• BIST
    1332.72
  • Dolar
    7,9318
  • Euro
    9,4731
  • Altın
    462,7970
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Ayasofya-i Kebir Camii'ni tanıyormuyız ?

Öyle uzun uzadıya ilmi bir tartışmanın içine girmeyeceğim, daha ziyade zamanın hafızasını hal üzere ele almaya, yaşanan hali anlatmaya çalışacağım.

‘’Zamanın hafızası tarihtir’’ izahı bana göre kolaycılığa kaçmaktır!

Tarih, daha ziyade zamanın belgesidir.

Buyurun meramımı son günlerin tartışması Ayasofya-i Kebir Camii üzerinden daha anlaşılır hale getireyim.

Justinianus Ayasofya Katedrali’ni yaptıran, Miletli İsidoros, Trallesli Anthemios ise bu eseri yapan mimarlardır, aynı eseri Ayasofya-i Kebir Camii yapan Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakfiyesi ve vakıf senedi, Ayasofya’yı yaşatmak için Mimar Sinan'ın yaptıkları, hepsi tarihtir.

Ortada belge vardır ve tarih belge ile konuşur!

Lakin, uzunca bir aradan sonra Ayasofya-i Kebir Camii’nin ibadete açılma haberini alan Müslümanın ve Hristiyan’ın kalp atışlarının artmasının, gözlerinin dolmasının, hatta ağlamasının sebebi ise zamanın hafızasının fısıldamasıdır!

Ancak, Müslüman’ın ve Hristiyan’ın kalp atışlarının artma, gözlerinin dolma, ağlama sebebi aynı değildir, bu farklılığın sebebi de zamanın hafızasının kulaklara fısıldadığı şeyin farklılığından kaynaklanır!

Bu farkı anlayabilmek de tarihin sermayesi belgeyi, ilgili diğer bilimlerle felsefe ve sosyoloji ile meczedip, sanatla ifade etmekten geçer!

Sanat bu karışımın dilidir!

Çünkü yaşanan bir hikayedir, bu hikâye Hazreti İsa (as) ile başlayıp, Justinianus’u (537), Hazreti Muhammed’in (sav) doğumunu (571), peygamberlikle müjdelenmesini (610), Fatih Sultan Mehmet Han’ı, 1453’ü, 1934’ü, 2020 evrelerini içerisinde barındıran bir hikayedir!

Dün bugünü hazırlamıştır, bugün de yarını hazırlayacaktır, hazırlayan da zamanın hafızasıdır!

Bunu yapabilen medeniyetler, anın hâkimi olurlar ve o anın insanlarını tüm farklılıklarına rağmen şekillendirirler!

Buyurun, bunu da iki sanat eseri, “Çağrı” ve “Cennettin Krallığı” ile sinema üzerinden açıklayalım.

İslam Medeniyeti ’nin abide şahsiyetlerinden Hazreti Hamza dendiğinde, gözümüzün önüne “Çağrı” filminde Hazreti Hamza karakterini canlandıran Hristiyan Anthony Quinn gelmekte!

Tıpkı, medeniyetimizin abide şahsiyetlerinden Selahaddin Eyyubi dendiğinde, bir Hristiyan tarafından yazılmış, yönetilmiş, yapılmış “Cennettin Krallığı” filminde Selahaddin Eyyubi karakterini canlandıran Gassan Mesud’un gelmesi gibi!

Bir de buna büyük tarihçi merhum Halil İnalcık’ın, ‘’Romanı yazılmamış tarihin filmini çekemez, tiyatrosunu sahneleyemezsiniz’’ sözünü ekleyiniz!

İmdi !

Bana, bizim romancılarımız tarafından kaleme alınmış bir tane İstanbul’un fethi, Ayasofya-i Kebir Camii konulu roman söyleyebilir misiniz?

Her ne kadar bunlara cevap veremesek de, sözüm ona bizim içimizden çıkmış, yine sözümona Nobel ödülü almış bir Orhan Pamuk’umuz da var!

İşin acısı, anlı şanlı tarihçilerimiz, İstanbul’un Fethi ile alakalı kaynak eser olarak hala ecnebilerin eserlerini göstermekteler!

Merhum Mustafa Akkad’ın en büyük hayali İstanbul’un Fethi’ni çekmekti ve bin bir umutla İstanbul’a gelip sukutuhayal ile İstanbul’dan ayrılmış, hayalini gerçekleştirmek için para ararken şehit edilmiştir!

Bugün Batı Medeniyeti ve Hristiyan aleminde, Ayasofya-i Kebir Camii ‘nin yeniden ibadete açılmasına üzülmeyen bir tek Hristiyan yokken, bizim içimizde bu kadar üzülenin olma sebebi de işte budur!

Ortak hafızamız olan konularda da ayrışma sebebimiz, budur!

Zamanımızın hafızası dilsiz..!

Ayasofya’yı dilsiz koyduk, nesillerimiz bizim Ayasofya-i Kebir Camii’ni dinleyemedi, ayrıştık!

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları