Ahmet Yenilmez


Yayın Tarihi:

24 Eylül 2023 Pazar 08:00:00

Rumeli Kavağı

Bugün size adeta cennetten bir köşe, Allah'ın bana ve aileme hediyesi, İstanbul'un en nadide yerlerinden biri (bizim için hala köy) olan Rumeli Kavağı'ndan bahsedeceğim. Nereden çıktı bu derseniz, diyebilirim ki, benim için en değerliler sıralamasında, birinci sırada memleketim Ordu gelir, ikinci sırada eşimle tanıştığım, oğullarımın doğduğu kavgalarımın şehri İzmir, sonuncu olarak da en nadide çiçeğim canımın cananı canım kızımın doğduğu, bana ve aileme hiçbir zaman yabancılık çektirmeyen, evlatlarımız büyürken bir an olsun gözümüzün arkada kalmadığı cennet köşe Rumeli Kavağı gelir. Yolunuz Sarıyer Rumeli Kavağı'na hiç düştü mü bilemem, ama hakikaten bir insanın yaşayabileceği, yaşarken hayattan zevk alabileceği klasik tabirle yeşille mavinin dans ettiği bir köydür benim için ( Benim için hala orası bir köy, bunu ısrarla tekrarlayacağım).

Tarihte hep çok önemli görevler üstlenmiş Rumeli Kavağı. Gelin, bu güzel yerin tarihine bir göz atalım: Bizanslılar döneminde ismi Hieoron Romelias olan Rumeli Kavağı bu ismi, kalenin bulunduğu yerdeki Bizans mabedinden alıyormuş . Bir diğer söylence ise: çarşı içinde bulunan anıt ağaç hüviyetindeki çınar ağaçlarından (halk arasında çınar ağaçlarına Kavak ağacı da denilmektedir.) aldığıdır. Bu ağaçlardan bir kısmının günümüzde hala yaşıyor olması bunu doğrular nitelikte olsa da, Osmanlılar döneminde deniz geçişlerini kontrol etmek amacıyla yapılan çarşı içindeki kale (kavak hisarları da denmekteymiş) nedeniyle Kavak adı verildiği, Rumeli yakasında olduğu için de Rumeli Kavağı adı verildiği diğer rivayetler arasındaymış. Rumeli Kavağı'nın yerli halkı Rumlarmış. Bizanslılar döneminde İstanbul Boğazı'nın önemli yerleşim birimlerinden olan Rumeli Kavağı, aldığı göç hareketleriyle yoğunlaştığı için, Türk nüfusu da gittikçe artmış. Osmanlılar döneminde ise Rum nüfus gittikçe azalmış. 1877 yılında yaşanan Rus harbi sonucunda büyük bir göç hareketine sahne olan ve gittikçe nüfusu artan Rumeli Kavağı, Sarıyer'in en büyük köylerinden biri olmuş. Rumeli Kavağı, 1877 yılında çıkarılan Dersaadet Belediye Yasa'sına göre belediye sınırları içerisine alınmışsa da, 1930 yılına kadar köy statüsünü korumuş, Sarıyer'in 15.05.1930 tarihinde ilçe olması üzerine köy statüsünden çıkmış ve Sarıyer'in mahallelerinden biri olmuş. Rumeli Kavağı her dönem askeri bölge olma özelliğini korumuştur. Antik çağdan Bizanslılar dönemine, bu dönemden Osmanlılar dönemine kadar bu özelliğini koruduğu gibi Cumhuriyet döneminde de askeri bölge olarak kalmış. Burası 1960 yılına kadar yabancıların girmesinin yasak olduğu bir bölgeymiş.

