Ufuk Özkan: 'Hayat bazen insanı, hiç beklemediği yerden sınayabiliyor'

Yayın Tarihi: 19 Ekim 2026 Pazartesi 11:52:00

Güncelleme Tarihi: 19 Ekim 2026 Pazartesi 11:52:00

Geçirdiği zorlu sürecin ardından sağlığına geri kavuşan sanatçı Ufuk Özkan, beyazperde ve tiyatro sahnesinden seyircisiyle bir araya gelmeye başladı. Yaşadığı süreçle ilgili konuşan Özkan, “Hayat bazen insanı hiç beklemediği yerlerden sınayabiliyor. Ben de sağlık anlamında oldukça zorlu bir süreçten geçtim. Ama çok şükür, bugün yeniden sevdiğim işi yapabiliyor, kamera karşısına geçebiliyor ve seyircimle buluşabiliyorum. Bunun mutluluğunu tarif etmek gerçekten kolay değil." açıklamasını yaptı.

HABER MERKEZİ

ABONE OL

Geçirdiği zorlu sağlık sürecinin ardından sağlığına kavuşup yeniden seyircisiyle buluşan Ufuk Özkan, yeni sezonda iki farklı projeyle adından söz ettiriyor. Hasip ile Nasip filmiyle beyazperdeye, Davetli Misafir oyunuyla tiyatro sahnesine dönen Ufuk Özkan, uzun bir aradan sonra seyircisinin karşısına çıkmanın kendisi için artık çok daha özel bir anlam taşıdığını söyledi. AKŞAM'dan Hüsna Köşger'e konuşan Ufuk Özkan; tiyatro sahnesine dönüşünü "evine dönmek" sözleriyle tanımlarken, yaşadığı süreç sonrası için, "Yaşadığım sağlık sürecinden sonra yeniden sahneye çıkabilmek, o alkışları duyabilmek benim için çok daha derin bir anlam taşıyor. İnsan bazı şeylerin kıymetini yaşadıklarından sonra çok daha iyi anlıyor." ifadesini kullandı.

Uzun zaman sonra sinemaya dönmek, size nasıl hissettirdi? Beyazperdede olmanın, sizdeki karşılığı nedir?

Öncelikle şunu söylemeliyim ki benim için çok kıymetli, çok anlamlı bir dönüş oldu. Hayat bazen insanı hiç beklemediği yerlerden sınayabiliyor. Ben de sağlık anlamında oldukça zorlu bir süreçten geçtim. Ama çok şükür, bugün yeniden sevdiğim işi yapabiliyor, kamera karşısına geçebiliyor ve seyircimle buluşabiliyorum. Bunun mutluluğunu tarif etmek gerçekten kolay değil.

Üstelik sinemaya böyle güzel, sıcak ve geçmişimizde önemli bir yeri olan Hasip ile Nasip filmiyle merhaba demek benim için ayrı bir değer taşıyor. Bu projede konuk oyuncu olarak yer almak, yeniden sinema setinin havasını solumak bana çok iyi geldi. Beyazperde benim için yalnızca oyunculuk yaptığım bir alan değil, aynı zamanda insanlara dokunabildiğim, onları güldürebildiğim ve hikâyelerin bir parçası olabildiğim çok özel bir dünya. Açıkçası özlemişim.

Rolünüze hazırlanırken, öncelediğiniz ne oldu? İlk filmde Şevket Altuğ'un oynadığı o rolden daha farklı olarak, nasıl bir karakteri göreceğiz bu filmde?

Öncelikle Şevket Altuğ gibi çok kıymetli bir ustamızın geçmişte hayat verdiği bir karakteri yeniden canlandırmak, benim için çok değerli. Benim karakterimin şeftaliye karşı ilginç bir hassasiyeti var. Açıkçası hazırlanırken, bu konuyla ilgili epey araştırma yaptım ve birbirinden ilginç tepkilerle karşılaştım. Kimi öfkeleniyor, kimi küfrediyor, kimi karşısındakine fiziksel tepki gösteriyor. Ben de bütün bunları kendi oyunculuk anlayışımla harmanlayıp daha doğal, eğlenceli ve dengeli bir noktada buluşturmaya çalıştım.

Aslında bu filmdeki her karakter geçmişimizden, bizden bir parça taşıyor. Gülüşümüzden, davranışlarımızdan, duygularımızdan izler var. Çünkü bunlar bizim geçmişimiz, hatıralarımız, bir anlamda çocukluğumuz. O yüzden benim için çok kıymetli bir proje. Böyle yapımların çoğalmasını gerçekten çok isterim. Çünkü hepimizin gülmeye, samimiyete ve içimizi ısıtan güzel hikâyelere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçiyoruz.

