlamasının üzerinden bir yıl geçmesinin ardından Bolsonaro, iç politikada emeklilik yasası reformu, güvenlik ve yolsuzlukla mücadele gibi bazı konularda başarıya ulaşırken dış politikada istediğini alamadığı için ciddi eleştirilere maruz kalıyor. Bu eleştirilerin bir kısmı, uzun yıllar diplomasi, çok taraflılık ve uzlaşı inşası gibi değerlerle yürütülen Brezilya dış politikasının bugünlerde büyük bir değişime uğramasından kaynaklanıyor.

Bolsonaro, kabinesindeki Dışişleri Bakanı Ernesto Araújo ile stratejik olarak anti-küreselci, anti-komünist, kuzey eksenli ve özellikle ABD, İsrail ve AB gibi gelişmiş ülke ve birliklerle sıcak ilişkiler kurmayı hedefleyen bir dış politika çizgisi ortaya koyuyor. Yeni dış politika gündeminde özerklik arayışı, bölgesel entegrasyon, çok taraflılık ile diğer geleneksel değer ve prensipler ise epey arka planda görünüyor. Öte yandan Bolsonaro yönetiminin dış politikayı kamu politikasından ayırmadığı, dış politika yapımına (ekonomi, çevre ve güvenlik gibi) devletin diğer kamu faaliyet alanlarını da dahil etmeye çalıştığı söylenebilir.

Medyada zaman zaman “Tropiklerin Trump’ı” olarak da anılan Bolsonaro’nun dış politikasındaki en belirgin özellik, birçok konuda olduğu gibi dış politika da Trump’ı taklit etmesi. Bolsonaro göreve gelir gelmez, Brezilya’nın diplomatik geleneğinin tersine, ülkesinin ABD saflarında olduğunu göstermek için ülkeyi Birleşmiş Milletler Göç Paktı’ndan çekti ve uluslararası forumlarda azılı bir ABD müttefiki gibi davrandı. Macaristan Başbakanı Viktor Orbán ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu gibi popülist liderlere yakınlık duyan Bolsonaro, seçim vaatlerinden biri olan İsrail’deki Brezilya elçiliğini Kudüs’e taşıma konusunu tekrar gündeme getirdi. Arjantin’de başkanlık seçimini kazanan solcu siyasetçi Alberto Fernandez’e Bolsonaro’nun “solcu haydut” demesiyle iki ülke arasında yaşanan gerilim ve Bolsonaro’nun ilk yurt dışı devlet ziyaretini eskiden olduğu gibi Arjantin’e değil de Şili’ye yapması, Brezilya diplomatik geleneğinde uzun yıllar görülmeyen durumlardan bazılarıydı. Görevinin ilk yılında Bolsonaro’nun Güney Amerika’daki sol hükümetlerle arasına mesafe koyması, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesini destekleyen açıklamalar yapması ve yukarıda bahsedilen birçok tutum ve eylemleri, Brezilya’nın yeni dış politikasının “Amerikancı” bir çizgiye doğru ilerlediğini gösteriyor.

Bolsonaro’dan daha da çok “Trump” olan, ABD yanlısı diğer bir isim ise dışişlerinin bir numarası Ernesto Araújo. Trump’ı “Batı medeniyetinin son umudu” olarak gören Dışişleri Bakanı, göreve geldiğinde yaptığı konuşmada, dışişleri bakanlığını dönüştürmeyi planladığına dair ipuçları verirken, küreselleşmeyi ve Latin Amerika’daki solcu partilerin oluşturduğu Sao Paulo forumunu sert şekilde eleştirdi. Araújo 27 yıllık geleneği değiştirerek ABD’nin Küba’ya uyguladığı ambargoları ilk kez kınamazken, diplomatlarına Brezilya’nın Filistin-İsrail meselesinde geçmişte durduğu pozisyondan vazgeçmesi ve Netanyahu hükümetine daha yakın bir politika izlemesi talimatını verdi. Küreselleşme karşıtı bakan iklim değişikliğinin, Batı ekonomilerinin gelişmesini engellemek ve Çin'in büyümesini desteklemek için “Kültürel Marksistler” tarafından uydurulan bir senaryo olduğuna inanıyor.

Bolsonaro koalisyonunun dış politikada yürüttüğü bu stratejik ve yapısal değişimler, ülke içinde bazılarınca beğenilse de çeşitli kesimler tarafından sıkça eleştiriliyor. Yöneltilen eleştirilerin büyük bir kısmı, Bolsonaro döneminde diplomasinin Brezilya’nın geleneksel dış politika çizgisinin dışına çıktığı, tek bir ajandaya yoğunlaştığı ve öngörülemez olduğu yönünde. Toplumun önde gelen isimleri, yeni dış politikanın özellikle “yabancı yatırım ve ticaret için uygun bir ortam sağlama” konusuna takılı kaldığını düşünerek, bu yeni stratejinin Güney Amerika ile sorunlara ilgisiz kalmayı ve eski Brezilya liderleri Cardoso ve Lula’nın oluşturduğu politikaları ortadan kaldırmayı hedeflediğini düşünüyor.

