Ahmet Yenilmez


Yayın Tarihi:

22 Ocak 2019 Salı 08:00:00

Adayım!

İnsan doğar, büyür, yaşar ve ölür! 

Alim ne kadar ilmik ilmik dokusa da bilim ne kadar koşsa da değişmeyecek olan tek gerçek var, o da ölüm! 

Bütün hayatımız bu dört kelime içerisinde geçer ve iki kelimede sonsuzluğu yaşarız! 

Arkada bıraktığımız “ben” ve ahiretteki “ben”! 

Şöyle de bir şey var ki, arkada bıraktığımız ‘’ben’’ ya da ‘’sen’’ ile ahiretteki, ‘’ben‘’ ve  ‘’sen” aslında aynı! 

Ne zaman bir cenazeye katılsam hep bunu düşünürüm, musalla taşındaki mevtanın yerine koyarım kendimi ve Hoca efendinin, ‘’Merhumu nasıl bilirdiniz’’ sorusundaki sesle, ‘’Hakkınızı helal ediyor musunuz’’ sorusundaki sesin şiddetine kulak kesilirim! 

İşte, her iki soruya verilen cevabın ses şiddeti bizim arkada bıraktığımız, ‘’ben’’ ve ‘’sen’’ ile ahiretteki ‘’ben’’ ve ‘’sen’’ in nasıl bir olduğunun ölçüsüdür! 

Arkamızda bıraktığımız can parçalarımız bir ömür boyu, bizim arkada bıraktığımız ‘’ben’’ ve ‘’sen’’ ile yaşarken, bizler de ahirette o, ‘’ben’’ ve ‘’sen’’ i yaşayacağız! 

Arkada bıraktığımız can parçalarımız nereye gitseler, kiminle karşılaşsalar bizim vakti zamanında geçtiğimiz yerdeki taşlar topraklar ağaçlar kişiler dile gelecek! 

Bizler de ahiretteki, ‘’ben’’ ve ‘’sen’’ olarak aynı şeyi yaşayacağız! 

Hani, bir gerçek daha var ya, ‘’ölümle beraber amel defteri kapanır’’, bir nevi kalem kırılır artık ne arkada bıraktıklarını ne de ahiretteki defteri yazamazsın! 

Hülasa, bir ömür yaşadığın hikâye okunur arkanda ve ahirette! 

Arkada bıraktığın, ‘’ben’’ ve ‘’sen’ ’in ayak bastığı mekanlar, o mekanlarda geçirdiği zamanlardaki ‘’ben’’ ve ‘’sen’’ i anlatacaklar! 

İşin en dramatik olan yönü de şu, ‘’ben’’ ve ‘’sen’’ anlatılanlara zerre itiraz edemeyecek! 

Dahası da şu ki, arkada bıraktığın mal, mülk, altın, dolar hiçbir şey anlatılan hikâyenin zerresini, virgülünü bile değiştiremeyecek! 

Ahirete zaten erkeksen 7, kadınsan 8 metre bez ile gittin o da tıpkı bedenin gibi birkaç güne kalmaz çürüyecek ve aslına dönecek! 

Toprak ve balçık! 

Bunları neden yazdım? 

Efendim, Pazar günü memleketim Ordu’daydım! 

Saygıdeğer Cumhurbaşkanımız memleketim Ordu’ya teşrif buyurdular ve AK Parti’nin Ordu İlçe Belediye Başkan adaylarını açıkladılar! 

Çekildim bir kenara ve etrafımı seyrettim, adayların çoğunu tanımasam da aday adaylarının etrafında toplananların içindeki tanıdıklarım, kimin ne olduğu hususunda az çok fikir veriyordu! Ne de olsa ben bu topraklarda doğdum, büyüdüm, yaşıyorum ve en nihayet cenazem de bu topraklara köyüm Karaağaç’taki aile kabristanlığında şimdiden belirlediğim yere defnedilecek! 

İsimler açıklandıkça, kimilerinin suratları düştü, kimilerinin gözleri doldu, kimileri de sevinç çığlıkları attı! 

Yüzü düşenlerin çoğu da talip olunan makamda yıllarca görev yapanlar, sevinç çığlığı atanlar da yanı başında yıllarca talip olanlardı! 

Sevinen de üzülen de keşke birbirinin yüzlerine bakabilselerdi, sevinenler sevinip, üzülenler üzülürken kürsüde Saygıdeğer Cumhurbaşkanımız, ‘’dava, dava, dava’’ diyordu! 

Dava yani hikâye, talip olduğun hikâyenin ana fikri! 

Yani, arkanda bırakacağın ‘’ben’’ ve ‘’sen’’! 

Merasim bitti tanıdıklar etrafımı sardılar, ‘’Ahmet Bey, sen o kadar siyasetle iç içesin, sen aday değil misin?’’ diye sordular! 

Onlara tebessüm ettim ve içimden, ‘’Adayım, musalla taşındaki oyunuza talibim’’!