• BIST
    1096.16
  • Dolar
    7,6691
  • Euro
    8,9827
  • Altın
    468,3970
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA

YAZARLAR

Muktedir devletin ağır yükü “Geçinenler”!

“İslam'ın beklediği en şerefli gündür bu

Rum Konstantiniyye'si oldu Türk İstanbul'u

Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi

Türk'ün genç padişahı, bir gök yarılır gibi

Girdi Eğrikapı'dan kır atının üstünde

Fethetti İstanbul'u sekiz hafta üç günde

O ne mutlu, mübarek bir kuluymuş Allah’ın!

Belde-i Tayyibe’yi fetheden padişahın,

Hak yerine getirdi en büyük niyazını

Kıldı Ayasofya’da ikindi namazını!

İşte o günden beri Türkün malı İstanbul,

Başkasının olursa, yıkılmalı İstanbul!”

Şimdi, mangalda kül bırakmayan solculara bu şiir kimindir, diye sorsam, sizce ne cevap verir ya da CHP İstanbul il başkanına sorsam..?

Soran ben olduğum için büyük bir ihtimalle, ya Üstad Necip Fazıl Kısakürek der ya da Arif Nihat Asya...

Ayasofya-i Kebir Camii ibadete açıldığında, ilk Cuma namazına bizim mahalleden gözyaşları dökerek koşan kardeşime sorsam...

Kuvvetle muhtemel, o da merhum Üstad Necip Fazıl Kısakürek diye, cevap verecektir!

Alın bir şiir daha...

“Havsalam almıyordu bu hazin hali önce

Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce

Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;

Allahımın ismini daha çok candan andım.

Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!

Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,

Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var…

Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,

En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,

Üstünde orospular yükseltiyor sesini.

Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,

Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.

Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,

Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu

Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen

Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster

Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,

Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!”

Bir önceki şiir, İstanbul’un fethi üzerine Müslüman Türk’ün duygularını ifade ederken, bir sonraki şiir de İstanbul Beyoğlu İstiklal Caddesinde İngiliz askerleri dolaşırken, Müslüman Türk’ün acısını, isyanını anlatmakta!

Evet, her iki şiir de Nazım Hikmet’in kaleminden çıkmıştır!

Hey hat ki, Nazım Hikmet’in şiir kitaplarıyla köşe dönen, onun söylemleriyle slogan atanlar bugün Ayasofya-i Kebir Camii ibadete açıldı diye, karalar bağlamakta!

Bizim mahalleden birileri de Ayasofya-i Kebir Camii’nin 86 yıl sonra ibadete açılmasının hamdına varmak yerine, bir şeylerin rövanşını almak gayretinde!

Sizce, burada bir terslik yok mu?

Bu iki kesimin de bir ortak adı var, “Geçinenler Sınıfı”.

İster Nazım Hikmet hayranı olun, ister onun sınıf arkadaşı Necip Fazıl Kısakürek..! Gün ne karalar bağlama ne de bir şeylerin rövanşını alma zamanıdır!

Zaman, Ayasofya-i Kebir Camii'nin açılışıyla, hem Nazım Hikmet’in hem de “Bekleyin gençler! Ama bugün ama yarın Ayasofya açılacaktır “ diyen Necip Fazıl Kısakürek’in ruhunu incitmeme, şad etme zamanıdır!

Demem o ki, zaman, bugünkü muktedir devletin bir an önce, bu geçinenler sınıfından kurtulma zamanıdır!

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları