• BIST
    1408.14
  • Dolar
    8,0846
  • Euro
    9,6918
  • Altın
    462,1520
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Orhan Pamuk'un “Veba Geceleri” ve Oğuz Atay, Murat Belge, 70'ler...

Bir senedir yaşamak mecburiyetinde kaldığımız Koronavirüs salgın günlerinin ruhuna çok uygun bir roman 3 gün sonra tüm kitapçı raflarını dolduracak.

*

Yıllardır okurlarının hasretle beklediği Orhan Pamuk'un "Veba Geceleri" romanı 23 Mart sabahı yayında olacak.

*

Veba Geceleri, 1900-1901 yıllarında Girit-Kıbrıs-Rodos civarlarındaki kurgusal bir Osmanlı vilayetinde Sultan Hamid'in saltanatında geçen bir roman.

*

Orhan Pamuk'un hayalinde yarattığı bir ada olan bu vilayete 1894'ten itibaren Hindistan ve Çin'den gelen üçüncü veba pandemisi etkili oluyor. Tıpkı şimdi yaşadığımız koronavirüs pandemisi gibi...

*

Salgının insanlar ve özellikle çocuk yaşamı üzerine etkileri Osmanlı devletinin çöküşü ekseninde anlatılıyor romanda.

*

Eserde Osmanlı'nın en ünlü karantina doktoru, Vali Sami Paşa, bir subay ve bir Hanım Sultan karakterleri bulunuyor.

*

Tarihî roman türündeki bu eserin ilham kaynaklarından biri de bir Orhan Pamuk başyapıtı olan "Sessiz Ev"in baş karakteri Faruk'un yaptığı araştırmalardır.

*

Orhan Pamuk'a göre Faruk, "Sessiz Ev"de bu roman için bir araştırma içindeydi. Bu romanın bağlamı da oradan geliyor.

*

"Veba Geceleri"nin yayınlanması öncesi eğer Yapı Kredi Yayınları'nın YouTube sayfasına girerseniz bizzat Pamuk'un ağzından bu romana dair renkli ayrıntıları öğrenebilirsiniz.

*

Daha önce de bu köşede ifade ettiğim gibi Türk edebiyatının Diego Maradona'sı tartışmasız Orhan Pamuk'tur. Peki Orhan Pamuk nasıl Orhan Pamuk olmuştur?

*

İşte bugün Türk edebiyatında Orhan Pamuk olayına gelen süreçte, Pamuk'a ruhdaş bir yazardan hareketle bir edebiyat yolculuğunu anlatacağım sizlere...

*

Çengelköy'de bulunan evimizdeki yaklaşık 13 bin kitaplık kütüphane okurlarımın malûmudur.

*

Bu evin dışında İzmir Göztepe'de de bir çatı katı evimiz var. Orda da kendimizce bir kütüphane kurduk.

*

Fakat Çengelköy'den Göztepe'ye gelen kitapları kafamızdaki plana göre bir türlü tasnifleyememiştik Nagehan'la.

*

Geçenlerde güzel İzmir'in enfes manzarasına karşı bu zahmetli işe giriştik...

*

Kitapları tek tek ayırırken o kitapları nereden aldığım ve ne zaman okuduğum hemen kafamda canlanıyordu.

*

Bazı konularda çok hayati, yeni olmuş şeyleri unuturken bazı konularda ise hurda teferruatına kadar her şeyi hatırlayan bir insanım.

*

Bu garip, her şeyi detaylarına kadar hatırlama özelliğimden ötürü birçok ortamda "freak" muamelesi de görmüşümdür.

*

Neyse... Kitaplar arasında gezinirken birden elime o kitap geldi. Okuduğumda beni beynimden vurulmuşa döndüren roman.

*

Kitap kapağının nerdeyse tamamını kaplayan deniz gibi dalgalanan yapraklar...

*

O yapraklar içinde 11 tane papatya. Ve yaprakların üzerinde uzanan, yatan bir kadın...

*

Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ının Sinan Yayınları'ndan çıkan ilk cildinin ilk baskısıydı bu.

*

Romanı okuyanlar bilirler, o kapaktaki papatyalar Turgut'un rüyasındaki papatyalardı.

*

Benim kuşağım {1980 sonrası doğumlular} Tutunamayanlar'ı İletişim Yayınevi baskısından, Oğuz Atay'ın o yakışıklı fotoğrafının kapağını oluşturduğu baskısından okudu genelde.

*

Bense annemin İzmir'de Alsancak'ın arka sokaklarındaki bir sahaftan 1972 yılının Nisan ayında aldığı bu baskıdan okumuştum.

*

Lise 2'deydim ve Atay'ı okumaya başlayınca bir süre her şeyden ve herkesden iptal olmuştum.

*

Tutunamayanlar'ın bahsettiğim bu ilk baskısı, 1971 yılında yayınlandı. Tam 50 yıl olmuş. Yarım asır...

*

Bu kitabın yayımlanmasından altı yıl sonra bu dünyadan göçtü Oğuz Atay.

*

Tutunamayanlar'dan sonra hemen alıp okuduğum "Günlük"ünde anlattığı gibi yalnız ve üzgün biçimde gitti. Türk edebiyat ortamına sessizce isyan ederek...

*

"Bizim yazarlar da içimi eziyor. Mantık ve köy romanı karışmış. Yılın en iyi bilmemnesi diyorlar" (Günlük syf: 224) diye diye gitti Atay...

*

Gerçekten Türk edebiyat tarihinin yaşarken en çok haksızlığa uğrayan yazarıydı Oğuz Atay.

*

Yıldız Ecevit'in 2005 yılında yayımlanan "Ben Buradayım" adlı Atay'ın biyografik ve kurmaca dünyasını anlattığı mükemmel çalışmada bu haksızlıkları ve Atay'a dair daha birçok şeyi tüm detaylarıyla okuyabilirsiniz.

*

70'lerin o içi boş ve çapsız sözde solcu özde totaliter "edebiyat" ortamlarının beynini yiyip bitirdiği adamdı Atay.

*

Tutunamayanlar'da istendiği ölçüde "sınıf mücadelesi" olmadığı için bu romandan hiç hoşlanmadı o dönemin sözde solcu edebiyat teröristleri.

*

Atay'ın belki de en büyük talihsizliği bir romanın "İçinde yeterince sınıf mücadelesi yok" diye eleştirilebildiği o 70'ler Türkiyesi'nde eser vermiş olmasıydı.

*

Lukacs'ın köhnemiş, o sıralarda dünyada çoktan terk edilmiş Marksist roman teorisini daha da şabloncu ve rezil hale getirerek Atay'ı kıyımdan geçirdi Türk solcuları.

*

Yıldız Ecevit'in çok haklı şekilde vurguladığı gibi toplumsal içeriği bir estetik değer kategorisine indirgeyen bir solcu fanatizmdi bu.

*

Öyle ki bu fanatik ortam zihniyetinden çok değer verdiğim bir kültür adamı olan Murat Belge bile kurtulamamıştı.

*

Atay'ın romanına en insaflı yaklaşanlardan biri olduğu halde Tutunamayanlar'ın unutulmaz karakteri Selim'e karşı o "Marksist fanatizm" hastalığı sebebiyle insafsızdı Murat Belge.

*

Şöyle yazmıştı: "Selim, yarının dünyasının adamı olsa, bugün böyle gitmezdi. Yarının adamı olmak, yarın için çalışmakla gerçekleşen bir şeydir. Selim, yarının olumlu insanı değildir" 1972'de aynen bu satırları kaleme almış Murat Belge.

*

Selim'in dünyasını, ızdıraplarını, medcezirlerini "Küçük burjuva dünyası" diye küçümsemeye kalkıyor maalesef 1972'deki Murat Belge.

*

Sonradan Belge'yi de "mürted" ilan edecek o berbat Türk sol edebiyat ortamının küfür niyetine kullandığı "romantik" sözünü aynı suçlayıcı tonlamayla kullanır Belge de...

*

Fakat tüm bunlara rağmen yine de Murat Hoca'ya kızamıyorum.

*

"Roman, yol gösterici olmalıdır, toplumsal bir mesaj içermelidir. İyi romanların okuyucusu bencillikten kurtulur" denilen, bu berbat ve yüzeysel ideolojinin tüm edebiyatçıların beynine tecavüz ettiği 70'ler Türkiyesi'nde Belge, bir noktaya kadar bu ortamın esiri olmak zorundaydı belki de.

*

Atay'ın yayıncısı Hayati Asılyazıcı'ya söylediği tabirle "Edebiyat çeteleri" her yeri işgal etmişti.

*

Solcular böyle de sağcılar farklı mı? Aynı 70'ler yüzeyselliği sağda da aynı şekilde vardı.

*

Tıpkı Murat Belge gibi değer verdiğim bir kültür adamı olan Abdullah Uçman ise Tutunamayanlar'ın Selim'iyle ilgili şöyle yorumlar yapabiliyordu 1973 yılında.

*

"Selim'in İncil açıp okumasını Türk-İslam kültür ve medeniyetinin son kalıntılarıyla yetişmiş bir Türk aydınıyla bir türlü bağdaştıramadım"

*

Ne denebilir bu lafa Allah aşkına? Abdullah Uçman'ın da bugünden baktığında bu satırlarını doğru bulmayacağına eminim.

*

Bir yandan bu garip lafların edildiği 72-73 yıllarında İTÜ kantininde bu romanı okuyan utangaç bir genç vardı.

*

"Yazarın duyarlılığı, dikkat ettiği şeyler, yazarın güvensizlikleri, korkuları, alaycılığı, kendi kendine konuşması bana benziyordu. 20 yaş büyük olsaydım bu kitabı ben de yazmış olabilirdim" diyen o genç yazar, üstadı Atay'ın yolundan gidecek ve sonunda Nobel'i kazanacaktı.

*

İşte o utangaç genç Türk edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarı Orhan Pamuk'tur.

*

3 gün sonra da yine bir Orhan Pamuk başyapıtıyla karşı karşıya olacağımıza da hiç kuşkum yoktur.