YAZARLAR

Satranç tahtası ve hayatın gerçekleri 

Birey, şirket ve devlet gibi varlıkların hayatını en iyi anlatan oyun satrançtır’ diyebiliriz. Çünkü piyon iken şah, şah iken piyon olabilirsiniz. Satranç tahtasında bir taş iseniz; kale, fil, şah, at ya da piyon olmuşsunuz ne fark eder? Oynanan taşların iradesi yoktur. Tutan el onu nereye koyuyorsa oraya gider, oturur. Oynayan ele bakılır, hamleyi yapan odur. İslami Asya’da devletler oyunu söz konusu olunca satranç hiç taşlarla oynanmaz. 

Bu bakımdan “Kürt gerçeği”, “Şii gerçeği”, “Sünni gerçeği” gibi yüzlerce “gerçek”, bu coğrafyadaki satrancın taşlarını oluşturur. “Benim gerçekliğimi kabul et” diye devletinizin kapısının önüne bir el tarafından konulduğunuz andan itibaren “gerçeklik” vasfınızı kaybeder, önce devletler satrancında bir taş olursunuz, sonra sizi küresel mimari dizayn yapılırken, alır bir duvara monte ederler. Birden, mesela “Kürt gerçeği” iken Kürt taşı olup tüm varlığınızı yitirirsiniz. 

Bu bağlamda İslami Asya’da en az üç yüz oyunluk daha “satranç taşı” vardır. Taşa ruh “üfleyip” oyunda kullanan, oyun bitince onu alır torbaya atar. Dolayısıyla İslami Asya’daki satranç takımı torbalarında oynanıp atılmış bir hayli “karakter” bulunmaktadır ve oyunda taş olmayı kabul eden bu taşlar, sürekli çıkarılıp oynanır. “Sizinle oynuyorlar” derseniz “tarihte yerimizi alacağız” karşılığı alır, şaşırıp kalırsınız. Çünkü tarih galerisinin neresinde yer alacağı konusu ile hiç ilgilenmezler. 

“… gerçeğinin önderi, neferi olacağım” diye arananların bulunduğu coğrafyaların bereketi çok olurmuş. Bu bakımdan çok verimli İslami Asya topraklarında devlet olmak isteyen, Mehdi olan, örgüt lideri, cemaat lideri olan olana… Fakat nedense kendisi olmaya niyetli kimse yok! Başkalarının oynadığı oyunda, satranç tahtasında hangi taş olduğunuzun bu bakımdan hiçbir önemi yoktur. Ve oyunda bir taş iseniz de oynanmaktan kurtulma olasılığınız olmaz. Böyle durumlarda sizinle oynanacağı zaman biraz yem konur önünüze, oyun biter, yem biter! Onun için hayatta birinci kaide satranç oyununda bir taş olmamaktadır. Çünkü gerçek hayatta rızık bitince ömür biter. Siyasal, etnik, dinsel vs oyun tahtasında ise oyun biter, yem biter. Tercih insana kalmıştır. 

“Tarihe geçeceğim” diye İslâmi Asya'da taş olup oynananları “diriltip” sorsanız, taş olmayı değil, devletinin, milletinin, insanlığın tozu olmaya, hiç olmaya razı olacaklardır. Çünkü bu ülkenin, bölgenin gerçeği olma oyununda perişan edilen ve perişan olanların kanları boğar insanı. “Şeytan’ın Avukatı” filmini bir de bu açıdan izleyip “bu halı benim ayaklarımın altına neden seriliyor” diye sormak gerekir. Ne yazık ki İslami Asya’da bilmem neyin gerçeği olanlar bu soruların birini bile sormazlar, çünkü “ekmek”ini insan, din ve ırk ticaretinden kazanıyordur. Üreten, üretebileceğine, alın terine, göz nuruna, akıl gücüne güvenen insan neden satrançta taş olsun ki? 

Burası İslami Asya’dır, gece yatağa sıradan insan olarak girip de sabah şeyh olarak, Mehdi, Müceddid ve hatta Peygamber olarak uyanan çoktur. Sabah erken kalkanın darbe yaptığı coğrafya olarak nitelendirilen yerler burası. Dolayısıyla en çok kurulan cümle “yine oyuna” getirildim cümlesidir. Buralar İslami Asya’dır. Tarih göstermiştir ki siyasal, dinsel, askeri ve ticari vs cazibelerin en yoğun olduğu yerdir. Bu sebeple dünyanın gözü buradadır. Devletlerin, milletlerin, heva ve heves sahibi muktedirlerin “Azrail”i bu topraklarda ikamet eder. 

Ömer Özkaya Diğer Yazıları