Ahmet Yenilmez


Yandı bitti kül oldu!

Tekerleği patlamış kamyon misali aşağı sürüklenen dünyanın hızına yetişemediğimiz bugünlerde, hem uluslararası ilişkilerde, hem küresel ajandalarda hem de ülke içi meselelerde birbirine girift birçok gündem yaşanıyor. Aynı İkinci Dünya Savaşı öncesinde olduğu üzere dünya çapında sağ iktidarlar sırayla yükseliyor. Özellikle Avrupa'da halkın sağ partilere kayma sebebi, küreselci sol partilerin ülkeleri ve insanları getirdiği dayanılmaz nokta. İkinci Dünya Savaşı'ndan farklı olarak, bu sefer sol partiler ülkeleri savaşa sürüklerken, sağ partiler savaş karşıtı propaganda ile yükselişe geçiyor.

Yeni dünya düzeninin kurulabilmesi için eskisinin yıkılması gerektiğini çok iyi bilen küresel sermaye, Ukrayna örneğinde olduğu gibi ülkeleri birbirine düşürerek, kıyımdan geçirip, oluşacak yeni kaostan düzeni çıkarma peşindeler. Malum, savaş demek silah demek, asker demek, para demek. Hem birinci hem de ikinci dünya savaşlarında haddinden fazla borçlanan ülkeler küresel sermayenin kucağına oturmuş vaziyetteydi. Onlar da ne isteseler yaptıracakları hükümetlere zulümler ve sömürülerle dolu bir yüzyıl hediye etmişti.

Şimdi, döndük dolaştık tekrar aynı senaryonun içine düştük. Resmen, dünya ülkeleri gelsinler bana saldırsınlar diye, canlı yayında katliam yapan İsrail ise Siyonist Küreselcilerin en aktif aparatı. İsrail'e karşı dünya çapında oluşan nefretle birlikte, rüzgarın ters esmesi durumunda ortada bir İsrail devleti bırakmayacak hale gelebilir. Bir bakıma sanki küreselcilerin istediği de buymuş gibi görünüyor. İşte, bu durumda sağ partilerin iktidarları ele geçirmesi halinde, küreselcilerin sürüklediği savaş senaryosu istedikleri gibi bitmeyebilir.

Avrupa ve Amerika'nın sağ partileri, sadece devletler arası savaşa değil, insanlığa karşı açılmış savaşa da karşı duracakları söylemleri ile geliyorlar. Küresel iklim değişikliğinin, karbon emisyonunun, uluslararası pandemilerin, bu pandemiler için yapılacak uygulamaların ve anlaşmaların, sera gazı etkisinin, 15 dakikalık şehirlerin, sosyal kredi sisteminin, nakitsiz toplumun ve daha nicesini oluşturan küreselcilerin 2030 ajandasının tamamen büyük bir yalana hizmet ettiğini ve hem devletleri hem insanlığı tamamen bir köle sisteminin içine atacağını farkettiler. Tüm söylemleri ve politikalarını bunların karşısına dikilecek şekilde dizayn ediyorlar. 100 yıldır dünyayı sömüren devletlerde, eğer sağ partiler iktidara gelirse küreselcilerle savaşmayı ve bu gidişatı durdurmayı taahhüt ediyorlar.

Öte yandan, ülkemizde de Karbon Ayak İzi Vergisi söylemleri sıkça duyulmaya başlandı. Yediğimiz doğal yemekler, kullandığımız araçlar, yürüdüğümüz yoldan soluduğumuz nefese kadar bu karbon ayak izi meselesinin içinde ele alınıyor. Yıllar önce şakasını yaptığımız konular şimdi önümüze geldi, dikildi. Evet, artık aldığınız uçak bileti, otobüs bileti, aylık yediğiniz et miktarı, sebze miktarı, yetiştirdiğimiz besi hayvanları, yetiştirdiğimiz mahsuller aklıma gelmeyen birçok konu, karbon ayak izimizi arttıracak ve bunların bir kotası olacak. Eğer, kotayı doldurursak zaten dijitalleşecek olan para sistemi ile entegreli halde alışveriş yapmanıza bile engel olunabilecek.

Neden? Çünkü, günlük sosyal hayatımızda yapmamız gereken tüm normal eylemler iklim krizini tetikliyormuş. Fakat, bize bu dikteleri yapan küresel organizasyonların sahipleri, sayısızca yatı, uçağı, aracı, fabrikası ve madenleri ile bu krize hiç bir etki etmiyor olacaklar ki, yalnızca kendileri dışında kalan insanlığın yüzde 99'unun hayatını kısıtlayarak bu sözde krizi önleme çabasındalar. Doğal olan her şeye düşman kesilmiş şekilde, politikaları ülkelere dikte etmeye devam ediyorlar.

Mesela, gıda krizi adı altında dünyadaki gıda miktarının yetersiz olduğu meselesini ortaya atarak, yapay ve sentetik gıdalara yönlendiriyorlar. Çünkü, o sentetik gıdayı üretenler de onlar olacak, sen onu yiyip hasta olduğunda sana ilacı üretenler de onlar olacak.

Gıda demişken, geleneksel yaz başı tarla yakma festivalleri bu sene de geçen senelerden aşağı kalmadı. Türkiye çapında sadece son iki haftada, 1500 dönümden fazla ekili buğday arazisi, yandı bitti kül oldu.

- Antalya'da 250 dönüm

- Manisa'da 100 dönüm

- Adıyaman'da 40 dönüm

- Kahramanmaraş'ta 150 dönüm

- Mardin'de 300 dönüm

Son 13 günde 1500 dönüm arazinin art arda yanması neticesinde bu sene de marketlerde ürünlerimiz az olacak. Tabii ki, bu yangınlar ülkeyi tahıl krizine sokmak için sabotajlar olarak yapılmadı(!) Kendi kendine çıkan yangınlar, özellikle aynı tarihlere ve hep buğday tarlalarına denk geldi. İnşallah, devamı gelmez diye, duamızı ederek yazımıza son verelim. Kalın sağlıcakla.