Ahmet Yenilmez


Yayın Tarihi:

21 Eylül 2023 Perşembe 07:35:00

DUYULMASI GEREKEN SESLER ÇIKIYOR…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğundan bugüne kadar bir çok protestolar ve eylemler yaşadı. Mecliste oylanan yasalar, genelgeler, tezkereler toplum tarafından değerlendirmeye alınan bir çok konu yeri geldi protesto edildi, yeri geldi bu konularda sokak eylemleri yapıldı. Bazen masum eylemlere sızarak, başka niyetlerini kabul ettirmeye çalışan güruhlar da olmadı değil.

Genellikle, bizim toplumumuz hakkını aramak veya istemediği bir şeyi dile getirmek için sokak eylemlerini tercih etti. Eline pankartı alan düştü sokaklara. Aslında milletimizin istediklerini veya istemediklerini meclise rahatlıkla sunabileceği bir dilekçe sistemi mevcut, hem de teknolojinin nimetlerinden yararlanarak bu dilekçeleri rahatlıkla e-devlet bilgilerimizi girerek online şekilde de yapabiliyoruz. Hatta, bir başkasının meclise sunmuş olduğu online dilekçeye biz de imza atabiliyoruz. Böylelikle tek bir dilekçe veya birkaç dilekçe üzerinden meclise meramımızı anlatmış, konular hakkında fikirlerimizi toplu şekilde beyan etmiş oluyoruz.

Doğrudan demokrasinin güzel bir örneği olarak, bu sistemin hayata geçirilmiş olmasından dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne teşekkürlerimi sunuyorum. Tabii, bu dilekçelerin bir bağlayıcılığı var mı ya da yeteri kadar imzaya ulaşan dilekçe konusu mecliste etki yaratabiliyor mu, bilmiyorum.

Gelelim asıl konumuza; Ülkemizde kendi sağlığını, kendi geleceğini, çocuklarının geleceğini, hatta ülkenin geleceğini düşünen, hiçbir yerden fonlanmadıkları için, kendi araştırmaları neticesinde başımıza gelebilecek kötü durumları önceden fark edebilen ve bu durumlarla ilgili bireysel bazda önlemlerini alabilen güçleri yetmese de devleti ve milleti uyarmaya çalışan önemli bir vatandaş topluluğu var. Sayıları da hiç azımsanmayacak derecede. Bu vatandaşların en büyük özelliği; medyanın önlerine koyduğu servis edilen bilgiler, haberler ve manipülasyonlara itibar etmeyerek kendi akıllarını kullanarak akademik araştırmalarını yaparak, küresel şirketlerin güdümünde olan büyük medya şirketleri tarafından yer verilmeyen akademisyenlere, doktorlara, profesörlere ulaşarak onların samimi, insanlık yararına ve vatansever bilgilerini alarak kararlar vermeleri.

Dediğim gibi bu insanlar;

Küresel şirketlerin güdümündeki akademisyenlerin,

Küresel şirketlerin güdümündeki uluslararası organizasyonların ve birliklerin,

Küresel şirketlerin güdümündeki ve onların söylemlerini papağan gibi tekrarlayan medyanın, bizlere empoze etmeye çalıştığı tüm insanlık zararına olmasına rağmen süslenerek püslenerek verdikleri bilgilere rağmen, bireysel bazda kendilerini koruyabiliyorlar.

Ama bazen öyle durumlar olabiliyor ki, işin içine yasalar ve devlet politikaları eklenince topyekûn toplumun ve dolayısıyla kendini, ailesini ve geleceğini korumaya çalışan bu insanlar da kurunun yanında yanmak zorunda kalıyor. Meclisten bazen bazı yasalar geçiyor ve geçen bu yasaların toplumda problem oluşturması neticesinde, geri döndürülüyor. Buna en güzel örnek olarak, aile yapısının temeline dinamit döşeyen İstanbul Sözleşmesi'ni verebiliriz. İstanbul Sözleşmesi kolay dönülebilecek bir hataydı ve hükümetimiz bu hatadan büyük problemler oluşmadan döndü.

Şimdi ise, bambaşka neticeler doğurabilecek bir yasa tasarısı meclis gündemine gelmiş durumda: "İKLİM YASASI"...

Yukarıda bahsettiğim vatandaşlar, bu yasanın neler doğurabileceğinin farkında ve ellerinden geldiğince farkındalık yaratmaya çalışıyor. Bu minvalde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yasanın reddi hususunda onlarca belki de yüzlerce dilekçe verilmiş durumda ve bu dilekçelerin her birini imzalayanların sayısı 600 000' i geçmiş durumda. Altı yüz bin çok büyük bir sayı neredeyse, seçimlerin bile sonuçlarını etkileyebilecek bir sayı. 600.000'den fazla insan yememiş içmemiş oturmuş araştırmış ve bu yasanın geçtiği taktirde devletimize, milletimize, geleceğimize ve insanlığa büyük zararları olacağını, yapılabilecek en medeni şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bildirmiş. Eminim, aynı fikirde olmasına rağmen, E-Dilekçe sisteminden haberi yok olmayan daha fazla vatandaş vardır.

Gazi Meclisimizde bulunan Milletimizin vekilleri de bu duruma kayıtsız kalmayacaktır. Bu insanlar ne bir taşkınlık yapmış ne de bir sansasyon yaratmışlardır. Yalnızca devletlerinin onlara verdiği haklardan birini en medeni şekilde kullanmışlardır.

Aslında, bu durum sadece ülkemizin değil, neredeyse tüm dünya ülkelerinin mustarip olduğu bir husustur. Küresel Organizasyonların ısrarla devletlere uygulaması için baskı yaptığı bu politika, ülkelerin içindeki araştıran ve sorgulayan, vatanını milletini seven tüm toplumların karşı çıktığı ve ülkelerinde mücadele verdiği bir politikadır. Devlet bazında farkındalık halinde olan Rusya gibi ülkeler de yok değil. Fakat birbirine iyice entegre olmuş küresel sistem yüzünden sayıları oldukça az.

Araştıran, sorgulayan ve bunun uğrunda mücadele veren vatanını, milletini, ailesini ve geleceğini düşünen bu insanların araştırmaları neticesinde; bu İklim Değişikliği meselesinin iç yüzünün çok karanlık yerlere gittiği açıkça belli. İnsanoğlunu yeterince köleleştirememekten mustarip olan küresel şirketler, artık bu politikalarla birlikte son ve en öldürücü darbesini vurmak üzere. Ufacık bir araştırma yaparak, hem kendileri için hem de bizler için, bu meselenin iç yüzünü araştıran insanların söylediklerine kulak vermek zorundayız. Kalın sağlıcakla.