• BIST
    1190.63
  • Dolar
    7,9701
  • Euro
    9,4633
  • Altın
    487,2030
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA

YAZARLAR

Taksim Meydanı'nda ezan sesi

İstanbul’da yaşayıp da özel araç kullanmanın ne denli akılsızlık olduğunu, yaşı yarım asrı geçtiğinde daha iyi anlıyor insan!

Sadece bugün değil, eski siyah beyaz Türk filmlerinde bile İstanbul’un trafiğinden şikayet ediliyor!

Trafikteki araçlar genellikle tek bir kişiyi taşımakta, bir de buna adı toplu taşım aracı olup da istediği yerde istediği anda durma hakkını kendinde gören dolmuş ve halk otobüsler de eklenince, İstanbul trafiği iyice çekilmez hale gelmekte!

Hadi tamam yolcu indirip bindirmede durması neyse de ne inenin ne de binenin olmadığı, güya yolcu beklemek için duran dolmuş ve halk otobüsleri yok mu..?

Kazara bir laf diyecek olduğunuzda, dediğinize diyeceğinize pişman olursunuz, en hafifinden iyi bir küfür yiyebilirsiniz!

Edilen küfüre ola ki, bir karşılık verirseniz iyi bir dayak da yiyebilirsiniz!

İşte, bu tecrübe ve tespitlerimin etkisiyle midir nedir, İstanbul’da genelde özel araç kullanmayıp toplu taşım aracı kullanmayı tercih ediyorum.

Aslına bakarsanız, İstanbul’da yaşayıp da özel araç kullanmak, hem zaman hem para israfıdır.

Bendeniz de dün Sarıyer Hacıosman ‘dan metroya atlayıp 1993’ten 2002’ye kadar ömrümün geçtiği Taksim İstiklal Caddeside gezintiye çıktım.

Her ne kadar yerel seçimler öncesi İmamoğlu kilometrelerce metro rayı döşeyeceğini vaat edip bir iki metre de olsa metro rayı döşememiş olsa da kilometrelerce metro rayı döşeyenlerden de Allah razı olsun!

Taksim Meydanı’na çıkınca nedendir bilmem, kendimi metronun Gezi Parkı çıkışında buldum, tuhaftır, Taksim Meydanı değil de Gezi Parkı’nda..!

1 Mayıs 1977‘de 34 kişinin can verip, 136 kişinin yaralandığı Taksim Meydanı değil de neden Gezi Parkı’nda..?

Gezi Parkı’ndan sol yana bakınca, karşımda AKM, hani şu Gezi Parkı olaylarında 2013’te ottan çöpten mevzulardan sebep, Taksim Meydanı’nı savaş alanına çeviren olaylar esnasında, duvarında Marksist, Leninist, Stalinist silahlı terör örgütlerinin eli kanlı katillerinin resimlerinin asıldığı Atatürk Kültür Merkezi!

Şimdilerde yerinde, ilk gördüğünüzde sizi heyecanlandıran bir inşaat var!

Yanı başında da Al bayrağımız..!

Derken, bir ezan sesi...

Taksim Camii minaresinden gelen ezan sesi...Taksim Meydanı’nda ezan sesi!

Anlat demeyin bana, anlatılamaz, ancak yaşanır!

Şu kadarını diyeyim, Taksim Meydanı’na ezan dinlemek için bile gidilir!

Evet, Ayasofya minarelerinden ezan bir başka güzeldir, ama Taksim’de Taksim Camii minaresinden ezan dinlemek bir başka güzel!

İçimde tarifi mümkün olmayan bir haz, Ağa Camii önünde durdum, Ağa Camii minaresinden, “Allâhü ekber, Allâhü ekber. Lâ ilâhe illallâh...“!

Nazım’ın ifadesiyle, “Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;

Allah’ımın ismini daha çok candan andım.”!

Nazım, Ağa Camii şiirini mütareke yıllarında yazmış!

Tam da mütareke yıllarındaki gibi gelmediler mi üzerimize, bu zamanlarda?

Mavi Vatan’ımıza abandılar!

Yine Nazım’ın dizeleri döküldü dudaklarımdan, “Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster

Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,

Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!” …

Yumruklarım sıkılı kendime geldiğimde, çevremde toplanan insanlar bana deliymişim gibi bakıyordu!

Toparlandım, kendimi Galatasaray’daki Yapı Kredi Yayınları dükkanına attım!

Sonra ne mi oldu?

Dükkandan çıktığımda elimdeki kitap, Andrew Scull’ un Nurettin Elhüseyni’nin çevirisiyle, “Uygarlık ve Delilik” isimli kitabıydı!

Onu bunu bilmem, ama bendeniz bu vatanın delisiyim ve ben bu deliliği çok ama çok seviyorum!

Hem de uğruna can vermeyi şeref bilecek kadar..!

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları