• BIST
    1540.21
  • Dolar
    7,4286
  • Euro
    9,0144
  • Altın
    442,9560
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA

YAZARLAR

Sanal zenginliğin riski 

Borçlu yaşama devam ediyor, tasarruf yapmıyoruz. Zahmetsiz kazanç konut sektörü Mayıs ayından itibaren yine kazandırmaya devam edebilir. Deprem riskine karşı binaların ve şehirlerin yenilenmesi mutlaka önemlidir. Eski binalar ve çarpık yapılaşma hem hayatımız için önemli olduğu kadar ülkenin modern yapısı içinde önemlidir, buna itirazımız yok... 

İnşaat sektörü hem devlete, hem millete ciddi anlamda bir kazanç kapısı olmaya devam ediyor. Türkiye ekonomisi diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerine göre pozitif ayrışmaya devam ediyor. Büyüme rakamları, enflasyon rakamları, cari açık rakamları hep beklenilen oranlarda çok iyi gelmeye devam ediyor. Elhamdülillah... 

Ancak satın aldığımız taşınmazın sürekli, prim yapması nereye kadar ? Neye göre? 

Kafaları karıştıran ama bir o kadar da tartışmaya açık bir konu olmaya devam ediyor. Dünya ekonomilerinin ne kadar kırılgan olduğuna son yıllarda şahit olmaya devam ediyoruz. Terör eylemleri ülke ekonomilerine acı bir fren yaptırıyor, işlerinizdeki cirolardan yola çıkabilirsiniz. Ülke ekonomilerinde çeşitli nedenlerden dolayı durgunluk yaşandığında şunu net bir şekilde görebiliyoruz ki ticaretle meşgul olanların dayanma süresi bir yılı geçmiyor. Çoğunun düşüncesi ortak “Kapatır başka bir sektör arayışına girerim ya da bir yere girip çalışırım.” Asıl korkulan kullanılan kredilerin geri nasıl ödeneceği... 

İşte tam da bu sırada SANAL ZENGİNLİĞİN RİSKİ ile karşı karşıya kalabiliyoruz. 

Neden mi? 

- Uzun vadeli borçlanmalarda riskleri göz ardı ediyoruz. 
- Hayat sigortalarını ya da işsizlik sigortalarını yaptırmayı ihmal ediyoruz. 
- Satın aldığımız mülkün borcu bitmeden kendimizin sanıyoruz. 
- Mülkün sürekli pirim yaptığını görünce hayat standartlarımızı değiştiriyoruz. 
- Sürekli tüketime alışıyoruz. 
- Kredi alışkanlığı nefsimizin önüne geçebiliyor... ve birçok nedenler. 
Bence olması gereken şu: 
- Satın aldığımız mülk konutsa barınma ihtiyacını gidermek için borca girmişizdir ve gelirimizin en fazla %50'sini krediye ayırmalıyız. 
- En çok yaptığımız hatalardan biri de birinin borcu bitmeden ikinci kredi borcuna girmek. Nasıl olsa %75'ini banka veriyor deyip kendimizi kandırmamalıyız. 
- Ortalama 50 bin lira faiz ödemek bizim için sorun olmazken 2 bin lira hayat sigortasını yaptırmayı ( faiziyle birlikte olan tutar üzerinden ) ihmal etmemeliyiz. 
- Örneğin satın aldığımız mülk 200 bin lirayken 3 yıl sonra 300 bin lira olmuşsa, kendimizi 300 bin liralık bir sermaye yapmışız gibi hareket edebiliyoruz. Eşyalar değişir, araba değişir ve yaşam kalitesi değişir. 
- Halbuki öncelik krediyi kapatmak olmalı, sıralamayı şaşırmadan. 
- Sürekli prim yapan bir sektöre talep normal olarak çok olur, o yüzden herkes” Pahalı olsun ama satılıyor, herkes alıyor. Alım gücü var ki alıyorlar “ diyor. Bireyler kendi hanesinden sorumlu olduğu için hayatlarını kimseye göre şekillendirmemeli kimse. Desinler diye bir iş yapılmamalı... 
Peki gelecek nesillere nasıl bir sektör bırakacağız? 
 İyi ya sürekli yükselen talep gören bir sektör var. 
Çocuklarınız hangi kazançla o mülkü kaça paraya satın alacak? 
Birikiminiz varda siz mi yardım edecektiniz? 
Yani kredi borcuna girerken gelecek nesillerimiz olan çocuklarımızın eğitiminden kısarak mı o borçlar ödeniyor? 
Eğitim mi önemli mülk mü ? 
Sanal zenginlik riskinin en kötüsü de nedir biliyor musunuz? 

GÜNÜ KURTARMAK. 

Sürekli tüketelim tamam da tasarruf oranlarının düşük gelmesi tehlikeye işaret değil mi? 
Çözüm ne mi? 

Önce DİSİPLİN SONRA SİSTEM. 

Disiplin; kendimizde başlar önce kararlarımızı sağlıklı vermeliyiz. Kısa zamanda oturduğumuz yerden para kazanma hayali kurmaktansa, çalışıp peşin alma kültürüne geçmeliyiz. Borçla (Kredi kartı veya Banka kredisi ) değil. Sistem taksit yaparak, ucuz vererek sizin borçlanmanızı istiyor. Amaç tüketiciyi düşünmek değil, kendi kazancını garantiye almak. 
Sistem; devlet destekli olmalı. Hemen aklınıza hükümetin yapmış olduğu tasarruf teşviklerini aklınıza getirmeyin. Siz o paraları biriktirirken satın alacağınız mülkün değeri 3 liradan 5 liraya yükseliyor, asıl sorunda satın alacağınız mülkün sürekli değer kazanması. 
Hükümetin görevi tasarrufa teşvik etmek ve üzerine düşen görevi fazlasıyla yaptı. Ancak şöyle bir teklif olabilirdi çalışanlara ya da mülk satın almak isteyenlere: 
İşverenle-devlet arasında isteğe bağlı özel bir sözleşme hazırlansa denilse ki “Maaşınızdan örneğin; 500 lira konut için kesip yeni toplu konut projemizden sizi ev sahibi yapalım” işveren ve devlet kontrolünde bu proje hayata geçebilir. Hem vatandaş memnun kalır hem de devlet. 
- Çarpık yapılaşma kökünden çözülür. 
- Vatandaş sistem dışı gereksiz faiz ödememiş olur. 
- Ülke ekonomisinin maliyetleri düşer. 
- Harcama artar iç piyasa hareketlenir. 
- Yaşam kalitesi artar. 
- Tasarruf çoğalır. 
Sanal zenginlikte hep birileri kazandığını düşünse de gerçekte hep faizle para veren kazanır. 
Yani kumar oynayan değil, oynatan kazanır...