Rumeli Kavağı, tarihi eserleriyle zenginlik kazanan yerleşim bölgelerinden biridir. Tarihi eserlerden bir kısmı hala yerli yerinde ve kullanılır durumda, bir kısmının kalıntıları görülmekte, bir kısmı ise yok olup gitmiştir. Rumeli Kavağı kalesi köyün üst kısmında şimdiki Garipçe-Fener yolunun alt tarafında bulunuyor. Rumeli Kavağı kalesi, gümrük noktalarının kontrol altında tutulması amacıyla 12. yüzyılda, I.Manuel Kommenos tarafından inşa edildi. Bu kalenin eşi, yüz yıl kadar sonra karşı Kavak da yani Anadolu Kavağı'nda yapıldı. Karşılıklı iki kalenin yapılmasındaki amaç, karşıdan karşıya zincir çekilerek ticaret gemilerinin geçişini önlemek ve gümrük parası almakmış. Kale, 14. yüzyılda Cenevizlilerin, 1452 yılında da Osmanlıların eline geçmiş. Günümüzde kalenin sadece kalıntıları bulunmaktadır. Bu kaleye; Polikhion kalesi, Asomaton kalesi, İmros kalesi gibi isimler de verilmiştir. Osmanlılar döneminde ise, Cenevizliler kalesi ile birlikte Eski kale isimleri de kullanılmaktaydı.

Kullanılmakta olan kale ise deniz kenarındadır. 1624 yılında Sultan IV. Murad tarafından yaptırılmış, 1783 yılında Sultan I. Abdülhamid döneminde (1774-1789) Fransız mimar Tusan'a iki yeni kale inşa ettirilmiş, Sultan III. Selim ise kaleye bazı ilaveler yaptırmış, savaş sırasında Sultan IV. Mustafa (1807-1808) tarafından Fransız mimar Totti'ye birbirine karşı duran iki kale daha yaptırılmış. Bu kaleye, Kavak Hisarı da denilmekte olup, çok amaçlı olarak günümüzde halen kullanılmaktadır.

Sultan III. Selim'in devrilmesine neden olan Kabakçı Mustafa isyanı bu kaleden yani Kavak Hisarı kalesinden başlamış. Kabakçı Mustafa etrafına topladığı bir miktar Yeniçeri ile isyan bayrağını açmış ve kaleden çıkarak Çayırbaşı mahallesinde bulunan büyük çayırlık alanda ordugah kurmuş. Burada toplanan Yeniçeriler ile sarayın üzerine yürümüş. Rumeli Kavağı muhafızı olan Kabakçı Mustafa ve adamlarının büyük baskısı sonunda Sultan III. Selim tahttan indirilmiş ve IV. Mustafa geçirilmiştir. Bu olaydan sonra Kabakçı Mustafa, Turnacıbaşı rütbesiyle Boğaz nazırlığına atanmış. Alemdar Mustafa Paşa olayı öğrenince ordusu ile geri gelmiş, III. Selim'i yeniden tahta çıkarmayı istemişse de, saraya girdiğinde Sultan III. Selim'in kanlı cesediyle karşılaşmış.(28.07.1808). Alemdar Mustafa paşa, Sultan III. Selim'i tahta çıkarma uğraşı verirken bir yandan da emrinde bulunan Pınarhisar Ayanı Hacı Ali Ağa'yı üç yüz kadar süvari ile Kabakçı Mustafa'nın üzerine göndermiştir. Rumeli Feneri köyündeki köşkünde istirahat etmekte olan Kabakçı Mustafa, gelenlere karşı koyamamış ve öldürülmüştür. Alemdar Mustafa paşa, Sultan III. Selim'in öldürüldüğü sarayı basarak IV. Mustafa'yı tahttan indirerek Sultan II. Mahmut'un tahta çıkmasını sağlamıştır.

Yusuf ağa cami, mahallenin iç kısmında olup, tarihi eserlerdendir. Sultan IV. Mehmet'i ([avcı Mehmet) annesi Turhan Hatice Valide sultan tarafından kardeşi Yusuf Ağa adına yaptırılmıştır(1682-1688). Bu cami, ikinci dünya savaşı sırasında iki yıl boyunca ibadete kapatılmış ve Rumeli Kavağı'ndaki askeri birliğin karargahı olarak kullanılmıştır. Karakaş mescidi, IV. Murat döneminde (1623-1640) Karakaş Mustafa Çelebi İbnu'l Hac Abdullah ağa tarafından onarılarak yenilenmiştir. Kavak Hisar içindeki bu mescit, Sarıyer' deki büyük sel felaketi sonucu yok olup gitmiştir.

Rumelikavağı tarihi biraz da Mavromolos ile zenginlik kazanır. Mavromolos'un tarihi antik çağlara kadar iner. Burada putperestlik zamanında Serapion tapınağı ve tüm putların anası olan Rea'nin mabedi vardı. Hıristiyanlık döneminde ise, Meryem Ana'ya sunulmuş Theotokos ve Panagia manastırı yapıldı. Burada, Meryem Ana kilisesinin günü olan 15 Ağustos'ta büyük bir panayır kurulurdu. Zamanla kilise yıkıldı ve 1617 yılında iki hücrelik bir kısmı kaldı. Rum keşişler tarafından Mavromolos (karataş) mamur hale getirildi. Bağ, bahçe bir de değirmen inşa edildi. Dalyan kuruldu ve eski kilise kalıntıları hepten yok edilerek 1690 yılında büyük bir kilise ve manastır yapıldı. Osmanlı imparatorluğundan izin alınmadan yapıldığından, Sadrazam Damat Şehit Ali paşa tarafından manastır, kilise ve ayazma yıktırıldı. Antik çağdan Osmanlılar dönemine kadar hayli tarihi eser yapılan Mavromolos, şimdiki adıyla Karataş'ta eski eserlerin kalıntılarını bulmak bile çok zor, belki de imkansızdır. Bu alan şimdi plaj olarak kullanılmaktadır.

Rumelikavağı'ndaki tarihi eserlerden biride, Bezzazistan Kethüdası El-haç Mehmet ağa tarafından yaptırılan hamamdır. Bu hamam, iskele caddesi ile Kavak hamamı sokağının birleştiği yerde ve sokağın sol köşesinde idi. Tam karşısında Ruznameci İbrahim efendi çeşmesi vardır. Ne var ki bu tarihi eserde yok olup gitmiştir. Kavak hamamına çaresizler hamamı da denilmekteydi. Mahalledeki bir diğer tarihi eser, Rumelikavağı ile Yenimahalle arasındaki Telli Tabya'dır.[ deli tabya da denilmektedir.] Milton da denilen Telli Tabya, Sultan Abdülmecid zamanında(1839-1861) Fransiz mimar Tavsav'a yaptırılmıştır. Bu tabya savunma ve kontrol amaçlı yaptırılmış olup halen kullanılmaktadır. II.Dünya savaşı sırasında, düşman denizaltılarının boğaz'dan geçişini önlemek amacıyla 1939 yılında, Telli tabya ile Anadolukavağı arasında deniz yüzeyinden deniz dibine doğru denizaltı mania ağları çekildi. Bu denizaltı mania ağları çelikten yapılmıştı. Birinci hat; Telli Tabya'dan Anadolukavağına, ikinci hat Anadolukavağı'ndan Telli Tabya'ya doğru denizin ortasına kadar çekilmiştir. Gemilerin geçmesi için iki hat arasında 50 metrelik bir açık kapı bırakılmaktaydı. Liman kontrol cihazlarının gelişmesi üzerine denizaltı mania ağları 1965 yılında kaldırılmıştır.

Telli tabya'nın üst tarafında yol kenarında Telli Baba adıyla anılan bir yatır ve türbesi vardır. Buradaki mezar yıllar önce, Hacı Nimet Abla tarafından onarılarak türbe haline getirilmiştir. Aslında mezarda, Türk balıkcıya aşık olmuş olan bir Rum rahibe kızın bulunduğu söylencesi yaygındır. Rahibe kız, Rumelikavağı'ndaki manastırdan deniz yolu ile kaçarken, kayığının batması üzerine boğularak ölmüş, mezarı üzerine de bir gelin teli konmuştur. Fakat zamanla söylenceler değişikliğe uğramış ve Telli gelin, Telli Baba olup çıkmıştır. Bir başka iddia ise, Telli Tabya'da bekçilik yapan bir ermişin ölmesi üzerine buraya gömülmüş olmasından dolayı buraya Telli Baba denilmiş olmasıdır.

Kaynak: http://www.sariyer.bel.tr

Bu küçük yerleşim birimini neden bu kadar sevdiğimizi bir nebze olsun anlamışsınızdır umarım. Tavsiyem, bir hafta sonu yolunuzu Rumeli Kavağı'na düşürmeye çalışın, inanın teşekkür edeceksiniz bu kardeşinize. Hayır Pazarlar...