Ahmet Yenilmez


An gelir..

Zaman öyle bir kavram ki, sadece kolumuzdaki saat ya da duvardaki Saatli Maarif takvimiyle ifade etmek yetmiyor.

Zaman hakkında daha ilk satırda zamanın gerisinde kaldım bile...

An geliyor, zaman, sadece güneşin doğuşu ve batışıyla ifade edilemeyecek kadar bambaşka bir kavram olarak alıyor bizleri içerisine.

Baksanıza, bir anda dünyayı titreten İsrail'in haline!

Hani, demir kafeslerle korunuyordu!

Hani, dünyanın neresinde bir kıpırdanma olsa, onun haberi olurdu!

Kendi güvenliği ve kendi çıkarı sözkonusu olduğunda, sınır tanımaz, istediği gibi at koştururdu.

Bir gece ansızın hendekler bile yetmedi, birileri don gömlek esir oldu!

Diyecektim ki, birden 11 Eylül 2001 tarihi geldi aklıma !

Dünyanın kaderinin çizildiği vahşi kapitalizmin adeta mabedi sayılan ikiz kulelerin arasından değil, içinden uçaklar geçti de...!

Tamam tamam sustum, "Sen de mi inanıyorsun" diyenlerinizi duyar gibiyim!

Dedim ya, zaman işte, "Ne zaman nerede, neyi yaşatacağı belli olmuyor " diyeceğim de aslına bakarsanız, ne yaşatacağını geçmiş zamana şöyle aklederek baksak, yaşadıklarımızın aslında pek farklı olmadığını da çok basit bir şekilde görebiliriz.

Valla, birileri kendi yazıyor kendi oynuyor, bizler ise sadece ya sahneyiz ya dekor ya da aksesuar...

Sadece, bedel ödeyen değişmiyor!

Tıpkı, Mir Seyit Sultan Galiyev 'in dediği gibi, "Sağıma ve soluma baktığımda iki mazlum görüyorum, Müslümanlar ve Türkler"!

Bu yazıyı da Mir Seyit Sultan Galiyev 'in, ilk Mazlumlar Kongresi'ni topladığı Azerbaycan Bakü'de yazıyorum.

3. Türk Dünyası Korkut Ata Film Festivali için Bakü'deyim. Dün, gün boyu da Turan Coğrafyası'ndan gelen sanatçı kardeşlerimizle Türk Dünyası Kültür Başkenti Şuşa'daydık!

Ne mi gördüm Şuşa'da?

Birincisi, merhum Mir Seyit Sultan Galiyev' in haklılığını, ikincisi ise Türk'ün Türk'ten başka dostunun olmadığı gerçeğini...

1990'lı yıllarda bir medeniyetin vahşice nasıl yok edilmeye çalışıldığını görmek ne acı, hem de bir dönem Millet-i sadıka dediğin insanlar tarafından...

Diğer tarafta, yıllardır kolları bacakları kırılan, babasının kucağına sığınmış çocukların siyonistler tarafından katledilmesine gıkı çıkmayanların, bugün nasıl da bir anda dillendiklerini görmek ne acı!

Kaldı ki, İsrail'de yaşananların bana bir anda 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler hadisesini hatırlattığını da bir kez daha tekrar ediyorum.

Korkum, İkiz Kuleler hadisesinin ağır bedellerini de Müslümanlar ödedi, ödüyor korkarım uzunca bir zaman da ödemeye devam edecekler gibi iken, yine bir benzerinin yaşanıyor olması.

Zamanın bana yaşattığı bu duygularla boğuşurken, Şuşa yolunda gördüğüm bir başka manzara gözlerimi yaşarttı; yakılan yıkılan Karabağ'ın adeta şantiyeler tarlasına dönmüş olması, her bir evin önünde, "İki devlet tek millet" sözünün resmi Türkiye Cumhuriyeti Bayrağı ile Azerbaycan Bayrağının yan yana dalgalanıyor olması!

90'lı yıllarda üç helikopter yollayamadığımız Karabağ'da, iki devlet tek millet Türklerin şantiyeleri harıl harıl çalışıyor ve her bir evin önünde her bir gönderde iki devletin bayrağı el ele dalgalanıyor!

Ve dün üç helikopter yollayamayışımıza ağlayan ben, bu manzara karşısında bir başka duyguyla gözyaşı döküyorum!

Hamd olsun!

Bugünkü yazımı, Mir Seyit Sultan Galiyev'i tanımama vesile olan 18 yıl önce bugün (10 Ekim 2005), kaybettiğimiz merhum Attila İlhan'ın mısralarıyla bitirmek istiyorum .

...

Evvel zaman içinde

Kalbur saman ölür

Kubbelerde uğuldar bâkî

Çeşmelerden akar sinan

An gelir

lâ ilâhe illallah-

Kanuni Süleyman ölür

Görünmez bir mezarlıktır zaman

Şairler dolaşır saf saf

Tenhalarında şiir söyleyerek

Kim duysa / korkudan ölür

Tahrip gücü yüksek-

Saatli bir bombadır patlar

An gelir

Attila ölür