• BIST
    1325.47
  • Dolar
    7,9604
  • Euro
    9,5014
  • Altın
    463,3830
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA
28 Ağustos 2020 Cuma 00:17:00 - Güncelleme:28 Ağustos 2020 Cuma 00:37:00

Bakan Akar'dan 'Doğu Akdeniz' mesajı: Hakkımızı hukukumuzu koruyacağız

Kaynak: AA

ABONE OL

Doğu Akdeniz'de Sondaj gerilimi hakkında açıklama yapan Milli Savunma Bakanı Akar, "Türkiye'nin gücünü, kuvvetini test etmemek lazım. Hak ve menfaatlerimizi korumak, kollamak konusunda azimliyiz, kararlıyız, muktediriz." ifadelerini kullandı.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

İçinde bulundukları bölgede çeşitli siyasi krizlerle, çeşitli çalışmalarla iç içe faaliyetleri yoğun bir şekilde yürüttüklerini belirten Akar, "Esas olan, hakkı hukuka, ecdadımızdan aldığımız mirasa uygun şekilde, hak, adalet, istikrar, barış için ve insanların rahatı, huzuru ve güvenliği için gayretlerimizi gösteriyoruz. Bu esaslar çerçevesinde yaptığımız mücadelede hakkımızı, hukukumuzu korumakla kararlılığı herkesin bilmesini istiyoruz." diye konuştu.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele edildiğini vurgulayan Akar, "Çok şükür aldığımız sıkı ve katı tedbirlerle herhangi bir şekilde operasyon bölgelerimizde Kovid-19 ile ilgili bir hadise görülmedi." bilgisini verdi.

Bakan Akar, ciddi şekilde yurt dışı ziyaretlerin söz konusu olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Silahlı Kuvvetlerin savunma planının yeni yapısıyla geçmişte olmadığı kadar bu konuda da dış temaslarını bizler Bakanlık olarak, Genelkurmay Başkanımız, Kuvvet Komutanlarımız da kendi muhataplarıyla görüşmelerini sürdürüyoruz. Bu yıl içinde bizim 104, toplamda 163 temasımız oldu. Bu görüşmelerde, bütün bu çalışmalarda Cumhurbaşkanımızın talimatları, bizim sahip olduğumuz ilkeler, yasalarımız, hak ve menfaatlerimiz çerçevesinde hakkımızı hukukumuzu savunmaya gayret gösteriyoruz."

Yurt dışındaki temsilciliklerin ciddi şekilde arttığını belirten Akar, 83 ataşeliğe ulaştıklarını ifade etti.

Burada yoğun bir temaslar hiyerarşisi olduğunu dile getiren Akar, "Askeri eğitim iş birliği anlaşmaları, çerçeve anlaşmaları da sayısal olarak artmış durumda. Bugüne kadar yapılan askeri, diplomatik, tüm çalışmaları Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğindeki yapılan girişimler, yüz yüze görüşmeler, toplantılar. Bunların hepsinin sonunda geldiğimiz nokta artık erkesin bilmesi lazım, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, uluslararası ortamda gerçekten bir özne haline gelmiştir. Dolayısıyla bütün değerlendirmeleri bu esas dahilinde yapmamız lazım." dedi.

"15 TEMMUZ SONRASI ASİL MİLLETİMİZ, ORDUSUNA SAHİP ÇIKTI"

15 Temmuz sonrası asil Türk milletinin ordusuna sahip çıktığını vurgulayan Bakan Akar, şöyle devam etti:

"Dolayısıyla o hain darbe girişiminin verdiği zararı, ziyanı çok şükür, çok kısa sürede atlatma imkanına kavuşabildik. Bu hainler gittikten sonra şu anda içinde bulunduğumuz ortamda Silahlı Kuvvetlerimizin her geçen gün daha da kuvvetlendiğini, şanlı üniformanın gerçek sahipleri tarafından giyilmesiyle gücümüzün, kuvvetimizin daha da arttığını görmek mümkün. 15 Temmuz'dan itibaren 93 bin 327 personel aldık. Bu personelin yüzde 70'i karada, denizde, havada, yurt içinde ve sınır ötesinde bütün operasyonlarda büyük bir kahramanlık ve fedakarlıkla çalışan uzman ve sözleşmeli personelimizden ibaret. Bunların yaptıkları çalışmalar gerçekten son derece saygıdeğer ve dolayısıyla bizim gücümüz ve kuvvetimiz de herhangi bir sıkıntı yok."

"ETKİ ALANIMIZ, GERÇEKTEN SON DERECE GENİŞLEDİ"

Hulusi Akar, Cumhurbaşkanlığının 1 nolu kararnamesiyle Milli Savunma Bakanlığının statüsünün, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne bağlı olarak değiştirildiğini anımsattı.

Hiyerarşinin, Cumhurbaşkanı, Bakanlık, Genelkurmay Başkanlığı ve Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları şeklinde sıralandığını anlatan Akar, buna göre faaliyetleri yürüttüklerine işaret etti.

Bu hiyerarşide tam emir komutanın söz konusu olduğunun bilgisini veren Akar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bütün sorumluluk dahil, bütün yetki de bu faaliyetlerimizi sürdürmek zorundayız. Bununla alakalı gerekli mevzuat çalışmaları sürmekte. Bu duruma uymak için yıllardan beri olmuş birtakım alışkanlıklar ve yapılanmalar var. Bunların düzenlenmesi gerekiyor. Esas olan hukuktur. Esas olan hukukun üstünlüğü. Buradan hareketle faaliyetlerimizi planlıyoruz, sürdürüyoruz.

2019'un Haziran ayında yeni Asker Alma Kanunu çıktı. Bu önemli bir aşamaydı. 1927'den beri çeşitli şekillerde değişiklik yapıldığı için sistematiği bozulan bir yasaydı. Bu yeni yasayla birlikte bir bütün halinde Asker Alma Kanunu belirlendi. Daha sonra 2020'de yapılan düzenlemelerle personel, teşkilat ve disiplin konularında ilave bazı tedbirler alındı. 'Hukukun üstünlüğü esas' diyerek bu çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Askeri alanda, askerlik anlamında, askerlik teorisinde bir husus var. Etki alanı var, ilgi alanı var. Bizim şu anda etki alanımız gerçekten son derece genişledi. Fakat ilgi alanımıza geldiğimizde artık bütün dünya demek yanlış olmayacak. Bütün dünyadaki gelişmeleri, siyasi, askeri, teknolojik ne varsa bunların hepsini yakından takip etmek durumundayız. Takip ediyoruz. Dolayısıyla ülkemizin ve milletimizin hak ve menfaati için ne gerekliyse bunları yapmanın çalışması ve gayreti içindeyiz."

AKAR'DAN YUNANİSTAN'A "GÖRÜŞME" DAVETİ

Doğu Akdeniz ve Ege'deki gelişmelerin ardından Yunanistan ile yaşanan gerginlikle ilgili Türkiye'nin duruşuna yönelik soru üzerine Akar, "Daha önceki muhatap ve mevkidaşlarımızla daha önceki dönemde Genelkurmay Başkanı sonrasında Savunma Bakanı olarak yaptığımız görüşmelerde belli bir noktada mutabakat sağladık. Herhangi bir tahdit olmaksızın kendi aramızda, uzmanlar arasında bunları görüşelim diye. 15-20 kişilik bir heyet seçtik biz Atina'ya gönderdik. Teknik bir mesele konuşalım, her şeyi aklımızın arkasında bir şey kalmasın, her şeyi masaya koyalım açıkça görüşelim dedik. Fakat buradaki kural şu: Bütün meseleler çözülmeden hiçbir mesele çözülmeyecek. Buna göre konuşalım" ifadelerini kullandı.

