Ahmet Yenilmez


Yayın Tarihi:

04 Şubat 2021 Perşembe 07:19:00

Kültür hayatın kullanım kılavuzudur!

İnsan, hikayelerini emanet ettiği mekanları, kendisi yaşadığı müddetçe canlı tutar yüreğinde!

Zaman zaman emanet ettiği hikayelerini ister ondan, oturtur karşısına sohbete başlar, kimi zaman tek bir kelime etmeden, kimi zaman hikayesi, kimi zamanda kendisi hiç nefes almadan konuşur!

Ekseriyetle de tek bir kelime etmeden susulur, en tehlikelisi de işte bu tek kelime etmeden susmaktır!

Çünkü edilecek ne tek bir kelime vardır artık ne de kımıldamaya mecal!

Hülasa, batan her bir gün batışıyla, alıp başını gitmez!

Batan her bir gün, gelecek günlerde hiç ummadığımız anlarda çıkagelir!

Gelir gelmesine de heybesinde kim bilir nelerle..?

Öyle ki, size dair hikâyeleri düzeltecek ne bir fırsat ne de imkan vardır!

Acılar, yanlışlar ya yüreği tırmalar ya da simada bir tebessüm bırakır!

Hikayeler, zaman bohçasında mekana emanet bırakıldığında, bir de hikayelerinizi emanet ettiğiniz mekanı bulamazsanız, sizde bir daha yeri dolmayacak boşluklar oluşur!

İçiniz burkulur, çünkü silinen sizsiniz..!

Dündeki siz..!

Son iki gündür hüzündeyim, nedeni, kavgalarımın şehri İzmir'in yaşadığı felaket!

Afet demiyorum, felaket diyorum!

Afet kelimesini Türk Dil Kurumu, "İnsanın engel olamadığı çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım'' olarak tarif ediyorsa, ki ediyor, işte o zaman da kavgalarımın şehri İzmir'in yaşadığı bir afet değil, felakettir!

Aslına bakarsanız, bu sadece kavgalarımın şehri İzmir için geçerli olmayıp, 81 vilayetimiz için adeta kader olmuş gerçeğimiz..!

6,8 şiddetinde deprem oluyor, bizde 1607 kişi yaralanıyor, 41 kişi ölüyor, başka ülkelerde ise aynı şiddette bir depremde, mesela Japonya'da bir kişinin bile burnu kanamıyor!

Sebep mi..?

Avrupa ve Japonya gibi ülkelerde kültür, hayatın kılavuzu olarak kullanılmakta, bir başka ifadeyle, her ne kanun ya da kararname çıkarılacaksa, kültürün onayından geçmekte de ondan!

Mesela, bir yerel yönetim imara ve iskana bir yer açacaksa, kültürün onayından geçmeden o yer imara ve iskana açılmaz! Hadi açıldı diyelim, o şehre nasıl bir mimari olacağına karar verecek olan mimar da ne malzeme kullanılacağına karar verecek olan mühendis de kültürün onayına mecburdur!

Kavgalarımın şehri İzmir'deki felaketi duyar duymaz aradım, felaket, depremde olduğu gibi yine Bayraklı, Manavkuyu semtlerini vurmuş!

Oysa, 1980'li yıllarda oralarda çok bereketli tarlalar vardı.

Mesela, 1996'ya kadar şimdiki Gündoğdu Meydanı yoktu, mitingler Cumhuriyet Meydanı'nda

yapılırdı.

Felaket sadece giden lüks arabalarınızdan ibaret değildir, sel sularına kaptırdığımız kendimiziz,

mekanlara emanet ettiğimiz hikayelerimiz ve dündeki biziz!

Demem o ki, eğer biz İzmir'in hikayesini, İzmirlinin kültürünü bir yana atar da tarlaları tarumar edip,

dereleri doldurup, denizin hakkına saygı göstermeyip binalar yükseltirsek, yaşadıklarımızın adı afet

değil, felaket olur!

Çözüm..?

Daha yakın zamana kadar protokolde son sırada yer alan, koalisyon görüşmelerinde pazarlık konusu

bile olamayan, şimdilerde ise turizmin kanatları altına sığınmış Kültür Bakanlığı'nı müstakil hale

getirip, anayasa, kanun ve kararnameleri Kültür Bakanlığı'nın onayından geçirmektir!

Çünkü, kültür, hayatın kullanım kılavuzudur!