• BIST
    1325.47
  • Dolar
    7,9169
  • Euro
    9,4436
  • Altın
    459,7720
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

İstanbul Sözleşmesi …

Bazı kavramları biz insanlar, parçalaya parçalaya iyice ayağa mı düşürdük, diye düşünüyorum!

Mesela milliyetçilik, bu kavramı bir siyasi partinin ya da bir sivil toplum kuruluşunun başına getirerek, asıl mecrasından çıkardık mı acaba?

Mesela, Cumhuriyet de aynı kadere mi maruz kaldı?

Mesela, emek...

Mesela, inanç hürriyeti...

Son günlerin moda tartışması İstanbul Sözleşmesi üzerinden yapılan tartışmalara bakınca, geçmişe dönüp, şöyle sol bir söylemle sorgulama yapmak istedim.

Hadi, meramımı biraz daha açayım!

Bir insan sosyal demokrat ya da demokratik sol ya da sosyalist olursa, milliyetçi olamaz mı?

Eğer cevabınız, ‘’olmaz’’ ise merhum Kemal Tahir, merhum Attila İlhan’ı nereye koyacaksınız?

Mesela, biz hayatımızın hiçbir döneminde CHP’li olmadık diye, Cumhuriyetçi değil miyiz?

Mesela, Batı Trakya’da, Bosna’da, Myanmar’da Müslümanların hakkını savunurken, kendi içimizde başka dine mensup olanların haklarını gasp edebilir miyiz?

Mesela, biz sosyalist olmadık diye, Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın (sav), ‘’İşçiye alın teri kurumadan hakkını verin’’ hadisine iman etmemize rağmen, emek düşmanı mıyız?

Alın buna, ömrü sosyalist ideoloji uğruna bedel ödemekle geçmiş, cenazesinde alkış tutmayı menedip, tekbir getirmeyi vasiyet bırakan merhum Cem Karaca’yı da ekleyin!

Alın bir misal de kendi mesleğimden, tüm filmlerinde buram buram yerlilik, millilik kokan merhum Metin Erksan’ı..!

Acaba, biz tüm değerleri gerçek anlamlarıyla mı algılıyor ve hayatımızda o anlamlarıyla kullanıyoruz, yoksa kendi gerçeklerimiz, lokal aidiyetlerimizle anlıyor da öyle mi kullanıyoruz?

Tıpkı, İslam’ı da inandığımız gibi yaşamayıp, ona yaşadığımız gibi inanmamız gibi!

Baksanıza, farklı mezheplere mensup biz Müslümanlar, tüm dünyada birbirimizi boğazlıyoruz!

Baksanıza, eğer bizim tarikatımıza mensup değilse, karşımızdakine adeta mürtet muamelesi yapıyoruz!

Neden, hep başımızı kuma gömüyoruz Allah aşkına!

Bugün, İslam kadar üzerinden geçinilen başka bir değer var mı?

Dördüncü seneyi devriyesini acıyla anacağımız 15 Temmuz Başarısız İşgal Girişimi bu yüzden başımıza gelmedi mi?

10 yıl öncesinde hangimiz cesurca,‘’Bu Fethullah Gülen denen müptezel bir sahtekâr’’ diyebildik, cesurca diyebilene de hangimiz şüpheyle bakmadık?

Evet, bu çağın gerçeği şu ki, bir geçinenler sınıfı var!

Sadece dinden değil, Atatürk’ten, Marks’tan, Che Guevara’dan…

Kimseler kusuruma bakmasın lütfen, apaçık olan Allah’ın ayetlerini yorumlamakta ayrıştığımız, paramparça olduğumuz gibi, sosyolojik tanımları da kendimize uygulamaya başladık!

Sosyolojik kavramları da kendi tezgahımıza göre yorumlayıp ona göre tavır alıyoruz!

Baksanıza, ‘’Kadına şiddete hayır’’(!)

Bu nasıl bir iddiadır Allah aşkına, şiddet kadına karşı olunca mı hayır?

Şiddet, kime neye karşı olursa olsun, taşa bile uygulansa, ‘’HAYIR’’ olmalı değil midir?

Ne yani, işkence Alman’a, Rus’a karşı olunca eyvallah da Uygur Türkü’ne olunca mı, ‘’HAYIR’’ olacak?

Yahu, işkence insanlık suçudur!

Gelelim İstanbul Sözleşmesi’ne...

Doğrusu, davet üzerine KADEM’i (Kaldı ki demokrasi kadın erkek hepimize gerektir) ziyaretimde kendilerinin İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olmaları beni ziyadesiyle mutlu etmişti!

Hey hat ki, şimdi biz İstanbul Sözleşmesi’nden imzamızı çekecekmişiz!

Neden?

İstanbul Sözleşmesi’nin hangi maddesi, Müslümanı rahatsız ediyor, yoksa İstanbul Sözleşmesi bir takım tezgahları mı dağıtıyor?

Yoksa bu ayrışma, Allah’ın yaradılışta verdiği hakların sorgulanmasına kadar geldi mi?