Yunanistan tarafının da bunu kabul etmesinin ardından belirlenen heyetin Atina'ya gittiğini belirten Akar, şunları söyledi:

"Atina'da bir toplantı yaptılar. Daha sonra Yunan uzman heyeti Türkiye'ye geldi Ankara'da bir toplantı yaptık. Daha sonra biz Atina'ya tekrar bir daha gönderdik. Şimdi dördüncü toplantı Ankara'da olacak. Bugün bir kez daha söylüyorum biz her durumda, her şartta bekliyoruz. Biz konuşmaktan yanayız. Biz haklıyız, onun için güçlüyüz dolayısıyla biz konuşmaktan korkmuyoruz. Gelin konuşalım. Her şey açık. Diyaloğa açığız. Biz barış, huzur istiyoruz ama hakkımızı, hukukumuzu da istiyoruz. Çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği için de neyse o sorumluluğu da yerine getirmek istiyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde Yunan mevkidaşlarımız karar verirlerse biz onları burada ağırlamaktan memnuniyet duyarız. Uzmanlar gelsinler, konuşalım, görüşelim."

"BOŞ BİR HAYAL"

Doğu Akdeniz'de bazı ülkeler tarafından düzenlenen ortak tatbikatlara da değinen Akar, "Tatbikatlarla, benzer girişimlerle Türkiye'nin, TSK'nın faaliyetlerini engellemek, değiştirmek gibi şeyleri düşünmek boş bir hayaldir. Bizim kurallarımız var, prensiplerimiz var, hukuk var, hak var, hakkaniyet var. Bu çerçevede yapılması gereken neyse bunları yaptık, yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

Türkiye'nin kimsenin toprağında, denizinde, hak ve hukukunda gözünün olmadığını vurgulayan Akar, şöyle konuştu:

"Bunu binlerce defa tekrarladık, söylüyoruz. Kendi sınırlarımızda kalmak kaydıyla hakkımızı, hukukumuzu istiyoruz, diğer taraftan da bir damla suyunu dahi vermeyiz, hakkımızı yedirmeyiz. Bunu anlayın. Muhataplarımızın, bunu anlamakta sıkıntısı var. Hiçbir şekilde akla sığmayan taleplerle, yorumlarla görüşmelerle, konuşmalarla olayı tırmandıran kendileri. Bizim yaptığımız şey son derece barışçıl bir şekilde sismik araştırma yapıyoruz, olay bundan ibaret. Buna karşı askeri tatbikat yapılması, gemiler, uçakların getirilmesi nedir?"

"BU YAKLAŞIM YUNAN HALKINA DA ZARAR VERİYOR"

Yunanlı müttefiklerin "Her şey benim" yaklaşımında olduğunu söyleyen Akar, şunları kaydetti:

"Tek haklı kendileri. Peki bu 83 milyonluk Türkiye'nin hiç hakkı yok mu? Bu kadar yanlış, tek yanlı, bencil bir yaklaşım kendilerine de Yunan halkına da zarar veriyor. Komşumuz, Yunan halkının da huzura ihtiyacı var. Her seferinde olayları tırmandırarak onları da rahatsız, huzursuz etmenin bir anlamı yok. Kendileri de kaybediyor."

Savunma ve güvenlik alanında NATO ve BM gibi global bazda bazı görevlerin, sorumlulukların bulunduğuna işaret eden Akar, "Bunları da gerçekten son derece başarılı bir şekilde herkes tarafından dikkat edilecek şekilde üstün bir düzeyde arkadaşlarımız büyük bir kahramanlık ve fedakarlıkla yerine getirmeye devam ediyorlar." ifadesini kullandı.

Ayrıca ileri teknoloji için yürütülen faaliyetler hakkında da bilgi veren Akar, "Bu ileri teknolojiyi ithal ederek değil onu yerli ve milli şekilde üretmek suretiyle silahımızı, aracımızı, gerecimizi, mühimmatımızı da yapar hale gelmenin büyük bir azmi ve gayreti içindeyiz. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın gayretleri malum. İddia malum. Bunun gerçekleşmesi için çok ciddi bir çalışma içindeyiz. Bunun sonucunda varmak istediğimiz şey, ülkemizi ve milletimizin güvenliğini sağlayacak düzeyde etkin, caydırıcı, saygın bir ordunun oluşması, vatanına milletine bağlı personelden müteşekkil." değerlendirmesinde bulundu.

SON YAYIMLANAN NAVTEX'İN MUHTEVASI

Bakan Akar, son yayımlanan Navtex'in muhtevasının sorulmasına şu karşılığı verdi:

"Navtex, bunu herhangi bir şekilde denizde bir faaliyet göstereceğiniz zaman bu denizcilik kuralı, denizcilerimiz bir ilanda bulunuyorlar, 'şu alanlarda bizim bir faaliyetimiz olacak, seyir ve güvenlik bakımından bunu bilin' diyoruz. Bizim orada (Doğu Akdeniz) deniz alaka ve menfaatlerimiz konusunda çalışmalarımız var, hakkımızı hukukumuzu korumakta kararlı, azimli ve muktedir olduğumuzu müteaddit defalar söyledik, söylemeye devam edeceğiz. Bu çerçevede biz faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bizim orada yaptığımız sismik çalışmalar, araştırmalar, bununla alakalı ne varsa gerektiği kadar bunu sürdüreceğiz. Bunun herhangi bir tarihi, sınırı vesaire söz konusu değil. Bizim orada hakkımızı, hukukumuzu kullanıyoruz, bunun gereği olarak da yapılması gereken teknoloji çalışmaları var. Bu çalışmaları sürdürüyoruz. Bunlar ne kadar gerekiyorsa o kadar yapılacak ve bunu yapacağız. Enerji Bakanlığımız bu çalışmaları sürdürürken, biz de Silahlı Kuvvetler, Milli Savunma Bakanlığı olarak oradaki faaliyetlerin güvenliğini sağlamaktan sorumluyuz. Bugün yapılan açıklamaya geldiğimizde bu tamamen bundan farklı. İskenderun bölgesinde Deniz Kuvvetlerimizin atış eğitimi için yapılan planlı bir faaliyet ile alakalı güvenlik bakımından yayımlanmış bir Navtex'tir. Bu farklı eğitim ve atış için yapılan çalışma."

"BİZ ARTIK TERÖRLE YAŞAMAK, BUNA ALIŞMAK ZORUNDA DEĞİLİZ"

Bakan Akar, "Teröristle mücadele operasyonları kapsamında, Pençe-1, Pençe-2, Pençe-3 operasyonları sürerken Pençe-Kartal, hemen ardından da Pençe-Kaplan operasyonlarını başlattınız. Yurt içi ve sınır ötesinde gerçekleştirilen teröristle mücadele operasyonlarında son durum nedir?" sorusunu yanıtlarken, öncelikle operasyonlarla alakalı ilkelerden söz etmek istediğini söyledi.

"Bir kere biz şuna inanıyoruz, biz artık terörle yaşamak, buna alışmak zorunda değiliz, bunu görüyoruz." diyen Akar, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz terörü bitirmek için terörü kaynağında kurutmak için elimizden gelen neyse bugüne kadar yaptık ve bundan sonra da artan bir tempoyla bunu yapmak suretiyle inşallah terör belasından asil milletimizi kurtaracağız, hudutlarımızın, halkımızın güvenliğini sağlayacağız. Amacımız bu. Bunu yaparken tekrar tekrar söylüyoruz, biz tüm komşularımızın toprak bütünlüğüne, siyasi bütünlüğüne son derece saygılıyız. Kimsenin toprağında, kimsenin denizinde asla gözümüz yok. Fakat hiçbir şekilde de komşularımızın topraklarından, denizlerinden bize karşı bir saldırıya da müsaade etmeyeceğimizi, buna göz yummayacağımızı herkesin bilmesini istiyoruz.

Altını çizmek istediğim önemli konulardan biri, bizim tek amacımız terörle ve teröristle mücadele. Bizim bunun dışında herhangi bir etnik, herhangi bir mezhepsel toplulukla mücadelemiz söz konusu değil. Özellikle dış basında bizim terörle, teröristle, PKK ile YPG ile DEAŞ ile mücadelemizin tercümesi yapılırken oraya Kürt kardeşlerimizi ilave ediyorlar. Bu kesinlikle yanlış, kabul etmemiz mümkün değil, böyle bir şey asla söz konusu değil, Kürtler bizim kardeşimizdir, biz onlarla etle tırnak gibiyiz. Binlerce yıl beraber yaşadık, şehitliklerde yan yana yatıyoruz. Bundan sonra da birlikte yaşamaya devam edeceğiz ve bunu hiç kimse fitne ile fesat ile değiştiremez."

Hulusi Akar, operasyonları yaparken, emirlerde, talimatlarda, çalışmalarda her zaman altının çizilen en önemli konulardan birinin, sivillere, masumlara zarar ziyan vermemek için tarihi, dini yapılara, herhangi bir zarar getirmemek ve çevreyi korumak olduğunu belirterek, bu konularda hassas davrandıklarını herkesin bilmesi gerektiğini dile getirdi.

Bunun dışında bir sürü tezvirat da yapıldığına dikkati çeken Akar, "Anadolu Ajansımız bunları o fake fotoğrafları videoları anında yüzlerine çarpmaktadır." değerlendirmesini yaptı.

"En son teröristi etkisiz hale getirip bu musibetten 40 yıldan fazla cefa çeken milletimizi kurtaracağız"

Terör ve teröristle mücadeleyi "taarruzi" bir anlayışla sürdürdüklerini vurgulayan Bakan Akar, "Bu çerçevede yaptığımız mücadelede, en son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar devam edecek. Bundan dönüş yok. Bu Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı, bizim yaptığımız planlama bu yönde. En son teröristi etkisiz hale getirip bu musibetten 40 yıldan fazla cefa çeken halkımızı, milletimizi kurtaracağız. Dileğimiz temennimiz bu." diye konuştu.

Kuzey Irak'ta yürütülen operasyon serilerinin gerçekleştiğine işaret eden Akar, hudutların, halkın güvenliği için ellerinden gelen gayreti göstermeye devam edeceklerini ifade etti. "Buradaki tehdidi yok edeceğiz, bizim amacımız bu." diyen Akar, şunları söyledi:

"Bunun dışında bizim Iraklı kardeşlerimizle bir sorunumuz söz konusu değil, olamaz. Zaten biz bunları Irak yönetimi ile oradaki teröristlerin beraber etkisiz hale getirilmesi için gayret gösterimi konusunda görüşmekteyiz. Pençe harekatlarında şu ana kadar 320 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Burada en önemli konulardan biri de bugüne kadar 'girilemez, ulaşılamaz' denilen yerlere Mehmetçik girdi ve ulaştı, bütün o mağaraları, inleri başlarına yıktı ve yıkmaya devam ediyor. Dolayısıyla kaçacak yerleri kalmadı, bunu başındakiler anladılar ve temennimiz dileğimiz, alttakilerin de bunu anlaması. Zaten geriye dönüp baktığımızda, burada katılımlar azaldı, kaçışlar çoğaldı, takip ediyorsunuz. Biz bunun bitmesi için ne yapılması gerekiyorsa bunları yapmaya devam edeceğiz."

Terör örgütü yandaşlarının, hava harekatlarında sivil vatandaşların öldürüldüğüne yönelik iddialarını anımsatan Milli Savunma Bakanı Akar, "Bu da gerçekleri yansıtmamakta. Unutmayalım, zafer süngünün ucundadır, dolayısıyla bizim komandolarımızın son derece zor arazi ve iklim koşullarında yaptıkları faaliyetleri göz ardı etmememiz lazım. Gerçekten buradaki mücadelede bir bütün ve bir bütün halinde arkadaşlarımız sürdürüyorlar. Amacımız istiklale kavuşmuş bir bölgeden bahsediyoruz, ona çalışıyoruz." dedi.

"24 Temmuz 2015'ten bu yana 17 bin 200 terörist etkisiz hale getirildi"

Türkiye'nin amacının bağımsız, müreffeh ve güven içinde yaşanılabilir bir Suriye olduğunu vurgulayan Akar, bunun gerçekleşmesi için uluslararası hukuk çerçevesinde hareket edildiğini söyledi.

Türkiye'nin sınır bölgelerinde herhangi bir terör koridorunun oluşmasına müsaade etmeyeceğini kaydeden Bakan Akar, Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden terör faaliyetlerinin durdurulması için bugüne kadar yapılması gerekenleri yaptıklarının altını çizdi.

Türkiye dışında Suriye'de bulunan ülkelerin emrivaki girişimleri nedeniyle bu ülkenin hem siyasi hem toprak bütünlüğü konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldığını ifade eden Akar, şöyle devam etti:

"Hepimizin bildiği gibi orada, 40 binden fazla vatandaşımızı katleden silahlı terör örgütü PKK var. PKK ile paralel bir de YPG var. Bunlar çeşitli isim adı altında çıkmaktadır. Karşımızda bir terör örgütü var, isimleri ne olursa olsun. Dolaysıyla bu örgütle mücadelemiz devam ediyor. Bunun anlaşılması ve görülmesi lazım. Bu konuda müttefiklerimizle, dostlarımızla maalesef anlaşamadık, anlaşamıyoruz. Bunu da her seferinde masada tutuyoruz ve söylüyoruz: PKK eşittir YPG, YPG eşittir terör. PKK YPG'yi Kürt olarak, Kürtlerin temsilcisi olarak görmek kesinlikle yanlış, kesinlikle gerçeklere aykırıdır. Bunlar hiçbir zaman Kürt kardeşlerimizin temsilcisi olamaz. Nasıl ki DEAŞ Müslümanların temsilcisi olamazsa PKK da Kürt kardeşlerimize temsilci olamaz. Fakat burada ciddi istismarlar var. Onun giderilmesi için biz de hem sahada hem de masada her türlü gayreti gösterdik, göstereceğiz."

Türkiye'nin Suriye'de yol ve alan kontrolleri yaparak bölgede sükuneti sağlamaya çalıştığını anlatan Akar, ancak bu süreçte bölgede bulunan ABD ve Rusların Türkiye'ye verdikleri sözleri yerine getirmediğini belirtti. Akar "ABD ve Rusya bugüne kadar verdikleri sözleri, daha önce yapılan çalışmalardaki taahhütleri yerine getirmedi. Hala orada maalesef teröristlerin varlığı sürüyor ve bu teröristler bir şekilde bizim kontrol ettiğimiz bölgelere sızma girişiminde bulunuyorlar. Tacizlere ve tecavüzlere yelteniyorlar fakat Mehmetçiğimiz onlara misliyle cevabını veriyor." ifadelerini kullandı.

Suriye'de el yapımı patlayıcıların temizlendiğini, bu sayede halkın güvenliğini sağlayarak onların sosyal hayata katılmalarına öncülük ettiklerini dile getiren Akar, aynı zamanda bölgedeki cami, kilise ve gündelik hayatta kullanılabilecek kurum binalarının da onarıldığını söyledi.

Halkın ihtiyaçlarını karşılamak için diğer bakanlıklarla iş birliği içinde çalışmalar yaptıklarını bildiren Akar, normalleşme süreci devam ederken Suriye halkının malı olan petrol başta olmak üzere yer altı değerlerine teröristler aracılığıyla el konulmaya çalışıldığını ancak bunun kabullenilmeyeceğini vurguladı.

Bu girişimin Suriye halkının haklarına tecavüz olduğuna dikkati çeken Akar, 17 Ekim'de Amerikalılarla, 29 Ekim'de Ruslarla yapılan mutabakat muhtıralarına uymaları için Türkiye'nin her seferinde çağrıda bulunduğunu aktardı.

"300 BİN SURİYELİ GÖNÜLLÜ OLARAK ÜLKESİNE DÖNDÜ"

Şubat ayında İdlib'de Bahar Kalkanı Harekatı'nın başladığını, ardından 5 Mart'ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Moskova'da Putin ile yapılan mutabakat muhtırasından sonra ateşkes ilan edildiğin hatırlatan Akar, küçük ihlaller olsa da ateşkesin devam ettiğini kaydetti.

İstikrarın bozulması için bir kısım radikal grupların ve milislerin çalışmalar yaptıklarının farkında olduklarını bildiren Akar, bunun önüne geçmek için MİT ve TSK'nin koordineli şekilde faaliyette bulunduğunu belirtti.

Zorluklara rağmen M4 Karayolu'nda 26. devriyenin tamamlandığını, bu konudaki iş birliğinin sürdüğünü anlatan Akar, ateşkesin ihlal edilmemesi için Ruslarla da temas halinde olduklarını bildirdi.

Şu ana kadar 300 binden fazla Suriyelinin gönüllü olarak kendi topraklarına yerleştikleri bilgisini veren Akar, bölgede yerleşim sürecinin hızlanmasın için yeni evlerin yapıldığını ifade etti.

Terör örgütünün çözüm sürecini sabote etmesinin ardından 24 Temmuz 2015'te büyük bir hava harekatı başlattıklarını hatırlatan Akar, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Daha sonra çukur operasyonları başladı. Dağda baş edemediler, şehirlere karıştılar, bir şey yapacaklarını zannettiler. Bu operasyonlar bugüne kadar devam etti ve 17 bin 200 terörist etkisiz hale getirildi. Artan bir tempoda faaliyetlerimiz sürüyor. Ne zamana kadar? En son terörist etkisiz hale getirilene kadar. Bütün bakanlıklarla kurumlarla ve Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda, Mehmetçiğimizle yaptığımız mücadele sonucunda bu terör belasından ülkemizi kurtaracağız. Tek hedefimiz teröristler."

Evlatlarına kavuşmak için çağrı yapan Diyarbakır anneleri ile ikna yoluyla teslim olan teröristlere ilişkin değerlendirmede bulunan Akar, Diyarbakır annelerinin çocuklarına kavuşmak için verdikleri mücadeleyi son derece saygın, önemli ve değerli gördüklerini dile getirdi.

Teröristlerin sözde ele başlarının bu işin artık çıkmaz bir yol olduğunu gördüklerini söyleyen Akar, "Bunun bütün terör örgütü tarafından anlaşılması için herhalde biraz daha zamana ihtiyaç var. Bunlar, bu yolun çıkmaz sokak olduğunu gördüler, görecekler. Bu işte bir başarı sağlayamayacaklarını anladılar." dedi.

Kürtleri kardeş olarak gördüklerini vurgulayan Akar, çocuklarının kandırılarak dağa çıkarılmasının büyük bir üzüntü kaynağı olduğunu ifade etti.

Bu üzüntülerinin sona ermesi için bazen açık, bazen ise örtülü olarak konuya bir bütün halinde yaklaşarak çalışmalar yaptıklarını aktaran Akar, şöyle konuştu:

"Amacımız terör musibetinden ülkemizi kurtarmak. Bunun için de her anlamda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çok önemli sonuçlar aldık. Bu sonuçların giderek artacağına da inanıyorum. Teröristler artık çaresiz hale geldiler ki oradaki bölge halkının çocuklarını ikna ederek kaçıramadıkları için rehin alıyorlar, birtakım tehditlerle, şantajlarla rehin oluyor. Bunlar Birleşmiş Milletler raporlarına dahi intikal emiş bulunuyor. Dolayısıyla bunların çöküşü devam ediyor, inşallah devam edecek ve amacımıza ulaşacağız."

EGE'DE BAZI ADALARIN SİLAHLANDIRILMASI

"Ege'de bazı adaların Yunanistan tarafından uluslararası hukuka aykırı olarak silahlandırılması ve bu adalara yönelik Yunan üst düzey yetkililer tarafından yapılan ziyaretler söz konusu. Yunan medyasının gündeminin de hep Türkiye ile alakalı olduğunu görüyoruz. Son dönemde bölgede tırmanan bu gerilime yönelik değerlendirmeniz nedir?" sorusuna cevap veren Akar, Yunanistan ile Türkiye arasındaki problemlere farklı bakış açıları olduğunu belirtti.

NATO Genel Sekreterinin olaya gayet objektif yaklaştığını vurgulayan Akar, "Fransız meslektaşımız hanımefendinin açıklamaları var. Bunun hukukla, akılla, mantıkla, elle tutar tarafı yok. Anlamak mümkün değil." dedi.

BAKAN AKAR, SÖZLERİNİ ŞÖYLE SÜRDÜRDÜ:

"Tatbikatlarla, benzer girişimlerle Türkiye'nin, TSK'nin faaliyetlerini engellemek, değiştirmek gibi şeyleri düşünmek boş bir hayaldir. Bizim kurallarımız var, prensiplerimiz var. Hukuk var, hak var, hakkaniyet var. Bu çerçevede yapılması gereken neyse bunları yaptık, yapamaya devam edeceğiz. Bizim kimsenin toprağında, kimsenin denizinde, kimsenin hakkında, hukukunda gözümüz yok. Bunu binlerce defa tekrarladık, söylüyoruz. Kendi sınırlarımızda kalmak kaydıyla hakkımızı, hukukumuzu istiyoruz. Diğer taraftan da bir damla suyunu dahi vermeyiz, hakkımızı yedirmeyiz. Bunu anlayın. Muhataplarımızın bunu anlamakta sıkıntısı var. Hiçbir şekilde akla sığmayan taleplerle, yorumlarla, görüşmelerle, konuşmalarla olayı tırmandıran kendileri. Bizim yaptığımız şey son derece barışçıl bir şekilde sismik araştırma yapıyoruz. Olay bundan ibaret. Buna karşı askeri tatbikat yapılması, gemiler, uçakların getirilmesi nedir?"

Güney Kıbrıs'ta Fransızların üç uçağı olduğunu belirten Akar, "Bu niye geldi buraya? Hukuk diyorsunuz, anlaşmalar diyorsunuz. 1960 anlaşmalarında siz garantör müsünüz? Sizin böyle bir hakkınız, yetkiniz var mı? Kabadayılık dönemi geçti. Kabadayılıkla bazı hareketleri yaptırmaya zorlamak gibi şansınız yok." ifadelerini kullandı.

Akar, Yunanistan tarafından ortaya atılan kara suları iddiasına değinerek, "Ege Denizi'nde kara suları 6 mil. Dün de açıklama yaptılar. Adriyatik'te 12 mile çıkarmak konusunda bir çalışmaları var. İtalya, Arnavutluk ve Yunanistan arasındaki bir konu bu. Bizim tarafa herhangi bir yansıması söz konusu değil. Burada 6 mil kara suyu olan adaların aynı zamanda 10 mil hava sahası olması akıl, mantık, fizik, kimya... Böyle bir şey mümkün değil. Böyle bir şey söz konusu değil. Ne tarihte bunun böyle bir örneği ne de günümüzde böyle bir örneği var. Bunun cevabı 'böyle oldu'. Böyle oldu da o zaman yanlışsa bunu düzeltin." ifadesini kullandı.

Konuyu bir örnekle açıklayan Akar, Türkiye'nin uluslararası sulardaki bir gemisi 6 milin dışındayken herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığını belirterek, "O gemide bir hastalık veya acil bir konu oluyor, helikopter kalkması gerekiyor. Helikopter kalktığı anda 'hava sahamızı ihlal' diyorlar. Burada akıl diyoruz, mantık diyoruz." diye konuştu.

Ön yargıyı "insanoğlunun en problemli sahası" olarak nitelendiren Akar, "Eğer ön yargı olursa insan kör oluyor, sağır oluyor. Ön yargı ile meseleye baktığınız zaman ne gerçekleri görebiliyor ne de gerçekleri duyabiliyorsunuz. Yunan komşularımıza ön yargılardan uzak, meselelere objektif olarak bakmalarını şiddetle tavsiye ediyoruz." dedi.

Ege'de geçmişte başlayan "bazı adaların silahsızlandırılması" konusuna da değinen Akar, "Deniliyor ki kesinlikle gayri askeri statüde olacak bu adalar. Siz bu 23 adanın 16'sını silahlandırmışsınız. Nereye koyacağız bu konuyu biz? Biz bunları herhangi bir şekilde oyunu kesen, oyunu durduran, oyunu bitiren bir olay olarak da görmedik. Bütün bunlara rağmen biz büyük bir sabırla, özveriyle 'Tamam bunlar böyle ama biz yine de konuşalım, diyalogdan yanayız' dedik. Biz buna rağmen diyalog diyoruz. Yoksa yapılan işlerin gerçekten iler tutar tarafı yok. Anlaşmalar söz konusu, metinler var ortada." değerlendirmesini yaptı.

FIR hattına da değinen Akar, "Bütün dünyada, bilgi verme hattı. Bir enformasyon hattı, uçuş malumat hattı. Bunu veriyorsunuz. Bu benim sınırım diyor. Egemenlik hattı. Böyle bir şey yok." ifadesini kullandı.

"TÜRKİYE'NİN GÜCÜNÜ TEST ETMEMEK LAZIM"

Bakar Akar, Meis Adası'nın durumuna ilişkin ise "Daha önceki yapılan çalışmalarda belirlenmiş, Yunanistan'a verilmiş. İnsaf diye bir şey var, akıl var, mantık var. Meis Adası'nın Türkiye'ye uzaklığı 2 kilometre. Adanın tamamı 10 kilometrekare alan. Yunanistan'a uzaklığı yaklaşık 600, tam anlamda 580 kilometre. Böyle bir durumda olan adaya, 40 bin kilometrekare MEB alanı, deniz yetki alanı veriyorsunuz. Hani bir söz var ya kuzulara şah olsa kurt yapmaz bu taksimi diye. Bu nasıl bir şey? Bunun kabulü isteniyor." ifadelerini kullandı.

Yunanistan'ın bu konudaki gayretlerinin Fransızlar tarafından desteklendiğini dile getiren Akar, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Fransa ile İngiltere arasında, Fransa'ya 15 kilometre, İngiltere'ye 150 kilometre mesafede adalar var. Fransa'da neyi iddia ettiler? 'Bu adaların sadece kara suları olur, başka bir şeyi olmaz'. Aynı Fransa buraya geliyor diyor ki 'MEB buna normaldir' diyor. Nereden çıktı, nasıl çıktı, bir Sevilla haritası var. Bizim akademisyenlerimizi buradan ben çalışmaya, göreve davet ediyorum. Madem bu üniversiteyse, bizde üniversite yok mu? Bu üniversitelerde bu çalışmaları yapıp ortaya koysunlar. Bu Sevilla haritası biraz meşhur oldu. Biraz da biz meşhur ettik fazla kullanmak suretiyle. Bunun hiçbir geçerliliği yok. Avrupa Birliğinde bazı yetkililer de bunun cevabını verdiler. Bizimle alakası yok bunun diye. Biz Avrupa'ya, AB'ye ya da Fransa'ya sığınarak değil, Türkler ve Yunanlar olarak kendi problemlerimizi konuşup, görüşüp çözmemiz lazım."

Türkiye'nin gücünün, kuvvetininin test edilmemesi gerektiğini belirten Akar, şunları kaydetti:

"Hak, alaka ve menfaatlerimizi korumak, kollamak konusunda azimliyiz, kararlıyız, muktediriz. Biz, bu taraflara gitmeyelim. Bizim 1870 kilometre kıyı şeridimiz var. Siz bunu nasıl yok sayarsınız? Nasıl adalet bu? Birtakım haritalarla, ülkelerin birtakım kendi menfaatlerine yönelik açıklamalarıyla, kendilerine rol kapıp, rol biçiyorlar. Yok böyle bir şey. Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ülkeler var. Her şey anlaşmalarla belirlenmiş, yetkiler belli, sorumluluklar belli. Siz ortaya çıkıp da 'Ben geldim buraya' diye kabadayılık yok. Burada sökmez bu, yürümez, bir yere varamazlar. İyi komşuluk ilişkileri içerisinde, uluslararası hukuka uygun şekilde, diyalogla, barışa giden yolda, komşularımızla konuşmaya, görüşmeye ve burada hakça, adilane bir şekilde ülkelerin hakkına, hukukuna saygı duyarak, egemenlik haklarına saygı duyarak bir şekilde çözüm bulunmasından yana olduğumuzu her zaman söyledik, söylemeye devam edeceğiz."

"KİMSENİN YOLUMUZA ÇIKMAMASINI TAVSİYE EDİYORUZ"

AA Editör Masası'nda Oruç Reis araştırma gemisi ile ona refakat eden Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait gemilerin sahadaki durumunun yer aldığı görüntüleri de paylaşan Akar, vatandaşlara teşekkür ederek, şöyle konuştu:

"Onların bize olan güveni, duası gerçekten bizim için ilham kaynağı. Biz bununla şeref duyuyoruz. Aklıselim sahibi tüm vatandaşlarımız da bizim yaptığımız çalışmaların ne manaya geldiğinin bilincindeler, bunu desteklemektedirler. Bu bizim için büyük bir motivasyon kaynağıdır. Bizim burada yaptığımız sadece sondaj ve araştırma. Biz buradan herhangi bir şekilde savaş filan çıkarmıyoruz. Biz orada hak, alaka ve menfaatlerimiz çerçevesinde tamamen barışçıl yol ve yöntemlerle, oradaki bize ait alanda, mantığın, matematiğin bize söylediği alan içinde kendi çalışmalarımızı yapıyoruz. Halkımız, milletimiz için yapılması gereken neyse, ekonomik bir faaliyet bu, bunu gösteriyoruz. Bunun çeşitli yönlere çekilmesinin yanlış olduğunu değerlendiriyoruz."

Oruç Reis'in yaptığı çalışmanın güvenliği için Deniz Kuvvetlerine ait gemilerin koruduğunu vurgulayan Bakan Akar, "Bunun ötesinde orada bir anlam yüklemek yanlış olur. Diğer taraftan da bizim hak, alaka ve menfaatlerimize karşı herhangi bir engel, taciz ve tecavüz mutlaka bedelini öder. Burada bir tartışma yok, geri adım yok. Biz kendi yolumuza gidiyoruz. Kimsenin de yolumuza çıkmamasını şiddetle tavsiye ediyoruz. Bu yaptığımız şeyin de hem uluslararası hukuka hem iyi komşuluk ilişkilerine hem teamüllere hem mahkeme kararlarına uygun olduğunu herkesin bilmesini istiyoruz. Bilmiyorlarsa, toplantılar yapmak suretiyle biz onlara bütün belgeleri gösteririz. Bu istikamette ilerliyoruz, bunun görülmesi lazım. Herhangi bir yola, yönteme gidilmesini arzu etmiyoruz." değerlendirmesini yaptı.

10 Ağustos'ta Navtex ilanı başladığını sonrasında bunun uzatıldığını hatırlatan Bakan Akar, sözlerine şöyle devam etti:

"Orada bizim bir ekonomik, araştırma sismik çalışmamız var. Bu çalışma devamınca biz o geminin güvenli bir şekilde sağ salim bir şekilde çalışmanın korunmasını sağlayacağız. Bizim görevimiz bu. Yaptığımız şey de bu. Herkesin de bunu böyle anlaması lazım. Bu geminin yaptığı çalışmaya karşılık orada yeni bir Navtex ilanıyla 'tatbikat yapacağız' diye dışarıdan bazı ülkelerin gelmesiyle onları oraya toplayarak bir yere varamayacaklarının da Yunan dostlarımızın çok iyi bildiğini zannediyorum. Yunan halkımızın da bu konuda kendi idarecilerine gerekli girdiyi yapmalarını da bekliyoruz. Bu şekilde bir yere varmak da mümkün değil. Biz böyle bir şey istemiyoruz, biz 'konuşalım, diyalog, çözüm' diyoruz. Bunun dışında da yapılacak bir şey varsa ona da bizim her türlü hazırlığımızın, planımızın, programımızın olduğunu herkesin bilmesini istiyorum. Bu sadece bizim burada gerginlik meselesi değil bizim diğer tarafta yaptığımız çalışmalarda hem Yavuz gemimiz var hem de Barbaros Hayrettin Paşa gemimiz var. Bunlar da çalışmalarını sürdürüyorlar. Artık bu tehditlerden birtakım girişimlerden kumpaslardan, komplolardan komşularımızın kurtulması lazım. Modern zamanlarda artık bu işleri konuşmak lazım. Yapacağımız çalışmaların zamanın ruhuna uygun olması lazım. Her seferinde 'asarız, keseriz savaş' filan böyle çığlıklar atmamak. lazım. Yapılan çalışmaları saygıyla karşılamak lazım."

Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndekilerin haklarının, menfaatlerinin bulunduğunu ifade eden Akar, bunlara yönelik deklarasyonları hatırlattı ve şunları söyledi:

"Biz, 'Şu, şu alanlar bizim münhasır ekonomik bölgemiz, deniz yetki alanlarımızın sınırı şudur' diyoruz. Dolayısıyla bu bölgede bizim kimseden izin almamıza, özel düzenleme yapmamıza gerek kalmaksızın gemilerimizin araştırma yapması lazım. Sismik araştırmalar var, sondaj çalışmaları var, bunları yürütmesi lazım. Dolayısıyla komşularımızın bunu anlaması lazım. Bu anlayış gerçekleştiği takdirde korumaya, kollamaya da gerek yok. Herkes gider araştırmasını yapar, döner gelir. Bu tamamen bilimsel araştırma, ekonomik çalışma, bu gerçekleşir. Oradaki hak, alaka ve menfaatlerimiz, gaz ise gaz, petrol ise petrol onu da çıkarmak suretiyle halkımızın refahına sunmak devlet olarak bizim düşüncemiz. Bu çalışmaları da korumak Silahlı Kuvvetler, Bakanlık olarak bizim görevimiz. Oradaki gemilerimizin güvenliğini korumak bizim görevimiz. Herhangi bir tacize, tecavüze karşı onların korunması lazım."

Yunanistan'ın bazı girişimlerde bulunduğunu, Fransa'nın bazı iddialar ortaya attığını aktaran Akar, hukuk ve teamüller açısından geçerliliği olmayan iddiaların ileri sürüldüğünü vurguladı.

Müttefik ülkelerin, ciddi hatalar ve yanlışlar yaptığını anlatan Akar, geçen günlerde Fransız bir geminin Türk konvoyunun arasına girdiğini, bu geminin seyir ve konvoy emniyetini tehlikeye soktuğunu belirtti.

Türk akaryakıt gemisinin aynı gün sabah saatlerinde söz konusu Fransız gemisine akaryakıt ikmali yaptığını bildiren Akar, dostluk ve müttefik anlayışlarının bu olduğunu, talep üzerine akaryakıt ikmali yapılan geminin 20 deniz mili süratle konvoyun arasından tehlikeli şekilde geçtiğini ifade etti.

