• BIST
    1441.33
  • Dolar
    8,2409
  • Euro
    10,0320
  • Altın
    485,3060
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Boşluğu doldurulamayan adam: Mehmet Ali Birand

8 sene önce kaybettiğimiz Mehmet Ali Birand sıfırdan zirveye yükselmiş bir medya fenomeniydi. Türk matbuat ve TV tarihine geçmiş bir isimdi.

*

Hem gazetecilik hem televizyonculuk tarafı çok çok güçlüydü. İki ayağı da aynı şekilde yetenekli ve kuvvetli futbolcu olmak gibidir bu ve medya tarihinde çok nadir bulunan bir hususiyettir.

*

Birand'ın sanki zengin ve Beyaz Türk bir aileden yetiştiği gibi bir izlenim vardır halk arasında.

*

Oysa Birand’ın biyografisini okuduğunuzda maddi zorluklar içinde bir ailede büyüdüğünü, ailesinin bir tarafının Kürt olduğunu, hayatı boyu büyük fiziksel acılar çektiğini öğreniyorsunuz.

*

Dayısı Büyükelçi Mahmut Dikerdem'in himmetiyle zorla Galatasaray'a girebildiğini, oradan zar zor mezun olabildiğini ve sonrasında da sıfırdan yaşam kavgası vermiş bir adam olduğunu görüyorsunuz.

*

Birand'ın son gününe kadar yitirmediği mesleki heyecanını, inanılmaz seviyedeki çalışkanlığını ve habercilik konusundaki büyük hırsını biraz da bu yaşam öyküsünde aramak gerekir.

*

Birand komple bir medya adamıydı. Medya işini külliyen çok iyi biliyordu. Hem habercilik hem televizyonculuk boyutuyla.

*

Egemen anaakım medya içinde resmi ideolojiye karşı her zaman mesafeli durmuş az sayıdaki insandan biriydi.

*

Türk medyasında Birand'la çalışan, dost olan çok sayıda insan var, onların birlikte çok sayıda anıları var.

*

Birand’ın talebeleri medyanın hemen her kademesinde işler yapmaya devam ediyorlar. Bu talebelerin en popüler ve etkili örneği hiç şüphesiz Cüneyt Özdemir...

*

Benim Birand'la hukukum sınırlı, en fazla görüştüğümüz yer 2012 senesi ve öncesinde Barlas ailesinin evlerinde verilen

davetlerdir.

*

O davetlerde karşılaştığım, konuştuğum Birand her zaman çok eğlenceli bir adamdı. Komplekssiz bir özgüven abidesiydi.

*

Öte yandan -pek kişi bilmez- Türkiye'nin beni tanımasında Birand'ın önemli bir payı vardır. Beni ilk kez televizyona Birand ve meşhur 32. gün programı çıkarmıştı.

*

Bundan tam 12 sene önce 2009'un Ocak ayında telefonum çaldı, 32. Gün programından arıyorlardı.

*

Taraf gazetesinde dört aylık bir köşe yazarıydım, yaşım 27 idi...

*

O güne kadar ulusal bir TV kanalına hiç çıkmamıştım. Programın yapıldığı tarih 22 Ocak 2009'du. Tam 12 sene olmuş.

*

Programda bir ulusalcı profesör, bir ulusalcı gazeteci ve Ankara'dan katılan bir ulusalcı general vardı.

*

Benim yanımda da etliye sütlüye pek karışmayan, o kritik dönemde eyyam siyaseti güden sinsi bir profesör vardı.

*

Programı Birand'la ortak sunan arkadaşın da benden hiç hoşlanmadığı belliydi. Sonrasında Birand’ı da sattı maalesef bu arkadaş.

*

O ikinci moderatör şahıs sözde ulusalcılığa mesafeli bir solcuydu ama liberallerle ulusalcılar kıyaslandığında gönlü -itiraf etmese de- ulusalcılardan yanaydı çoğu Türk solcusu gibi.

*

Programın başlamasıyla üç ulusalcı isim birden sert bir dille tam gaz bana kafa göz hücum etti.

*

Birand programı açarken beni "Taraf gazetesinin gencecik yazarı Rasim Ozan Kütahyalı" diye tanıtmıştı...

*

Programa davetli bu tecrübeli ulusalcı gazeteci-akademisyen-general üçlüsü de 27 yaşında bir çocukcağızı yer bitiririz diye hesap etmişlerdi sanırım.

*

Üçe tek hatta dörde tek mücadele program boyu sürdü, hepsi birden belaltı belüstü saldırıyorlardı, ben de anladıkları dilden onlara girişiyordum. Üçe tek bir boks maçına döndü program.

*

Bir süre sonra kimyaları bozuldu, programda hava döndü ve hepsi birden dağılmaya başladılar. Psikolojik üstünlük bana geçti.

*

Birand program boyu objektif durmuş ama arada beni alttan alta kollamıştı. Çünkü Birand özünde çok kuvvetli bir özgürlükçü ve demokrattı. Anti-militer bir ruhu vardı.

*

Program çıkışında da kimsenin görmediği bir an yanıma geldi, kolumu tuttu ve kulağıma "Üçünü de bitirdin lan, afferin" demişti o kendine özgü gülüşüyle.

*

Ertesi gün telefonlarım durmadı. Hiç tanımadığım yazarlar, akademisyenler ve siyasetçiler dahi tebrik için arıyordu.

*

Bu programdan sonra televizyonlardan gelen davet telefonlarının ardı arkası kesilmedi. Bir anda patlama olmuştu...

*

Bir süre sonra da televizyonlarda düzenli programlar yapmaya başladım.

*

Gazete köşe yazarlığının yanında TV yorumculuğu ve televizyonculuk da benim ekmek kapım oldu.

*

Bu sürecin başlangıcı tam 12 sene önceki Birand’ın 32. Gün programı olmuştu.

*

Köşe yazarlığı sürecimi nasıl 17 Mayıs 2008'de Taraf'ın yorum sayfasında yayınlanan ve 1.5 ay boyunca tartışılan "Denizlerin yolu bizi nereye götürür" yazısı başlattıysa, TV anlamında da 22 Ocak 2009 öyle bir çıkış tarihi olmuştu benim için.

*

Birand'ı en son Galatasaray'ın 2012 lig şampiyonu olduğundan hemen sonraki gün görmüştüm.

*

Aydın Doğan'ın Çamlıca'daki evinde Doğan Medya'nın yöneticilerine ve üst düzey yazarlarına verdiği öğle yemeğinde.

*

O dönem çift olarak bizi de bu davete çağırmıştı Aydın Doğan.

*

Galatasaraylılar olarak o 2012 Mayıs öğleden sonrası Fenerbahçelileri çok kızdırdık.

*

Birand ile beraber en başta da hasta Fenerbahçeli Ertuğrul Özkök’e çok takılmıştık o gün. Habire kızdırıyorduk.

*

Özkök de “Fetullahçılar sizi şampiyon yaptı, Fetullah olmasa şampiyon olamazdınız” deyip durdu ikimize tüm davet boyu.

*

O gün açık büfeden yemek alırken Birand bir ara yanıma geldi ve mizahi bir dille o davetteki davetli kombinasyonuyla ilgili zeka dolu yorumlar yaptı.

*

Herkesin bilip, görüp söyleyemediğini komplekssizce gelip bana söyledi.

*

Zaten Birand'ı Birand yapan bu komplekssiz, hesapsız özgüveniydi. O yüzden Türk basın ve televizyon tarihinin en zirve isimlerinden biri ve televizyon haberciliği anlamında da birincisiydi.

*

Mükemmel 32.gün arşivini YouTube üzerinden açarak Türkiye’ye dehşet faydalı iş yapan Umur Birand’a ve annesi Cemre Hanıma herkes teşekkürü bir borç bilmeli. Gerçekten hazine o arşiv.

*

Nur içinde yat Mehmet Ali Birand... Türk medyasında boşluğun asla dolmuyor ve bir daha da doldurulabileceğini de hiç sanmıyorum.