• BIST
    1540.21
  • Dolar
    7,4192
  • Euro
    9,0018
  • Altın
    442,5130
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Ekonomik krizler olgunlaştırır... 

Ülkeler içsel ya da dışsal nedenlerden dolayı zaman zaman finansal daralma ve ekonomik krizlerle mücadele etmek zorunda kalıyor. 

2000 yılından sonra ekonomik krizler, ülkelerde daha sık yaşanmaya başlandı. 

Gelişmiş ülkeler, daha çabuk toparlanırken gelişmekte olan ülkelerin toparlanması yıllar sürüyor. 

Üretim, sanayi, teknoloji, dışa bağımlılık, siyasi istikrar gibi nedenler ülke ekonomilerinin güçlü olmasına neden olan etkenlerden bir kaçı. 

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanan ekonomik krizlerin ortak noktası “Her türlü krizin ülke yönetimini ve halkını olgunlaştırmasıdır.” 

Yani siyasi otoritenin ekonomi yönetiminde yeniliklere gitmesi, milletinin finansal okur yazarlılığının artması, devlet ve milletin israftan kaçıp tasarruf yapması, becerilerini geliştirmeleri, parayla değil akılla çözüme odaklanmaları, yönetim sisteminden farkındalık oluşması, mecburiyetler karşısında katılıktan çok şeffaflığın tercih edilmesi, sosyal dokuların bozulmaması için yasa ve kanunların dünya düzenine göre hazırlanması, zaman kaybına uğramadan kural koyucuların yenilikçi düşüncelere sahip olması, ülke yönetimlerinin sistem değişikliğine gitmesi gibi nedenler ülkelerin topyekûn olgunlaşmasına fırsat verir. 

Bu olgunlaşma her ne kadar mecburiyet karşısında olsa da, mecburiyet hali ortaya çıkmadan tedbir alan ülke ekonomileri, bir adım daha önde olur. Bu durum ekonomik kriz yaşayan ülkelerdeki şirketler ve yatırımcılar için de geçerlidir. 

Kurumsal yapıya sahip, üreten, siyasi kısır tartışmalardan uzak durup üretmeye devam eden, dünya pazarına açık, yabancı sermayenin dikkatini çeken, şirket evlilikleri yapan, eğitim ve Ar-Ge’ye önem veren, kazançlarını şahsi lüks tüketime değil iş sermayesinde kullanan, finansal desteği sadece kredi olarak görmeyen, üretim ve istihdama önem verenler krizden etkilenmediği gibi kriz zamanları daha fazla tercih edilirler. 

İsraftan uzak, tasarruf bilinçli, yatırımlarını gelir odaklı yapanlar ise krizlerden etkilenmeden yoluna devam eder. 

Türkiye, özellikle 24 Haziran sistem değişikliğinden sonra karar alma, karar uygulama reflekslerini geliştirdiğini gözlemliyoruz. 

Ancak zaman zaman alınan kararlar veya sahada uygulamalarda yanlışlıklar yapılabilir! 

Bu durum karar vericiler ile karar uygulayıcılar arasındaki eğitim farkıdır. 

Karar vericiler, daha sistematik ve ülke menfaatini gözetirken karar uygulayıcılar, daha dar kapsamlı ve kendi menfaatini göz önünde bulundurabiliyor. Bugün Türkiye’nin almış olduğu tedbir ve önlemler olgunlaşmanın yansımasıdır. Devlet ve millet artık tasarrufun ne demek olduğunu daha iyi anlama şansını yakalamıştır. 

Geç de olsa bunun yakalanması önemlidir. Rehavete kapılmadan bu düzen devam ederse sonuçlar hepimizin menfaatine olacaktır...