"ZAN ALTINDA BIRAKAMAZSINIZ"

Akar, meydana gelen olaydan sonra yaşananları şöyle anlattı:

"Bu arada da bir iddiada bulundular, bizimle hiçbir koordinasyon yapmaksızın, NATO Savunma Bakanlarının video konferans sistemiyle yaptığı toplantıda, 'Bu gemi bize silah doğrulttu' dediler. Böyle bir şeyin olmadığı hem gemideki hem de karadaki kayıtlarla NATO'nun sivil ve askeri makamları önünde bunu ispatladık, bütün bilgileri, belgeleri koyduk. Şimdi artık 'bunun siyasi konu olduğunu, askeri komitede bunun görüşülmesine gerek olmadığı' gibi bir iddiaya sığınmaya başladılar, biz de bunu kabul etmedik. Geçen 24 Ağustos'ta bunun toplantısı yapıldı, devam etmesi için her türlü girişimde bulunduk, bulunmaya devam ediyoruz. Bunun sonucu şu, sizin her istediğiniz, yaptığınız doğru değil, orada bir yanlış yaptınız. O geminin oraya süratle girmesiyle yanlış yaptınız, bizim size silah doğrulttuğumuzu iddia etmek suretiyle yanlış yaptınız. İddiaların doğru olmadığı ortaya çıktı. Ey Fransa! Bizden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden özür dilemeniz lazım. Orada yapılan bir şeyi, yanlış ve doğru olmayan bilgilerle koskoca NATO'nun, o kadar bakanın önünde saldırgan duruma sokamazsınız, zan altında bırakamazsınız."

İddiaların gerçek olmadığının ispatlandığına dikkati çeken Akar, radarlardaki kayıtlarla her şeyin ortaya çıktığını söyledi.

Akar, "Şu anda biz Fransa'dan akılla, mantıkla, hukuka uygun davranmasını bekliyoruz. Bu olaydan dolayı muhataplarımızın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden özür dilemesini bekliyoruz. Bizim bu çalışmalarımızın da azimle, kararlılıkla süreceğini herkesin bilmesini istiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Mısır ve Yunanistan arasında deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına yönelik imzalanan anlaşmaya da değinen Akar, hukuka uygun olmayan, yangından mal kaçırır gibi anlaşma yapıldığını, anlaşmanın Mısır'ın aleyhine olduğunu ifade etti.

Söz konusu anlaşmanın Mısır halkının deniz yetki alanında kaybına neden olduğunu belirten Akar, Yunanistan halkının da refah ve güvenlik bakımından kayba uğradığını söyledi.

Hulusi Akar, kamuoyunun, akademisyenlerin, siyasilerin bu anlaşmayı incelemesi gerektiğini vurgulayarak, "Ani hareketlerle, oldubittilerle bir yere varılamayacağını da herkesin anlaması lazım." dedi.

"HAKKIMIZI, HUKUKUMUZU KORUMADA KARARLIYIZ"

Anlaşmanın hiçbir hükmünün olmadığını ilk günden itibaren açıkladıklarını kaydeden Akar, yaptıkları çalışmalar çerçevesinde faaliyetleri sürdüreceklerini bildirdi.

Gittikleri yolun doğru olduğuna dikkati çeken Akar, diyaloğa açık olduklarını, hiç kimseden bir şey saklamadıklarını, oldubittiye sığınmadıklarını, her şeyi açık ve net şekilde yaptıklarını, yapmaya da devam edeceklerini, hak ve menfaatleri de korumayı sürdüreceklerini dile getirdi.

Milli Savunma Bakanı Akar, şunları kaydetti:

"Bu anlaşmanın başka yönü, 'tatbikatlar yapacağız' diyorlar. Fransa geliyor, Orta Doğu'dan başka ülkeler geliyor. Yapın, bizim sınırlarımız belli, sınırlarımızı, kuralları, prensipleri koyduk. Bunları ihlal ederseniz, bunlara karşı tecavüz olursa bizim yapacaklarımız da belli. Biz bunu istemediğimizi 50 kere söyledik. Biz diyalogdan yana olduğumuzu her zaman söylüyoruz. Diyalog esas olmalı. Aksi halde istenmeyen olaylar olabilir, bu konuda da gereken neyse bu konuda planlarımız, programlarımız, çalışmalarımız, hazırlıklarımız var. Hakkımızı, hukukumuzu koruma konusunda son derece kararlı olduğumuzu herkes biliyor."

Türkiye'nin Libya ile 500 yıllık bir tarihi geçmişi, ortak kültürü, kardeşliği olduğuna işaret eden Akar, 1974 Kıbrıs Harekatı sırasında Türkiye'ye en yakın davranan ve en ciddi desteği sağlayan ülkelerin başında Libya'nın geldiğini hatırlattı.

İki ülke arasındaki tarih ve kardeşliğin unutulmadığını, Libya'nın içinde bulunduğu sıkıntılı durumda Türkiye'nin yardım etmesinin hem milli hasletler hem de insani değerler gereği olduğunu, aynı zamanda hukuki bir metne bağlandığını dile getiren Akar, şöyle konuştu:

"Geçtiğimiz dönemde Konsey Başkanı olarak Serrac tarafından Sayın Cumhurbaşkanımıza, Cumhurbaşkanımız ile İngiltere, İtalya, ABD, Cezayir ve NATO'ya birer mektup yazıldı. Buna olumlu cevap veren tek lider Cumhurbaşkanımız oldu. Şimdi diğer ülkeler davete icabet etmiyorlar. Herhangi bir yardım, orada onlara, barışı, huzuru, güvenliği sağlayacak katkıda bulunmak istemiyorlar. Ondan sonra davete icabet eden, risk ve sorumluluk alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, TSK'yi suçlamaya kalkıyorlar çeşitli şekillerde."

Türkiye'nin Libya'daki muhatabının BM tarafından tanınan, ülkenin tek otoritesi olduğunu ifade eden Akar, "Bu kadar aleni, açık veriler, dayanaklar varken siz bu olayları bir şekilde çarpıtmaya kalkarsanız toslarsınız. Bundan bir şey çıkmaz. Biz gayet açık ve net, şeffaf bir şekilde, uluslararası kurallara, tarihe, ortak değerlerimize uygun bir şekilde orada bulunuyoruz. Bizim orada yapmaya çalıştığımız şey, Libyalı kardeşlerimizle askeri eğitim iş birliği, danışmanlık konusunda onlara yardımcı olmak. Bunu yapmaya çalışıyoruz." değerlendirmesini yaptı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile geçen haftalarda Libya'ya yaptığı ziyaretin ardından TSK'nin ülkede üs kuracağına yönelik bazı haberlerin çıktığı hatırlatılan Akar, "Onlar eğitim merkezleri. Orada eğitim merkezleri kurmak suretiyle Libyalı kardeşlerimize Silahlı Kuvvetler mensuplarımız eğitim veriyor. Mesele bundan ibaret. Bunun herhangi bir şekilde abartılması doğru değil." dedi.

"ASKERİ ÇÖZÜM YERİNE SİYASİ ÇÖZÜM"

Libya'da el yapımı patlayıcılar ve mayınlar nedeniyle arasında çocukların da bulunduğu çok sayıda insanın hayatını kaybettiğini belirten Akar, Türkiye'nin gönderdiği timlerle el yapımı patlayıcı ve mayınları etkisiz hale getirmek için çalıştığını vurguladı.

