Ahmet Yenilmez


Yayın Tarihi:

03 Mayıs 2020 Pazar 08:00:00

539 yıl önce bir büyük ölüm!

İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.”

Demiş Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem

Böylesine bir Hadis’e mazhar olmuş kaç şehir vardır şu koca dünyada? Ve böylesine övgüyü hak etmiş kaç komutan..?

Takvimler, 3 Mayıs 1481’i gösterdiğinde peygamber hadisine mazhar olmuş o büyük komutan terki diyar eylemiş, bıraktıkları ondan yüzyıllar sonra, hatta bugün bile torunlarına miras kalmaya devam etmiştir!

Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul Fatihi, Çağlar açıp kapatan Sultan...

Nice sultanların, komutanların isteyip de alamadığı, senelerce kuşatma altında tutup da elleri boş dönmek zorunda kaldıkları, iki denizin birleştiği yer, şehirlerin anası, nice sahabenin uğruna kan döküp kıyısında can verdiği, ticaretiyle bereketiyle ve kimsenin karşısında düşmeyen surlarıyla bilinen o şehir, daha 21 yaşındaki genç bir padişahın önünde diz çökmüş adeta ona kucak açmıştı.

O kutlu şehir, yüzyıllardır fatihini beklemiş, zamanı gelince çağırır olmuştu.

İçindeki gayrimüslimler bile, “Müslüman sarığı görmeyi Latin külahı görmeye yeğlerim” derken, adaletiyle, merhametiyle dünyaya nam salmış İslam’ın sancaktarını çağırıyordu.

Tabi onu almak kolay olmamıştı. Olsaydı zaten o güne kadar çoktan fethedilirdi.

Onun için liderliğin yanında deha da gerekiyordu ve 2. Mehmet henüz 21 yaşında bu dehaya sahipti.

Şehrin önce çevresindeki tüm kaleler fethedilmiş, ardından Rumeli Hisarı dikilmiş, kendinin tasarladığı dünyanın görmediği toplar dökülmüş, çevre ülkelerle anlaşmalar yapılmış tüm yollar kapatılmıştır. Ve o meşhur fetih başlamıştır.

Dünyanın göz bebeğine diz çöktüren lider, tepeden tırnağa her özelliğiyle Fatih olmayı hak etmiştir.

Öyle ki, anadili Türkçe’nin yanı sıra felsefe dili Yunanca, yüce Kuran’ın dili Arapça, dönemin yaygın dili Latince, coğrafyanın sanatın dili Farsça ve kadim dillerden İbranice bilmekteydi.

Çevresindekilerin deyişiyle zeki, çalışkan, cömert, amacına ulaşmakta inatçı, her gün mutlaka kitap okuyan, Roma tarihini, papaların hayatını, Heredot’un tarihini, ve daha pek çok tarih kitabını okutup dinleyen araştırmalar yapan eşsiz bir insandı.

Tutku derecesine varan en önemli hobisi haritacılıktı. Meşhur coğrafyacı Batlamyus’un haritasını Arapça’ya çevirtmişti.

Şairliğiyle bilinen ilk Osmanlı Padişahıydı. Şiirlerinde yardımsever anlamında “Avni” mahlasını kullanırdı.

Güzel sanatlardan da eksik kalmazdı, okçu yüzüğü zihgir yapımına, kemer tokaları ve kılıç kını yapımına meraklıydı, kimi rivayetlere göre değerli taş konusunda uzmandı.

Ağaç, sebze ve çiçek yetiştirir, zamanının bir kısmını bahçıvanlıkla geçirirdi.

Bilime büyük önem verirdi, yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul getirir, onlar için tüm imkanları seferber ederdi. Hatta Trabzon Rum İmparatorluğu’nu ele geçirdikten sonra, İmparatorluğun felsefecisi ile sarayda felsefe konuşurdu.

Kimisine göre devletin asıl kurucusu kabul edilse de, Devleti Aliyye’yi İmparatorluğa çeviren isimdi.

300 camii, 57 medrese, 59 hamam, 29 bedesten, çeşitli saray, hisar, kale, sur, han ve köprüler yaptırdı. Hala dimdik ayakta olan Fatih Külliyesi, Eyüp Camii, Kapalıçarşı, Yeni Bedesten ve Topkapı Sarayı dahi onun döneminde yapılmıştı.

Ömrü vefa etseydi, Dünya tarihine ikinci imzasını da Batı Roma’nın fethi ile atmak üzereydi, İtalya’yı ve İtalyan kültürünü çok iyi bilirdi, Son seferi İtalya üzerineydi. Hatta o meşhur çizmenin topuğuna ordusunu çıkarmışken, Roma kapılarına dayanması an meselesiydi.

Roma’da İstanbul Fatih’inin ayak sesleri duyulurken, İtalyanlar askeri gücü ve zekasıyla dize getiremeyeceğini anladıkları Sultan’ı, uzmanlaşmış oldukları zehirle durdurmayı başarmıştı.

Hayallerini planlarını gerçekleştirebilmiş olsaydı, şu anda bambaşka bir dünya yaşıyor olacaktık.

Kim bilir ihtiyar dünya bir Fatih daha getirir mi bilemeyiz, ama hem dünya hem Türk tarihine kattıklarıyla, bizlere bıraktığı mirasla ve örnek hayatıyla ona çok şey borçlu olduğumuz aşikardır.