Ahmet Yenilmez


GELİYOR…

G20 Liderler Zirvesi'nin toplandığı bu günlerde, uluslararası organizasyonların gündeminden düşmeyen meşhur konu, sonunda bizim meclisimize de uğradı. İklim Kanunu meselesinin meclis gündemine gelmiş olması da toplumda yansımalarını gösterdi. Kanunu ve ısrarla tüm dünya devletlerinde aynı anda gündem olmasını inceleyen bazı vatandaşlar, Meclis'e kanunun reddi üzerine dilekçeler verdi. İnternet kullanarak E-Devlet üzerinden de imzalanabilen dilekçeler kısa zamanda yüksek sayılara ulaştı.

Aslında bu iklim kanununa sebep olarak gösterilen küresel iklim değişikliği meselesi, bizim TV kanallarımızda henüz karşılıklı tartışmalara açılmamış olsa da, bir çok ülke gündeminde büyük yer kaplıyor. Meclise verilen dilekçelerden de anlaşılacağı gibi, bu meseleye karşı olanların sayısı da az değil. Amerika, son başkanlık seçiminden sonra bu meselenin bayraktarlığını yapıyor olsa da eski bir önceki hükümet döneminde, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi'nin, Dünya Sağlık Örgütü politikalarının ve bu İklim Değişikliği projelerinin küresel şirketlerin servetlerine servet katarak, dünya toplumlarını iyice yozlaştırarak, köleleştirme projesi olduğunu iddia ediyordu. Eski Başkan Trump iddiasını hala sürdürse de devlet politikalarına etkisi olmadığından, bu tür politikalar yalnızca kendi partisinin kazandığı eyaletlerde engellenebiliyor. Onunla aynı dönemde aynı fikirde olan ve hala ülkesinin başında olan Putin de ülkesini bu politikalardan ısrarla uzak tutarak aynı söylemleri sıkça dile getiriyor. Ayrıca Ukrayna'da, Rusya'nın ele geçirdiği bölgelerde uluslararası laboratuvarlarda insanlığın yararına olmayan araştırmalar fark ettiklerini de defalarca dile getirmişlerdi.

Başta da söylediğim gibi mecliste oylanacak olan İklim Kanunu taslak metni yayınlandı. İçerisinde şöyle bir ibare var;

"İhtiyatlılık İlkesi: İklim değişikliğine yol açan faaliyetlerin, çevre/veya insan sağlığı ve yaşamı açısından potansiyel olumsuz etki derecesinin belirlenmesi için gerekli olan yeterli bilimsel bilgi ve veri eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan belirsizlik, faaliyetlerin olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi ya da bunlardan kaçınılması amacıyla alınabilecek önlemleri engellemeyecektir."

Yani diyor ki, İklim Değişikliği istatistiksel olarak insan sağlığını olumsuz etkilemiyorsa, bu bilimsel olarak ispatlanamıyorsa, bu uygulamalar ille de uygulanacak. Hayatımıza Karbon Vergisi, Karbon Ayak İzi, Karbon Salınımı, Sera Gazı Etkisi gibi kavramları da peşi sıra getirecek olan yasa, yiyeceğimiz hayvansal gıda miktarından tutun, ekeceğimiz mahsule kadar, (Kendi özel bahçen de dahil) her şeyi müdahale edilebilir hale getirecek. Kısacası, hafta sonu eş dostla mangal yapmak için kasapta, kart et almama müsaade etmiyor diyerek, mangal etkinliğimizi başka bahara bırakırken, köydeki bahçesine kafasına göre ekim yapmış bir çiftçinin üretim yapmasına izin verilmedi haberlerini dinlerken, bulabiliriz kendimizi!

Önceki yazılarımda da belirtmiştim. Dünyanın en büyük hava durumu kanalının kurucusu da dahil bir çok akademisyenin, İklim Değişikliği meselesi ve onun için yapılan politikalar tamamen siyasidir ve doğayla hiçbir ilgileri yoktur, şeklinde açıklamaları varken, böylesine bir yasanın dünya devletlerince hızla kabul görmesi için, NATO'sundan Birleşmiş Milletleri'ne, Davos'undan Dünya Sağlık Örgütü'ne kadar tüm küresel organizasyonların ısrarla baskılar yapması şaşırtıcı. Hakkımızda hayırlısı, kalın sağlıcakla.