Türkiye'nin çalıştırdığı hastaneyle Libyalılara destek verdiğini, insani yardım konusunda her şeyin yapıldığını söyleyen Akar, şöyle devam etti:

"Biz Berlin Süreci'ni destekliyoruz, Sayın Serrac bunu destekliyor. Burada yine kaçan Hafter oldu. Bu kadar aleni konuları görmeyip Türkiye'yi suçlayıcı bir bakışla olaya yaklaşmak insanları gerçeğe götürmez. Bunu herkesin görmesi lazım. Biz orada hem insani hem uluslararası hukuka uygun anlamda faaliyetler yapıyoruz, elimizden geldiğince de bu faaliyetleri sürdüreceğiz. Oradaki Libyalı kardeşlerimizle beraberiz. Bizim oraya varmamızla birlikte dengelerin değiştiğini herkes gördü. Oradaki varlığımızı sürdürmek suretiyle bize düşen ne varsa, bunları yaptık, yapacağız. Biz 'askeri çözüm olmaz' diyoruz. Askeri çözüm dursun. O ayrı bir şey. Askeri çözüm yerine siyasi çözüm."

Libya'nın bütünlüğünü savunduklarını, ateşkesin kalıcı hale gelmesi, istikrarın sağlanması ve Libyalıların rahat, huzur, güven ve refah içinde yaşamalarını istediklerini aktaran Akar, "Bizim amacımız bu. Her zaman söylediğimiz gibi, Libya, Libyalılarındır diyoruz." ifadesini kullandı.

Türkiye'nin bu çerçevede çalışmalarını sürdürdüğüne, Libya'nın siyasi bütünlüğünü sağlaması için de her türlü katkıyı sağladığına, Libyalıların da bunun farkında olduğuna dikkati çeken Akar, "Bir de şunu söylüyoruz; 2011'de bazı ülkeler tarafından Suriye'de yapılan hataların Libya'da da tekrarlandığını endişeyle takip ediyoruz." diye konuştu.

"HİÇBİR ŞEKİLDE BÖLÜNMENİN UYGUN OLMADIĞINI GÖRÜYORUZ"

Almanların Sirte ve Cufra'nın silahsızlandırılmış bölge olması teklifine ilişkin değerlendirmesi sorulan Bakan Akar, şunları kaydetti:

"2015'te varılan bir anlaşmada Sirte ve Cufra alınmıştı ordan. En azından bu ateşkes çalışmalarına başlamak için, oradan başlamak lazım. 'Oradan geriye gidiş olmaz' diyoruz. Sirte ve Cufra'yı da silahsızlandırıp, bir şekilde görüşme oradan başlarsa görüşmelerin sağlıklı ilerleyebileceğini ve çözüme çok daha kolay ulaşabileceğimizi değerlendiriyoruz, görüyoruz."

Akar, "Ateşkesi de silahsızlandırılmış bölgeleri de destekliyor musunuz?" sorusuna ise "Bu ateşkes herhangi bir şekilde Libya'nın ikiye bölünmesi anlamında değil, bu siyasi görüşmelerin başlaması, siyasi görüşmelerin yapılması ve tek Libya, tek Libya nüfusu. Hiçbir şekilde bölünmenin uygun olmadığını görüyoruz, söylüyoruz." cevabını verdi.

"TOVUZ'DA YAPILAN SALDIRIYI DA ŞİDDETLE KINIYORUZ"

Azerbaycan Türkü'nün, Türkiye'nin öz kardeşi olduğunu vurgulayan Akar, şöyle konuştu:

"Dolayısıyla biz 'iki devlet tek milletiz'. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Tabii ki biz burada tarafız. Haktan, hukuktan, kardeşten ve kardeşlikten tarafız. Bu Tovuz'da yapılan saldırıyı da şiddetle kınıyoruz. Durup dururken, hiç ortada bir sebep yokken böyle bir saldırgan tutumu gerçekten kınıyoruz. Yapılan saldırının hiçbir savunulur tarafı olmadığını da herkesin görmesini bekliyoruz."

Tatbikatlarla, eğitim iş birliği konularındaki çalışmalarla Azerbaycan Türkü'nün yanında olduklarını herkesin bilmesi gerektiğini dile getiren Bakan Akar, "Olacağız. Bunun pazarlığı söz konusu değil. Elimizden geldiğince eğitim iş birliği konusunda, çeşitli tatbikatlarla iş birliğimizi sürüdürüyoruz." ifadelerini kullandı.

MİLLİ SAVUNMA BAKANI HULUSİ AKAR, SÖZLERİNİ ŞÖYLE SÜRDÜRDÜ:

"Ermenistan, akılla, mantıkla düşünerek işler yapmıyor. Ermenistan, arkasındaki birtakım güçlerden güç almak suretiyle kendi gücünün, kendi boyunun çok üstünde işlere girişiyor. Bunun da bir çıkar yolu olmadığını görmeleri lazım. Geçen sene ve yıllar içinde bunu görmeleri lazım. Tarihe baktığımızda 1915 olaylarıyla alakalı, oradaki ne kadar yanlış olduğunu değerlendirmeleri, ortaya atılan iddiaların ne kadar yanlış olduğunu ben söylemiyorum, Amerikan milli arşivindeki İngiliz istihbarat subaylarının, Amerikan istihbarat subaylarının raporları söylüyor. Gerçekten maalesef bir şekilde medyayı kullanmak suretiyle, çeşitli dünyadaki mevcut birtakım networkleri kullanmak suretiyle Türkiye'ye karşı, Türk'e karşı maalesef böyle birtakım medya katliamları, akademik katliamlar gerçekleşmiştir. Bu da onlardan biri. Gerçekte bizimle alakası olmayan bir İngiliz, bir Amerikalı raporunu yazıyor.

Raporda özetle diyor ki 'gittik her tarafı gezdik, oradaki köylerin karakterinden anlaşıldı ki Türk köyleri yakılmış, Ermeni köyleri ayakta. Camiler yakılmış, yıkılmış, kiliseler duruyor. Raporlar Amerikan arşivinde. Öncelikle bizim akademisyenlerimize şiddetle tavsiye ediyoruz, bunları görmelerini ve kullanmalarını. Bizim dostumuz ve müttefikimiz dediğimiz Amerikalılar da Avrupalılar da buna bakmaları lazım. Bütün mesele önyargıda toparlanıyor. Önyargılı olarak baktığınızda, başlangıçta 'Türkler haksız, Ermeniler haklı' diye meseleye girdiğinizde hiçbir gerçeği göremiyorsunuz, hiçbir gerçeği duyamıyorsunuz. Biz insanları aklıselime ve entelektüel namusa davet ediyoruz. Entelektüel namusu olan ne olursa olsun 'doğru budur' diyebilir. Maalesef muhataplarımızda pek bunu göremiyoruz."

Fransa'yı da entelektüel namustan uzaklaşmış olarak gördüklerini ifade eden Akar, "Manş Adaları'ndaki sizin savunduğunuz görüşler, fikirler, ilkeler bunlarken, buraya geldiğinizde niye bunu değiştiriyorsunuz. Niye aynı şeyleri söylemiyorsunuz. Orada iki kere iki dört, buraya gelince iki kere iki beş... Yok olmaz." dedi.

Fransa'nın Yunanistan'a destek vermesine ilişkin Akar, "Bu taksimi kurt yapmaz' diye biliyorsunuz noktayı koyduk. Dolayısıyla bunun geçerliliği yoktur, bunun sürdürebilirliği yoktur. Bu yanlış hesap mutlaka bir yerden dönecektir." ifadelerini kullandı.