"GÜNDELİK HAYATIN TELAŞINDAN UZAKLAŞMAYA İHTİYACIMIZ VAR"

Seyircinin yerine kendinizi koyarsanız, bu yeni uyarlamaya neden gitmeliyiz? Yeni öyküde nasıl bir Hasip ile Nasip bulmuş olacağız?

Çünkü bu filmde hepimizin özlediği bir şey var: samimiyet. Eskiden ailece oturup izlediğimiz, birlikte güldüğümüz, yıllar geçse de unutamadığımız filmler vardı. Hasip ile Nasip de bunlardan biri. Zeki Alasya ve Metin Akpınar gibi iki büyük ustamızın hafızalarımıza kazıdığı bu güzel hikâye, bugün yeniden yorumlanarak seyirciyle buluşuyor. Elbette dönem değişti, hayat değişti, mizahın dili de değişti. Ama insan ilişkilerindeki o tatlı çekişmeler, yanlış anlaşılmalar, rekabet ve komik durumlar hâlâ hayatımızın bir parçası.

Alper Kul, Toygan Avanoğlu ve birbirinden değerli oyuncu arkadaşlarımızla bu hikâyeye yeniden hayat verildi. Ben seyircimizin salondan, yüzünde güzel bir tebessümle ayrılacağına inanıyorum. Bence hepimizin biraz gülmeye, gündelik hayatın telaşından uzaklaşmaya ihtiyacı var. Hasip ile Nasip de tam olarak bunu vaat ediyor.

"BÜYÜK BİR ÖZLEM, HEYECAN VE ŞÜKÜRLE 'EVİME' DÖNDÜM"

Tiyatroyla da geri dönüyorsunuz bir yandan... Sahnede olmayı, kamera karşısına geçmeyi 'eve dönmek' olarak tanımlayabilir miyiz sizin açınızdan?

Kesinlikle tanımlayabiliriz. Hatta benim için bundan daha güzel bir tarif olamaz. Çünkü tiyatro benim ilk göz ağrım. Sahnenin kokusu, kulisteki heyecan, perde açılmadan önce kalbinizin biraz daha hızlı atması... Bunların yeri bende çok başka. Sahnede seyirciyle aynı havayı soluyorsunuz. Onların kahkahasını, alkışını, duygusunu o anda hissediyorsunuz. Bu, bir oyuncu için gerçekten tarifsiz bir duygu.

Yaşadığım sağlık sürecinden sonra yeniden sahneye çıkabilmek, o alkışları duyabilmek benim için çok daha derin bir anlam taşıyor. İnsan bazı şeylerin kıymetini yaşadıklarından sonra çok daha iyi anlıyor. Ben de bugün hem sağlığımın hem mesleğimin hem de beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan seyircimin kıymetini çok daha iyi biliyorum. O yüzden evet, ben yeniden evime döndüm. Hem de büyük bir özlemle, heyecanla ve şükrederek.

Oyunculukta kendinizi asla tek tipleştirmiyorsunuz. Ama kabul etmek gerekir ki; absürt mizah denildiğinde de bu alanın en iyi aktörlerindensiniz. Komediyi, seyirci gözünde sevdirebilmenin ya da bunu başarabilmenin bir formülü vardır diyebiliyor musunuz yoksa, ben olduğum gibi davrandım ve çalışmak, başarıyı mı getirdi dersiniz?

Öncelikle bu güzel değerlendirmeniz için çok teşekkür ederim. Komedi gerçekten çok ciddi bir iştir. İnsanları ağlatmak da zordur ama güldürmek apayrı bir emek, zamanlama ve samimiyet gerektirir. Ben hiçbir zaman sadece komik olayım diye oynamadım. Canlandırdığım karaktere inanmaya, onun dünyasını anlamaya ve yaşadığı durumu olabildiğince gerçek kılmaya çalıştım. Çünkü bana göre komedinin en güçlü tarafı doğallığıdır. Seyirci sizin bir şeyleri zorladığınızı hissettiğinde o büyü kaybolur.

"EN BÜYÜK KAZANCIM: SEYİRCİMİN SEVGİSİNİ HİSSEDEBİLMEK OLDU"

Tabii ki yetenek önemli ama tek başına yeterli değil. Disiplin, gözlem, çalışmak ve kendini sürekli geliştirmek gerekiyor. Ben yıllardır bu mesleğin öğrencisi olmaya devam ediyorum. Bir de şuna inanıyorum: Seyirciyle aranızda samimi bir bağ kurabilirseniz, o sizi sadece oynadığınız karakterle değil, kalbiyle de sahipleniyor. Benim en büyük kazancım da yıllardır seyircimin sevgisini hissedebilmek oldu.

Bundan sonra da hem komedide hem farklı karakterlerde onların karşısına çıkmaya, yeni hikâyeler anlatmaya devam etmek istiyorum. Çünkü benim için oyunculuk bir meslekten çok daha fazlası, hayatımın en büyük tutkularından biri.