• Bist 100
    94.218
  • Dolar
    5,8750
  • Euro
    6,5803
  • Altın
    254,1767
İstanbul
23 / 32
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Haçın gölgesindeki hilalin yangını içimi yaktı!

Bugün, bu güneşli 21 Mayıs sabahı beni bir anda üniversite günlerime götürdü! 

İzmir’de talebelik yıllarımda, memleketten para geldiğinde ya da arkadaşlarımın bursları yattığında kendimize kendimizce ziyafetler çekerdik. Ya bir balık ekmekçide ya da bir menemencide... 

Sevgili babacığımın fındık parasını alıp, bana da para yolladığı bir gün, o günlerde okul ve arkadaş çevremizin tanıdığı, daha sonrasında ise tüm Türkiye’nin hatta dünyanın bir kısmının tanıyacağı, bir arkadaşımın kolundan tutup doğru İzmir Kemeraltı Balık Haline götürdüm. Bizim gibi talebelerin ve bordrolu çalışanların müdavimi olduğu ufak balıkçı mekanına oturup ‘’Bugün bendensin’’ dediğimde arkadaşımın yüzündeki tedirginliği fark ettim! Beğenmediyse menemenciye gidebileceğimizi söylediğimde, hemen kalktı, ‘’gidelim’’ dedi! 

Yine, bizim gibi talebelerin müdavimi olduğu menemenciye gidip siparişimizi verip bir güzel afiyetle acılı menemenimizi yedikten sonra da Hisar Camii'nin avlusunda çay içmek, her vakit eksiksiz yapılan sohbet halkasına katılmak üzere çıktık! 

Çaylarımızı yudumlarken, o şen şakrak arkadaşımın durgunlaştığını, zaman zaman da daldığını fark ettiğimde bir şey olup olmadığını sordum, bir anda ağzından, ‘’Reis ben balık yemem’’ sözleri döküldü! 

Samsun‘un bir ilçesinden olan arkadaşımın, ‘’Reis ben balık yemem’’ demesi, hali tavrı bana olağan dışı bir şeyin olduğunu fark ettirdi, neden diye sorduğumda, tarihin içimi acıtan en hazin göç olayını, iliklerime kadar ürpererek onun ağzından dinledim! 

21 Mayıs 1864 Kafkas Çerkes Göçü! 

Nasıl bir sürgün, hatta bir soykırım olduğunu uzun uzadıya anlatmayacağım! 

O güne kadar Tarık Mümtaz Göztepe’nin, ‘’Dağıstan Aslanı İmam Şamil’’ kitabını okumanın dışında pek de bilgi sahibi olmadığım Kafkas halkları ve özellikle de Çerkesler hakkındaki o hazin hikâyeyi dinledim! 

Sizlere şu kadarını arz edeyim, uzun çileli bir yolculuktan sonra gemilere doldurulup Osmanlı topraklarına zoraki sürgün edilen Çerkesler, bu zoraki sürgün yolunda 500 binden fazla insanını kaybetmiş, ölenlerin çoğu da Karadeniz’in sularına gömülmüş! 

O günleri yaşayan bir Çerkes kocamışının ifadeleri aynen şöyle, ‘’ Deniz kenarında yedi yıl boyunca atılmış insan kemikleri vardı. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalarını kurarlardı. Deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını atıyordu. Benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem’’! 

İşte, o günden sonra Çerkes çocukları balık yemez olmuşlar! 

Şimdi, Fransa’nın Strasburg şehrinin ortasından geçen nehrin kenarından, o günlerin şehitlerine dua yolluyorum içim yana yana, bu hazin hikâyeyi dinlediğim andakinden daha beter içim yanarak! 

Aradan geçen 155 yılı ve acıların tazeliğini düşünerek, vurdum kendimi Strasburg sokaklarına! 

Nefeslenmek için bir parka girdiğimde, Cezayirli bir avuç insanın gösterisiyle karşılaştım! Cezayir’de 16 Şubat 2019’da, -”Gülümseme Devrimi’’ olarak bilinen devrim- ölenlerin anısına bir protesto gösterisi! 

Kafam allak bullak oldu, bu Cezayirliler Fransız’ın zulmünden kurtulup, 5 Temmuz 1962’de bağımsız bir devlet olmadılar mı? 

Şimdi ise zulmünden kurtuldukları ülkenin bir parkında, kendi ülkelerindeki zulümde ölenler için protesto gösterisi yapıyorlar! 

Cezayir bayrağındaki ay yıldızın sıcaklığı içimi yaktı! 

155 yıl önce adaletsizlik zulmünün sıcaklığından gölgesine sığınılan hilal, şimdi zulmün sıcaklığından, dün zulüm gördüğü haçın gölgesine sığınmış adalet arıyor! 

Goethe’nin de nefes alıp yaşadığı Fransa Strasburg’da, Goethe’nin, ‘’Doğu-Batı Divanı” ndaki, ”Dünya yarın batacak da olsa, seninle Hâfız, sadece seninle girmek isterim müsabakaya! Tasada ve kıvançta ikiz kardeş olalım’’ mısraları döküldü dudaklarımdan, Ren nehrinin sularına!