Bu yorumların yanı sıra, Brezilya’nın geleneksel dış politikasındaki yön değişikliğinin asıl sebebi, Bolsonaro’nun neo-liberal politikaları geri getirerek ABD ile yakınlaşmak istemesi ve dış politikasını ülkesinin ekonomik büyüklüğünü ön plana çıkararak şekillendirmek istemesi olabilir. Bolsonaro hükümetinin yaptığı ve yapmak üzere söz verdiği özelleştirmeler, önceki liderlerin getirdiği “refah devleti” anlayışının (emeklilik reformunda olduğu gibi) yeniden düzenlenmesine yönelik; ülkeye doğrudan yabancı yatırım çekmek için yapılan çalışmalar bu yönde atılan adımlardan yalnızca birkaçı. Ayrıca dış politikadaki değişimin, Bolsonaro’nun dış politikayı kamu politikasından ayrı tutmamasından kaynaklandığı da söylenebilir. Birçok aktörün dahil olarak dış politika yapımını gerçekleştirdiği bu yaklaşımda, daha istikrarlı bir dış politikanın mümkün olacağı öngörülüyor. Bolsonaro’nun ekonomi, çevre ve güvenlik gibi bazı iç politikaları da yeni dış politika stratejisine dahil etmesi, bu yeni yaklaşımın örneklerinden.

Bolsonaro dış politikasının muhtemel çıkmazı

Brezilya, bir kesime yakınlaşmadan ya da muhalif olmadan özerklik iddiasına sahip bir dış politika stratejisinden, ülkelerin dost/düşman şeklinde kategorize edildiği bir dış politika tarzına doğru değişim yaşıyor. Fakat başkanlığında ilk yılını tamamlayan Bolsonaro, bu ısrarcı dış politika stratejisini gerçekleştirmede çeşitli engeller yaşadığı için çıkmaza sürükleniyor. Çin’in ülkedeki ekonomik etkisi, Trump’ın azil yargılaması süreci, Netanyahu’nun içinde bulunduğu politik durum ve bazı AB ülkelerinin liderleriyle yaşanan gerilim, Bolsonaro’nun dış politikada istediği değişimin hızını yavaşlatan ciddi engeller.

Bu yeni süreçte, Bolsonaro hükümetinin Güney Amerika ile (özellikle sol hükümetlerle) ilişkilerinde daha ilgisiz veya nötr olacağı düşünülebilir. Bununla birlikte, Bolsonaro’nun kendini Trump ve AB ülkelerine ve diğer gelişmiş ülkelerin liderlerine kabul ettirmesinin de kolay olmayacağı ve bunun zaman alacağı söylenebilir. Bolsonaro’nun geçtiğimiz aylarda özellikle Amazon yangınları ve çevre politikaları konusunda AB ülkeleri liderlerine rest çekip onlarla münakaşa etmesi buna örnek gösterilebilir.

Öte yandan Brezilya’nın ihracatının neredeyse yüzde 28’ini oluşturan Çin ile ilişkilerini güçlendirmek yatırım açısından daha pragmatik gözükse de, sağcı liderin takıntılı ajandası buna engel niteliğinde. Brezilya tarımcılar lobisi gibi grupların, ülkenin Çin karşıtı politikalardan vazgeçmesini istediği dikkate alındığında, yeni dönemde Çin ile ilişkilerin geri plana atılması, Bolsonaro’yu bilhassa iç siyasette sıkıntıya düşürebilir.

Brezilya’nın yeni dış politikasını belirlemede, yıl içinde yapılacak ABD ve İsrail seçimlerinin etkisinin de büyük olacağını ifade etmek gerekir. Trump’ın tekrar başkan seçilememesi durumunda, Bolsonaro dış politikada daha da izole olmak durumunda kalabilir. Bu durumda Bolsonaro’nun dış politikada bütün yumurtaları tek bir sepete koymayarak alternatif planları gündeme getirme ihtiyacı da doğabilir. Aksi halde, Bolsonaro’nun iki seçeneği var: Ya kuvvetle sarıldığı Trump’ın ipine güvenerek bu yeni dış politika iddiasını sürdürecek ya da bundan vazgeçmek zorunda kalarak ülkesinin geleneksel dış politikasına dönecek.

(AA)