0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Film gibi film

Uzun zamandır, gündemin yoğunluğundan dolayı güzel bir Pazar yazısı yazmadığımı fark ettim. Aslında, bunu fark etmemi sağlayan izlediğim bir film oldu. Zaman zaman hoşuma giden ve izlenilmesini elzem gördüğüm dizi-film-belgeselleri sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Yoğun hayatlarımızda gündemden ve biraz olsun kendimizden uzaklaşmanın ruhumuza katacağı faydayı önemsiyorum. Telefonu kapatıp, birkaç saatlik orman veya sahil yürüyüşü bizlere tahmin ettiğimizden daha iyi gelecektir. Lakin, bunu başarabilmek bile artık lüks haline geldi. Gündem gündem gündem... Bizleri boğuyor, fakat farkına varamıyoruz. İşte, bu yoğun gündem içerisinde izlediğim bir film beni birkaç saatliğine farklı yerlere götürdü, diyebilirim. Aslına bakarsanız, izlemek için geç kalmışım. 2006 yapımı bir film,

Filmin adı, "The Fall'' (Düşüş). Hindistan, Amerikan, İngiliz ortak yapımı filmin yönetmeni Hindistanlı Tarsem Singh. Film, hikayesinin mükemmelliğinin yanında tam anlamıyla bir görsel şölen sunuyor. Memleketimizden Ayasofya'nın da içerisinde olduğu tam on sekiz ülke ve 26 farklı mekanda çekimleri yapılmış. Bu görüntü akışı, hikaye içinde hikaye anlatmaya gayretli yönetmenin tekniğine ve üslubuna muazzam bir özgünlük ve nefis bir seyir zevki katmış. Eğer, yazıyı okuyorsanız izleyeceğinizi umduğum için, konusundan biraz bahsedeceğim (çok fazla detay vermemeye çalışarak).

Film, 1920'lerin Los Angeles'ında dublör olan Roy'un film çekimleri esnasında, köprüden düşüşüyle başlıyor. Ana karakterlerden bir diğeri olan Alexandria ile tanışması hastanede gerçekleşiyor. Alexandria da portakal ağacından düşerek kolunu kırmış, hastanede tedavi altına alınmış Meksikalı 8-9 yaşlarında bir kız çocuğudur. Bir dublör olarak Roy, yatağa bağımlı bir hayatın sürüklediği umutsuzluğa, sevgilisini filmin başrol oyuncusuna kaptırmasını da ekliyor ve tam bir çıkmazın içinde, sürekli psikolojik düşüş yaşıyor. Bu durumdan kurtulabilme umudunu bir türlü yeşertemediği için de daha büyük bir umutsuzluk içine giriyor ve intihar etmeyi düşünüyor. Alexandria'nın, Roy'un hayatındaki rolü de tam bu noktada devreye giriyor. Roy, anlatacağı hikaye ile onun dostluğunu kazanmayı ve daha sonra intiharı için gerekli olan morfini elde edebilmesi için, onu kandırmayı planlıyor.

Roy, Alexandria'ya ilk olarak isminden hareketle, Büyük İskender ile ilgili bir hikâye anlatıyor. Hikâye netice itibariyle Alexandria'nın hoşuna gitmiyor. Bundan sonra ise filmin ana temasına yerleşen, görsel sürekliliğe sahip fantastik bir hikâye bizi bekliyor. Etrafında gördüğü ve beğendiği her şeye sahip olmak için insanlara zarar vermeyi ve yoluna çıkan insanları öldürmeyi göze alan Vali Odious'tan nefret eden 6 kahramanın hikâyesi. İkizini Vali Odius ile çatışmada kaybeden Maskeli Haydut, eski bir köle Otto Benga, karısı Vali tarafından kaçırılan Hintli, patlayıcı uzmanı Luigi, doğayla dost ve yanından ayırmadığı sevgili dostu ile gezen İngiliz bilim adamı Charles Darwin ve bir ağaç gövdesinde can bulan, karnında kuşlar besleyen garip Mystic. Hikaye, bu kahramanlar üzerinden anlatılırken, Roy'un dilinden, Alexandria'nın hayal gücünden oluşan sentezde, her kahraman ikilinin hayatlarındaki isimlerden biri ile eşleştiriliyor. Yani film, bilinç ile bilinç dışının birleşimini aktarmaya çabalıyor bize, hikâye ve kahramanlar yolu ile.

Müziği, fotoğraf sanatını, felsefeyi harmanlayarak sinemanın ne olduğunu bizlere sunmuş olan Hintli yönetmenin ellerine sağlık. Eminim ilginizi şimdiden çekti. Google'a filmin ismini yazdığınızda karşınıza çıkacaktır. Pazar akşamı aileniz ile izleyebileceğiniz çocuklarınızın da hayal dünyasını ve ufkunu açacak, sinemayı sinema yapan işlerden biri. Hayırlı Pazarlar...

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca hazırlanan aydınlatma metnimizi okumak için buraya, mevzuata uygun çerez politikamızla ilgili detaylı bilgi almak için buraya, gizlilik politikamızla ilgili detaylı bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.
closeX