0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Çok şey değişti

Karantinadan sonra nasıl bir Dünya olacak? Yaşam, arkadaşlıklar, iş hayatı nasıl değişecek?

Telefonumun notlar kısmına zaman zaman göz atarım, bu soruyu da 2020 yılında yazmışım. Yani, pandemi denilen melanetin en cafcaflı döneminde... Bu notu hangi anda, neye şahit olduğumda yazdığımı çok merak ediyorum, keşke daha detaylı yazsaymışım o notu. Olayın içindeyken yaşadığımız şeylerin saçmalığı, korkunçluğu, anlamsızlığı şu an hissettiklerim gibi değilmiş onu anladım. Sorduğum sorular pandemi sonrası ile ilgili, ama gelin bizlere yaşatılan o korkunç zamanlarla ilgili kısa bir geriye dönüş yapalım.

8 Mart'ta bazı illerde halka açık yerlerde ve toplu taşıma araçlarında, dezenfeksiyon yapılmaya başlandı. İstanbul'da belediye, metrobüs istasyonlarına el dezenfektanları kurmaya karar verdi. 10 Mart'ta (10 Mart'ı 11 Mart'a bağlayan gece, gece yarısından sonra) Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Avrupa'ya seyahat ederken virüse yakalanan bir Türk erkeğin, ülkenin ilk koronavirüs vakası olduğunu açıkladı. Hasta, adı açıklanmayan bir hastaneye tecrit edildi ve hastanın aile üyeleri gözlem altına alındı.

Ülkedeki virüse bağlı ilk ölüm ise, 15 Mart 2020'de gerçekleşti. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 1 Nisan 2020'de yaptığı açıklamada koronavirüs vakalarının tüm Türkiye'ye yayıldığını açıkladı.

17 Mart'ta Sağlık Bakanı Fahrettin Koca karantinaya alınan Çin temaslı 89 yaşındaki bir hastanın öldüğünü, yeni 51 tanının konduğunu ve toplamda vaka sayısının 98'e çıktığını açıkladı. Bu, Türkiye'deki ilk ölüm olarak kayıtlara geçse de, daha sonra Aytaç Yalman'ın 15 Mart'taki ölümünün koronavirüs nedeniyle olduğu açıklandı.

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, futbol, voleybol, basketbol, hentbol liglerinin ertelendiğini duyurdu.

25 Mart'ta Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk 'un ortak düzenlediği basın toplantısında; okulların 30 Nisan'a kadar tatil edildiği, yoğun bakımdaki mevcut hasta sayısının 136 olduğu ve 60 yaş üzerindeki 2 hastanın taburcu edildiği ve bundan böyle Türkiye'de bulunan vakalarla ilgili verilerin dijital ortamda yayımlanacağı belirtildi.

Evet, ölen vatandaşlarımız, artık birer dijital ortam sayısına dönüşmeye başlamıştı.

Artık, resmi olarak, evlere hapsedilmiştik, hiçbir şeyi sorgulayamıyor, ağzımızı açamıyorduk. Ya hu arkadaş, bu hastalık Çin'den dünyaya yayıldı, hastalığı dünyaya servis ederler iken de, normal yürüyen insanlar bir anda yere yığılıp can çekişerek can veriyordu, niçin başka hiçbir ülkede olmadı bu saçma durum? Sorusunu bile soramadan ağzımıza tıkılan bir dönem yaşıyorduk. Aşı olmayan, hastalığa inanmayan, azıcık mantığını beynini kullanan, açık havada maskeye ne gerek var temiz havadan daha güzeli mi var? Diye kendini yırtan insanlara, geri zekalı cahil muamelesinin yapıldığı, daha 2 ay önce başlayan aşı çalışmaları sürecinden sonra direkt bir aşı bulundu diye, müjdeleyip insanlara zorla, ne idüğü belli olmayan (normal bir aşının faz çalışmaları 10-15 yıl sürdüğü bilindiği halde) önünüzdeki yıllarda ne gibi sonuçlar doğuracağı soru işaretleri ile dolu olan sıvıları insanlara zorla yapılacağı, hatta bazılarının deyimiyle, gerekirse sokakta köpek gibi köşeye kıstırılıp, zorla aşı yapılmasına kadar ileri giden açıklamalar dönemindeydik. Öylesine acı veren görüntülere şahit olduk ki, evet insanlar ölüyordu, lakin mantıklı bir tek cevap alamıyorduk. İnsanların nefes almasını kısıtlayan bir hastalık vardı evet, lakin uygulanan tedavi yöntemleri doğru muydu acaba? Alakalı alakasız bir sürü ilaç verildiğine, bir hekimin ak deyip diğer hekimin kara dediği her kafadan bir sesin çıktığı, en kötüsü de insanların analarının, babalarının, dedelerinin hasılı aile büyüklerinin cenazesine dahi gidemediği, sevdikleri ile vedalaşmalarına izin verilmeyip birer vebalı gibi kimse dokunmadan mezara atarcasına cenaze namazlarına şahit olduk. Unuttuk, o dönemleri, hatta sevdiklerinizin cenazesine bile izin verilmediği dönemleri, şimdi hatırlayın bir hele...!

2 Nisan 2020'de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, son 24 saat içerisinde 82 hastanın iyileştiğini ve bu süre içerisinde hayatını kaybedenlerin %82' sinin 60 yaş ve üzerinde olduğunu açıkladı.

Yaşlılarımızın yavaş yavaş hayattan koparılma, dışarı çıkarılmama, otobüse bindirilmeme hasılı, evlerinde güneş dahi görmeden, güya ölümden koruma içgüdüsü ile evlere kapatılma dönemi gelmişti.

