• BIST
    1328.83
  • Dolar
    7,8228
  • Euro
    9,4308
  • Altın
    459,3260
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Ben bu devlete nasıl kurban olmayayım?

Dedem, 1905 doğumluydu, babam ise 1942, bendeniz ise bu hikayenin en azından yarım asrına şahidim!

Dedem Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde doğmadı, babam ve ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde doğduk!

Dedem, cebinde taşıdığı “kafa kağıdı” nı veren devletin yıkılışına ağladı!

Dedem, devletini kaybetti!

Dedemin devletini yedi düvel yangın yerine çevirdi!

Dedem, yangın yerinden kurtarabildiği en kıymetli hazinesi Türkiye Cumhuriyeti Devletini yanan yüreğinin en derin yerine sakladı!

Dedem yangın yerinden kurtarıp, yanan yüreğinin en derin yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sakladığında 18 yaşında bir delikanlıydı!

Dedem, babasını Sarıkamış’a giderken şehit olan Kamil Efendi’nin 13 yaşındaki sahipsiz, malı mülkü ağaların talanına uğramış öksüz Nezaket Hanım ile evlendi!

Evlendi dediysem, size öyle davullu zurnalı bir düğünden bahsetmiyorum!

Belki de yangın yerinden kalanlar olarak birbirlerini sahiplendiler, çünkü hayatlarını kurtarmak, yetirmek ve hamd üzere yaşadılar!

Konu ne olursa olsun, sıkıntı ne kadar tahammül edilemez olursa olsun hep hamd ettiler!

Evliliklerinin ilk yıllarında, “Evlendik çocuk yapalım “ diyememişler, zira çocuktan, aşktan önce vatan gerekliydi, vatan!

Öyle bir yangındı ki vatan coğrafyasındaki yangın, otu, yaprağı, ekmek yapılan süpürgelik tohumu bile bitmişti!

Vatan mücadelesinin Başkumandanı Gazi Mustafa Kemal Paşa ve milletin meclisi, o yoklukta seferberlik ilan etti!

Ekmek yapacak buğday, mısırın bile olmadığı bir dönemde seferberlik alabilecek ne bulabilecekti ki?

Buldu..!

Ne mi..?

Askerin ayağına çorap diyeyim, gerisini siz anlayın!

El nihayet, yangın yerinden çıkarıp, yanan yüreklerinin en derinliklerine sakladıkları o parçaya da 29 Ekim 1923’te, Türkiye Cumhuriyeti Devleti dediler!

Bütünün parçası bütünün fıtratını taşır!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, elbette ki parçası olduğu bütünün fıtratı gereği bir elinde de bir medeniyetin bayrağını taşımaktaydı!

O bayrağın adı, ay yıldızlı al Bayrak!

Biliyor musunuz, dedem en çok da 29 Ekim 1924’te Milletler Cemiyeti Konseyi, Musul’u Irak’a bıraktığında ağlamış!

1926 yılında Mustafa’sı doğdu!

Mustafa’nın kafa kağıdını da dedemin, babaannemin yangın yerinden kurtarıp, yanan yüreğinin en derinliklerine sakladığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti vermiş!

Amcam Mustafa doğduğunda yangından kaç kişi kaldık diye saymışlar, kalanların sayısı 13 500 000 imiş!

7 500 000 ‘i kadın ve çocuktan, gerisi de yaşlı ve vücut azalarından en az birini kaybetmiş gazilerden ibaret..!

Dedem ve babaannem, “Bayrağı düşürmedik” deyip, bir kenara çekilmemişler, dedem, “Medeniyet dediğin ilimle, akılla, irfanla olur “ deyip, o yaşında mektebe giden dedem, yeni alfabeyi öğrenmiş ve doğru köyünün yolunu tutmuş!

Köyüne okul açıp Mustafa’sına, diğer Mustafa’lara alfabeyi öğretmiş!

Sadece alfabe mi?

Duvar örmeyi...

Sıra yapmayı...

Çünkü, dedim ya yangın yeri diye, baş sokacak dam yok!

Fidan dikmeyi, “aş aşlamayı”...

İğne vurmayı...

Ebelik yapmayı...

Nüfus çoğalmalıydı...

Salgın hastalık kol gezmekte, hasta sayısı artmıştı!

Onun içindir ki, çaya tat versin diye değil, salgın sıtmaya deva olsun diye ilk şeker fabrikası kurulmuştu.

Babaannem ise, çocuk denecek yaştaki Mustafa’sıyla kayaları parçalayıp tarla yapmış, mısır ekmiş, ekmek yapmak için!

Fındık dikmiş, satıp, geçinmek için!

Sonra babam doğmuş, ben doğmuşum...

Şimdi ise ben de torun sahibi bir dedeyim!

İmdi, dedemin diploması karşımda ve ben bütün bu hikayeyi bizzat yaşayan dedem ve babaannemden dinlemiştim!

Ondandır ki, ne zaman vatan, bayrak, devlet dense kendimi tutamayıp hırçınlaşırım, kimseler de sormaz, “Neden..?” diye!

Ben bu hikayeyi sadece tarih kitaplarından okumadım, bizzat yaşayan birinci ağızlardan dinledim, bu hikayeyi!

Şimdi siz söyleyin, 23 Nisan ‘da, “23 Nisan'dan bir sonraki gün neydi? Bilmek istemeyenler için ipucu:1915” diye sosyal medya mesajını gördüğümde ben nasıl dellenmeyeyim!

Benim babaannemin göğsünün ortasında, saklandığı samanlıkta Ermeni komitacıların süngüsünün açtığı yara izi vardı!

Ben, bu devlete nasıl kurban olmayayım?

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları

1 Aralıklar!

01 Aralık 2020

Muhsin Yazıcıoğlu ölmedi ki!

29 Kasım 2020

“Bi dakka..!”

26 Kasım 2020

Üzülmeyin öğretmenlerim!

24 Kasım 2020

Hangisi doğru Sayın Arınç?

22 Kasım 2020

Beyler işte bu olmaz!

19 Kasım 2020