0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA
15 Nisan 2022 Cuma 13:00:00 - Güncelleme:15 Nisan 2022 Cuma 13:00:00

Özhan Eren'den yeni beste ve senaryo

Müziğin kendisi için vazgeçilmez olduğunu anlayıp teğmenlikten ayrıldıktan sonra, Yunus Emre şiirlerinden bestelediği 'Selam Olsun' adlı ilk solo albümünü çıkardığında takvimler 1991'i gösterirken, yine 90'lar bitmeden yayınlanan 'Kara Tren' adlı türküsüyle Özhan Eren artık geniş kitleler tarafından bilinen bir sanatçıydı.

Orhan Hakalmaz'dan Yavuz Bingöl'e Zara'dan Gülden Karaböcek'e... Herkes Kara Tren'i yorumluyordu.

Ancak, Özhan Eren deyince benim için varsa yoksa Nesimi'nin şiirinden bestelediği 'Gül'dür Gül' adlı ilahiydi.

Gül olanın aslı güldür

Peygamberin nesli güldür

Girdim şahın bahçesine

Postu destarı Gül'dür, gül

Asmasında gül dalları

Kovanında gül balları

Ağacında gül halleri

Servi çınarı güldür, gül...

Aradan 27-28 yıl geçmiş, hala burnumun direğini sızlatan bir eserdir. İlk dinlediğimde hissettirdiği duygu neyse bugün de o...

Besteyle ilgili internet yorumlarına baktım, benzer duygularla yazılmış mesajlar gördüm, içlerinden biri ise günümüzün popüler müzik ortamına sitem ediliyor: Hadise'yi, Murat Boz'u, Tarkan'ı ya da türevlerinin hepsini tanırız da asıl sanatçıları tanımayız!

Haklı ama işin magazinine girmeyeyim, içinden çıkamayız.

Neyse...

Sonraki yıllarda senarist, yönetmen Özhan Eren ile de tanıştık; Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele döneminden, yakın tarihimize ait yürek yakan hikâyeleri beyazperdeye taşıdı Eren; 'Sarıkamış: 120' ve 'Çanakkale'den Son Mektup' gibi iki film armağan etti beyazperdeye.

Aslında size müzisyen ve yönetmen Özhan Eren'den yeni haberler vermek istiyorum; sonunda, O da tası tarağı toplayıp İstanbul'dan taşınan sanatçılar kervanına katıldı.

O şimdi, 'Kuvâ-yi Milliye'nin baş şehri' dediği Balıkesir'de meskûn; gördüğüm kadarıyla da kararından memnun:

Zağnos Paşa'nın, Seyid Onbaşı'nın, Hilmi Yüzbaşı'nın, akıncıların lideri efsane Kaymakam İbrahim Ethem'in, Gördesli Makbule Hanım'ın, Nazife Kadın'ın memleketi Balıkesir'e oyalanmak için gelmedi elbette.

'Hayatımda aldığım en iyi kararlardan biri, burası bana iyi geldi' dediği Balıkesir'de Milli Mücadele ve Kuvâ-yi Milliye dönemi hikâyelerinin peşine düşmüş Eren.

Şehrin Milli Mücadele'deki yerini konu alan 'Bir Zamanlar Balıkesir' adlı senaryonun yazımına da başlamış.

Bir de yeni bir türkü bestelemiş; piyano başında ilk dinleme fırsatı bulanlardanım...

'Yarim Diye' adlı bestede Balıkesirli Şemsi Nine'nin hikayesi var.

Seferberlik yılları, Şemsi Nine yeni evlenmiş, gencecik bir kız.

Vatan savunması bu, eli silah tutan herkes cepheye gider, Şemsi Nene'nin beyi de...

Veda günü beyi Şemsi Nene'ye şöyle seslenir: 'Hanım sen çok güzelsin, ben gelene kadar evden çıkma ne olur, döneceğim.'

Giden gelmez...

Ve Şemsi Nene 'söz verdim' diyerek bir ömür evden çıkmaz.

Şimdi burada ne ararsan var; vefa, edep, sözün değeri...

Gerçek bir hikâye, şahitleri var; komşuları, cepheden gelen mektupları, fotoğrafları var...

Ve Şemsi Nene'nin bu hikâyesi, bir asır sonra Eren'in yeni türküsünde ağıt olur tüter:

Haberin gelmiş cepheden esir diye

Tespih gibi çektim seni gelir gelir diye...

Bu hikâyede geride kalanların fedakarlıkları, çileleri, yokluk ve yoksunluk karşısındaki dirayetleri var.

Milli Mücadele'nin ne şartlar altında kazanıldığının öyküsü var.

Bugün bakkala bile gitmeye üşenen çocuklarımıza, cepheye koşa koşa giden ecdadın hissiyatınıi sinemada, şiirde, edebiyatta doğru dürüst anlatamıyorsak vay halimize.

Yemen türküsü olmasaydı belki Yemen'i bugün hatırlamayacaktık bile.

Bilgisi, duygusu, görgüsüyle sanat eserleriyle bu toprakların hissiyatını yaşatmak boynumuzun borcu.

Çünkü, savaşların bittiği, huzurun hakim olduğu bir dünyada yaşamıyoruz; bakınız

Rusya'ya, Ukrayna'ya...

Bugünlerin yarını da var; etraf barut fıçısına dönmüş, görüyoruz.

Uzak bir tarih değil...

Kurtuluş Savaşı'na gidilen yolda Rum çetelerinin Türk rehineleri bir camiye doldurup, kapıları, pencereleri zincirleyip, çoluk çocuk havaya uçurmak istedikleri yıllar çok uzakta değil.

Patlamaya ramak kala o camiden kurtarıldılar.

Aralarında bir anne ve çocuğu...

O çocuk Hıncal Uluç'un babası...

Yani, çağlar öncesine ait hikâyeler değil; daha dün...

'Coğrafya'yı bilmeden tarihi hissetmek zor, mesele bu toprağın hissiyatını yaşatabilmek' diyor Özhan Eren.

Balıkesir'de hikâyeler biriktiriyor, araştırıyor, yazıyor, besteliyor...

BEDİR ACAR

Etiketler : özhan eren bedir acar albüm
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca hazırlanan aydınlatma metnimizi okumak için buraya, mevzuata uygun çerez politikamızla ilgili detaylı bilgi almak için buraya, gizlilik politikamızla ilgili detaylı bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.
closeX