Bilimsel Danışma Kurulu toplantı sonuçlarını paylaştı ve 16-26 Mayıs tarihlerini kapsayacak şekilde, 7+4 gün sokağa çıkma kısıtlamasının ilan edilmesinin gerektiğini açıkladı. Ve nihayetinde...

Hafta içi, hafta sonu ayrımı olmaksızın 29 Nisan 2020 Perşembe günü saat 19.00'da başlayıp, 17 Mayıs 2020 Pazartesi günü saat 05.00'te bitecek şekilde tam zamanlı sokağa çıkma kısıtlaması uygulandı.

Vatandaşlarımızın şehirler arası seyahatlerine zorunlu haller dışında izin verilmeyecektir.

Uçak, tren, gemi veya otobüs gibi toplu taşıma araçlarıyla yapılacak seferlerde yolcuların araçlara kabulü öncesinde HES Kodu sorgulaması muhakkak yapılacak ve tanılı/temaslı gibi sakıncalı bir durumun olmaması halinde araca alınacaktır, kararları...!

HES Kodu ile birlikte artık tamamen kontrol altına girmiş bulunuyorduk. Genel olarak böyle durumlar, artık normalimiz halini almıştı. Saçma sapan olan daha bir sürü şeyi anlatmaya gerek yok sanırım, hepiniz hatırlarsınız. Kahvehanelere baskınlar, saçı sakalı birbirine girmiş insanları kuytu köşede tıraş olurken, fuhuş suç üstüsü gibi polislerimizin basma durumları...Koca koca insanların ceza yememek için, birer atlet gibi pencerelerden atlayıp kaçmaya çalışmaları, dolaplara saklanmaları, hatta uyuyor taklidi gibi insanlık ayıbı olan hallere düşürülmeleri vb. bir sürü olay.

Ve artık, birilerinin istedikleri olmuş ve biz insanoğlunu rahat bırakmaya karar vermişlerdi. Ne de olsa istediklerini almışlardı. İstenilen üzere, evlerimizden çıkmadık, komşularımızı fişledik, sorgusuz sualsiz vücudumuza bir şeyler enjekte ettirdik. E, her şey tamamdı artık... Ölüm korkusunun insanoğluna yaptıramayacağı şey yoktu ve bir kez daha tastiklenmiş oldu.Tüm bunların, bambaşka bir dönemin başlangıcı olduğunun farkına, sanırım çok azımız varabildi.

Gelelim, pandemi içinde iken sorduğum soruların cevaplarına; neler mi değişti dünyada?

Salgın hastalık gibi etkileri tahmin edilemeyen bir durumla karşılaşıldığında, insanların korku ve panik duygusuyla korunma ve kaçınma davranışı sergilemesi doğal kabul edilmektedir. Riskler, sahip oldukları potansiyel güçlerinden dolayı, şu anı etkiledikleri gibi geleceğe dair umut ve güven duygusunu da zedeler. İnsanlar yalnızlaştı, güven duyguları darmadağın oldu. Korku, kaygı gibi duygular tüm topluma yayıldığında, insanları korkuyu ortaya çıkaran unsurlar yönetmeye başlar.

COVID-19 pandemisi sonrasında, kalabalık ortamda bulunma durumlarının %97,1 ve toplu taşımayı tercih etme durumlarının ise %94,8 oranında azaldığı görülmüştür. Katılımcıların gıda ve temizlik malzemesi depolama durumları %47,3 oranında değişmezken, ellerini sık sık yıkama %90,2 ve dışarı çıkarken maske ya da eldiven kullanma durumları %84,9 oranında artmıştır. Hastalık belirtileriyle ilgili şüpheleri %53,5 ve sağlıklı beslenme çabaları %56,9 artarken, muayene olmak için doktora gitme istekleri %71 oranında azalmış. Katılımcıların günlük rutinlerinden olan uyumakta zorlanma durumları %62,7 oranında değişmezken, haber takip etme istekleri %75,8 ve sosyal medyayı kullanma istekleri %59,1 oranında artmış. Gelecekle ilgili endişeleri %67,5 oranında artmışken, hedeflerine odaklanma durumları %38,8 oranında değişmemiştir. Bu süreçte katılımcıların %44,8'inin modern tıbbın etkisine olan inancı ve %43,1'inin devlet kurumlarına olan güveni değişmemiş.

Psikiyatride hipokondriyazis (hastalık hastalığı) olarak tanımlanan sağlık kaygısı artmış. İş hayatında ise, evden çalışma dönemi başladı. Hala, evlerinden çalışan binlerce insan var dünyada. Bazı kavramlar değişti, yenilik dönemi içerisinde beyaz yakalıların evden mi yoksa işyerinde mi çalışmaları daha verimli tartışmaları devam ediyor. Bunun gibi bir çok şey işte...

Çok farkına varamasak da, ruhumuzun derinlerinde, dillendiremediğim, doğru kelimeleri bulamadığım birçok şey değişti. Taşlaştık mı, duygusuzlaştık mı, hangisi doğru ifade bilemiyorum. İnsanoğlunu etkileyebilecek bir şey kalmadı artık. Her gün elimizdeki telefonlara parçalanmış bebek videoları düşüyor. Artık kanıksadık, normalimiz oldu. Dünyada örneğine az rastlanılacak bir deprem yaşadık milletçe, canlı yayınlarda kurtarılmayı bekleyen insanlarımızın iniltilerini duyduk. Yüreklerimiz öylesine parçalandı ki, artık hissedemiyoruz mu, taşlaştık mı ne?! Bir şeyler değişti, herkes değişti, her şey değişti, hakkımızda hayırlısı...! Hayırlı Pazarlar.

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca hazırlanan aydınlatma metnimizi okumak için buraya, mevzuata uygun çerez politikamızla ilgili detaylı bilgi almak için buraya, gizlilik politikamızla ilgili detaylı bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.
closeX