Rasim Ozan Kütahyalı


Yayın Tarihi:

10 Ekim 2020 Cumartesi 10:19:00

Değerli TL demek değersiz ve üretimsiz bir Türk ekonomisi demektir.

Döviz kurundaki hareketlilik neticesinde yine ortalık yangın yerine çevrilmek isteniyor ülkemizde.

*

Yine Türkiye’ye 70 senedir yaşadığı aynı ithalat ekonomisi döngüsü yaşatılmak isteniyor. 70 senedir aynı olay.

*

Kur çıkarsa faiz yükselt, yükselt. Sonra yeniden yeniden yeniden aynı döngü.

*

Önce faizleri düşür sonra kur biraz kıpırdayınca yeniden faizleri yükselt, yatırımlar dursun ve kur yeniden düşsün.

*

Sonra yeniden ve yeniden aynı döngüyü yap. Türkiye bu kısır ve fasit daireden kurtulmak zorundadır.

*

Bu baskılara dayanamayıp Merkez Bankası ayın 22’sinde yine faizleri ciddi seviyede yükseltirse yine sayacı sıfırlarız. Yine aynı fasit daireye döneriz.

*

Mevduat faizleri 16-17 seviyesine de çıkartılsa da çözüm olmayacak. Hatta tam aksine şu ortamda bu adım bir zerre bile kur üzerinde etkili olmayacaktır. Eski yöntemlerle netice alınamaz.

*

Nerdeyse tüm ekonomi ve piyasa yorumcuları da, benim saygı duyduklarım da dahil hep eski Türk ekonomisi paradigmasına göre yorum yapıyor. Bir yazıda isim isim de bahsederek söylemek istediklerimi örnekleyeceğim.

*

Türkiye’de maalesef “Eğer döviz kuru yükselirse ekonomi kötü demektir” algısı çok feci şekilde yerleşmiş.

*

Topluma da bu ithalat ekonomisi alışkanlığı çok kötü biçimde sirayet etmiş. Döviz kuru biraz kıpırdayınca herkes de bir tuhaf telaş ve panik başlıyor. Medya da aynı şekilde.

*

Berat Albayrak’ın savaşması ve yıkması gereken en önemli bariyer bu algı olacak. Daha önce de yazdığım gibi çok zor bir mücadele süreci olacak. Beton gibi bir kalıp algı oluşmuş.

*

Oysa ikinci dünya savaşı ertesi kalkınma dönemlerinde hem Almanya hem Japonya ısrarla kuru inatla düşük tuttu. Yoksa bu iki ülke de ithalat cenneti olurdu.

*

Kendi toplumları ucuza dışardan mal ithal edemeyerek görüntüde bir refah düşüşü yaşadı en başta ama orta ve uzun vadede bu politika ülkelerin imalat ve ihracatının faydasına oldu.

*

Almanya, 1950’den itibaren 1 dolar=5 mark politikasını ısrarla sürdürdü. Değerli Mark’ın Almanya’nın faydasına olmadığı açıktı çünkü.

*

Japonya ve kalkınma olayında onu takip eden Kore de aynı şekilde kuru düşük yani kendi parasını hep değersiz tuttu.

*

Daha önce de yazdığım gibi Değerli bir TL değersiz bir Türk ekonomisi olmaya devam etmek demektir.

*

Çin de aynı şekilde kalkınma sürecinde kendi milli para değerini çok düşük tuttu ve hala da öyle davranıyor ki imalat ve ihracat ekonomisi özelliği devam etsin. Hatta bu yüzden ABD ile aralarında sorunlar çıkıyor vs.

*

Bizim ülkemizde ise Meral Akşener’inden Faik Öztrak’ına kadar herkes “Değerli TL demek ülkenin itibarlı oluşu demektir” diye bu palavra algı üzerinden Berat Albayrak’a saldırıyor.

*

Elbette Türk ekonomisi tam anlamıyla ithalat ekonomisi olmaya çok alıştığı için bu kur artışı en başta enflasyona yansıyacaktır, bu kaçınılmazdır.

*

Fakat zorlana zorlana önce gerekli gereksiz ithalat yapmamaya sonra yine mecburi şekilde içerde daha çok üretmeye ve daha kaliteli imalat yapmaya alışacağız.

*

İçerde daha çok üretirken de ara malı ithalatını da adım adım azaltmaya ve o ara mallarını da içerde imal etmeye zorlanacağız ve yapacağız bunu. Yapmak zorundayız.

*

Düşük kur ve değerli TL ile bu ithalat alışkanlıkları bitmez ve bitemez. İthalat ekonomisi olmaya ve cari açık vererek sürünmeye devam ederiz.

*

Benim 30 Eylül 2020 tarihinde bu sütunda yayınlanan yazımdan sonra ekşi sözlükte “Berat Albayrak devrim yapacak” başlığı altında tam 36 sayfa açılmış ve konu tartışılmış. Hepsini okudum.

*

100 birim ihracatın 80 birimi ithalat diyor bana itiraz eden çoğu katılımcı. Evet şu an ihracatımız da ithalata bağımlı ama işte bu alışkanlık da adım adım zorlana zorlana değişmek mecburiyetinde.

*

Değerli TL oldukça “Dışardan ithal et, burada montaj yap sonra sat” tarzı Türk sanayici alışkanlığı değişmez ve değişemez.

*

Türkiye ekonomisi ithalat gözü iyi çalışan imalat-ihracat gözü ise sık sık tembellik ederek kayan bir insan gibidir uzun senelerdir.

*

O yüzden hep yüksek cari açık verdik. Berat Albayrak bir devrim yaparak bunu değiştirmek istiyor ama dediğim gibi çok ama çok meşakkatli bir yol var önünde.

*

Bilindiği gibi bir gözü çalışmamakta ısrar ederek tembellik eden kişilere uygulanan standart tedavi bellidir. Bana göre de Türk ekonomisinin durumu da aynen budur.

*

Çalışan göz bir bantla kapatılır ve o çalışmayarak tembellik eden diğer göz zorla çalışmaya teşvik edilir. Göz tembelliğinin standart tedavi yöntemi budur.

*

Bizim örneğimizden hareketle hep çalışmaya ve iyi görmeye alışmış Türk ekonomisinin ithalat gözü kapatılabildiği kadar kapatılacak ve tembellik eden diğer göz yani imalat-ihracat gözü çalıştırılmak zorunda kalacak.

*

Elbette bu tedavi uygulanırken zorluklar yaşanacak. Geçiş dönemi sancıları ve sıkıntıları yaşanacak ama başka çare yoktur. Acı reçete içilmek mecburiyetinde.

*

Senelerdir içinde yaşadığımız ithalat ekonomisi modeli Türkiye’yi bir debelenme içine boğdu ve boğdu. Değerli TL demek değersiz bir Türk ekonomisi demektir.

*

İşte Türkiye bu yüzden bu düşük kur/yüksek faiz politikasını bırakmak zorundadır.

*

Israrla ve inatla söylüyorum ki Değerli TL üretimsiz ve imalatsız bir ülke demektir.

*

Şu an yaşadığımız anti-ithalat devrimini önce imalat devrimi sonra ihracat devrimi takip etmek zorundadır.

*

Çok sancılı da olsa Türkiye bunu başaracak. Aksi takdirde ayakta kalamaz bu ülke.

*

Türkiye şu an Berat Albayrak önderliğinde köklü bir ekonomik devrim yapıyor. Gerçek bir yapısal dönüşüm bu.

*

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Berat Albayrak çok zor ve çok sancılı olacağını, çok hakaret ve küfür yiyeceğini bilmesine rağmen mevcut ekonomik yapıyı idare etmeyi değil, bu yapıyı kökten dönüştürmeyi hedefliyor. Bir üretim ihtilalini amaçlıyor.

*

Zaten şu an bu ekonomik devrimin geçiş sancılarını idrak ettiğimiz için bu problemler ve zorluklar yaşanıyor. Türkiye finansal olarak çok köklü bir meydan okuma içinde çünkü.

*

Bu iktisadi ve mali devrim kesinlikle kolay olmayacak ama ben Berat Albayrak’ın kişiliğini iyi tanıdığım ve bildiğim için ısrar ile inat ederek bu ekonomik ihtilali başaracağına inanıyorum.

*

Berat Albayrak’ın yönetiminde Türkiye ekonomisi önce anti-ithalat devrimi yapıyor. Şu an bunu yaşıyoruz.

*

Elbette bu en başta zahiren bir refah azalışı gibi görünebilir ama orta ve uzun vadede refahımızı gerçek anlamda artıracak bu devrim yapılmak zorundadır.

*

Türkiye bir ithalat ekonomisi olmaya, bu sebeple yüksek cari açık vermeye ve sonra da bu cari açığı finanse etmek için borç almaya ve bu şekilde döngüsel gitmeye çok alışmış bir ekonomiydi.

*

Finans ve ekonomi bakanları da yüksek cari açığı kapatmak için bu sürekli alınmak zorunda olan borçları dış piyasalardan en düşük faizle alıp almama noktasında rekabet yaşardı.

*

“İşte bakın itibarımız çok yüksek. Ne kadar ucuz para bulduk” denirdi. Bu sayede kurlar da düşük olursa bizler de toplum olarak lale devri yaşardık.

*

Bol ve ucuz ithalat devam ederdi. TL çok değerli olurdu. Ama Türk ekonomisi üretim ve imalat yönünden değersiz olurdu.

*

Benim tanıdığım Berat Albayrak hiçbir şekilde Türkiye’nin bir daha ithalata dayalı düşük kur/yüksek faiz modeline dönmesine izin vermeyecektir.

*

İstenildiği kadar kur atakları yapılsın Türkiye yeniden faizleri aşırı seviyede yükselterek eski modele dönmeyecektir. Ufak dalgalanmalar olacaktır sadece.

*

Eğer aksi olursa yani Merkez Bankası yine klasik alışkanlığını yaparsa tüm emeklerin heba edilmesi anlamına gelir.

*

Başkan Erdoğan’ın da Berat Albayrak’a tam desteğiyle, elbette sancılı bir süreç sonunda, Türkiye imalat ve ihracat merkezli bu ekonomik devrimi yapacaktır. Bu ülke artık ithalat cenneti olmayacaktır.

*

Sanayicilerin, üreticilerin ve imalatçıların fabrikalarını, tarlalarını ve atölyelerini kapatıp önce ithalatçı sonra inşaatçı olduğu ve bu şekilde çok para kazandığı dönem Berat Albayrak devrimiyle ebediyen bitecektir. Yeter ki meşakkatlere direnelim.