• BIST
    110022
  • Dolar
    6,7688
  • Euro
    7,6343
  • Altın
    366,7990
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA

YAZARLAR

#EvdeKalıpDünüDüşünsek

Hayata nereden bakarsanız, baktığınız zaviyenin müsaade ettiğidir gördüğünüz, önemli olan durduğunuz yerdir!

İşte, yaşadığımız bu günler bize evden çıkmadan, bu zamana kadar durduğumuz yeri, yani zaviyeyi biraz değiştirme fırsatı sundu. Daha doğrusu bu zamana kadar baktığımız zaviyeyi değiştirme mecburiyetinde bıraktı!  

Daha ne yaşadığımızın bile farkında değiliz!

Yanı başımızda bir yakınımız öksürse ya da birisi ateşim çıktı dese, yüreğimiz ağzımıza geliyor !

Demem o ki, birkaç hafta önceki hayat şeklimizle bugünkü hayat şeklimiz aynı değil!

Her zamanki gibi sabah erkenden kalkıp, işe koşamıyoruz!

Gün boyu ne kadar satarım ya da kiminle görüşsem de işi biraz daha geliştirsem hengamesinde bir bakmışız akşam olmuş!

Her zamanki rutinler yok, her akşam uğradığın mekana da uğrayamıyorsun, zira o mekan da kapalı!

Bugün yaşamak zorunda kaldığımız bu hal, bize bu zamana kadarki hayata bakış zaviyemizi değiştirmek zorunda olduğumuzu göstermiyor mu?

Mesela hızlı yaşayıp, hızlı tüketerek yaşadığımız bu hayatta, ufacık bir virüs bizi nasıl da durduruverdi !

Öyle bir bastık ki, hayat frenine her şey birbirinin içine girdi!

Olduğumuz yere oturuverdik, ufacık bir virüsün iç içe geçirdiği hayatımızı nasıl ayrıştırıp da yerli yerine oturtacağız, işte bunun telaşına düştük şimdi de!

Gece demeden gündüz demeden emeğimizle yapmaya ve yaşatmaya çalıştığımız işyerinin kapısı açılabilecek mi acaba?

Koskoca bir belirsizliği buluverdik kucağımızda!

Ne güzel demişti, merhum Muhsin Yazıcıoğlu, “saniyesine bile hükmedemediğimiz bir hayat yaşıyoruz. Onun için bu hayatta fırıldak olmaya değmez”!

Sahi, saniyesine bile hükmedemediğimiz bu hayatta biz çok mu fırıldak olduk ne?

Araba almak, arabanın model ve markasını daha da yükseltmeye çalışmak...

Başımızı sokacak ev derdiyle uğraşıp, o başımızı sokacak evi bulduktan sonra bir de yazlık derdine düşmek...

Sakın, kimseyi suçladığım sanılmasın!

Tüm bunları hızla yaparken, kimlere ne kadar fırıldak olduk acaba?

Kimleri kırdık, kandırdık...

Kimlerden hak ettiği değerleri çaldık farkında olmadan...

Durun canım, kimseye hırsız falan da demedim!

Gerçi, hırsızlık hep başkalarına ait olanı harcamakla mı olur?  

Başta kendim!

Tamı tamına 35 yıldır gece demedim, gündüz demedim, yaz demedim, kış demedim Anadolu kazan ben kepçe dolaştım turne yaptım!

Yetmedi yurtdışı...

Yetmedi dizi, sinema yapımcılığı...

Allah’ın en büyük nimeti vücudum bu tempoya dayanamamış kalın bağırsağım delinmişti de bunu ancak dört gün sonra fark etmiştim!

Yüzde altı kurtulma ihtimali olan ameliyattan da çıktım, karnımda 58 cm açık yara da beni durduramadı!

Şimdi mi..?

Doğduğum büyüdüğüm evde telefon nedir bilmezken, İzmir’de talebelik yıllarında anamın, babamın sesini duyabilmek için bir tek jeton ararken, şimdilerde bu yazıyı yazdığım telefonun fiyatı babamın beni ve üç kardeşimi ele güne muhtaç etmeden yetirdiği bir yıllık kazancına eş!

Evet, evet yanlış okumadınız, benim babam beni üniversitede, iki kardeşimi lisede, birini ise ilkokulda 1500 kilo fındık ile okuttu! O da fındık mahsulü her yıl olursa!

Bugünkü fiyatla 1500 kilo fındık 22 bin Türk Lirası!

Kısacası ilaçtı, gübreydi derken, babamın elinde bugünkü değerle 15 bin Türk Lirası kalıyordu!

Hemen, “Ooo Ahmet Bey 15 000 Türk Liralık telefon mu kullanıyorsun “ demeyin beş nüfuslu ailemde herkesin telefonu var dersem, varın gerisini siz düşünün!

Hülasa, şimdi bağışıklık sistemim zayıf olduğu için canımı köyüme attım!

Babacığımı ve kendimi o ufacık virüsten koruyabilir miyim korkusundayım!

Bir daha perde açabilecek miyim Allah bilir, hemen yanı başımda anacığımın mezarı var!

Anacığım en çok, “Oğul köy mezarlığında hiçbir mezar taşında açlıktan öldü yazmıyor“derdi!

Bendeniz  de sık  sık, “Dün bugünü hazırladı, bugün yarını hazırlayacak” derim!

Şu anda, dünümüzün hazırladığı bugünü yaşıyoruz!

Bugün #EvdeKalıp biraz dünümüzü düşünsek mi, diyorum!

Düşünüp düşünüp çokça düşünüp hayatı bize yaşanamaz hale getiren ağırlıklardan kurtulsak mı?

Hayatı fırıl fırıl fırıldak yaşamaktansa, biraz yavaşlayıp hayatın temposunu biraz düşürsek mi?

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları