• Bist 100
    108659
  • Dolar
    5,7510
  • Euro
    6,3889
  • Altın
    272,5840
İstanbul
10 / 16
0530 708 54 54
0530 708 54 54
12 Kasım 2019 Salı 16:47:15 | Son Güncelleme: 12 Kasım 2019 Salı 16:48:41

TÜRSAK Başkanı Dağdeviren: Anadolu dünya sineması için yeni bir nefes

TÜRSAK Başkanı Dağdeviren, Anadolu'nun dünya sineması için yeni bir nefes olduğunu, Türk dizilerinin sistematik ve stratejik bir iletişim planı içinde dünyaya yayılması gerektiğini söyledi.

İhracat oranı bakımından ABD'den sonra ikinci sırada yer alan Türk dizi ve film sektörü, son yıllarda Türkiye'nin büyüyen sektörlerinden biri haline geldi.

Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı (TÜRSAK) Başkanı Elif Dağdeviren, ülke tanıtımı ve ülke markalaşması gibi kavramların gelişimi ve sürdürülebilirliği için de büyük önem taşıyan Türk yapımlarının yurt dışındaki ilgisini AA muhabirine değerlendirdi.

"Beyza’nın Kadınları", "Dondurmam Gaymak", "Cenneti Beklerken" ve "İftarlık Gazoz" gibi filmlerin de yapımcılığını üstlenen Dağdeviren, "Dondurmam Gaymak" filminin tanıtımı için 2007'de Los Angeles'ta 4 ay boyunca kaldığını ve o dönemde henüz Türk sinemasının ve dizilerinin tanınmadığını ifade etti.

"Türkiye'nin konumu da öyküleri bakımından ilginç"

Dağdeviren, Türkiye'nin yurt dışında iş birlikleri yapması adına birçok çalışma yürüttüğünü belirterek, "Herkese, 'Siz konularınızı tükettiniz. Yani Batı sınırınıza kadar, Avrupa'nın Drakula'sını 26 kere yapmak suretiyle. Öbür taraftan Doğu sınırına geldiniz. İran sinemasını keşfettiniz ama daha Anadolu'yu hiçbiriniz keşfetmediniz.' demiştim. Daha sonra biraz televizyonlar sayesinde burada öykücülük keşfedilmeye başlandı ve Anadolu, yeni bir nefes oldu dünya sineması için." diye konuştu.

Dizi ve filmlerde içeriğin önemine işaret eden Dağdeviren, şunları kaydetti:

"Netflix, Amazon gibi yeni çıkan platformlarla içerik çok hızlı tüketilen bir şey oldu. Bu manada Türkiye'de bizim dezavantaj olarak gördüğümüz, yapımcıyı çok zorlayan, saatlerce bitmek bilmeyen diziler, yurt dışında bölüp bölüp satılmaya başlanmış oldu. Ayrıca Türkiye'nin konumu da öyküleri bakımından başka bir ilginçlik taşıyor. Hem Batıyız, değiliz hem Doğuyuz ama değiliz. Onun için Türkiye dünyadaki her yerden ayrılan bir ülke ve bunu ekranda görmek enteresan."

Dağdeviren, Kore uyarlaması Türk yapımlarının orijinallerinden daha çok dünyaya satıldığına dikkati çekerek, "Yanlış hatırlamıyorsam bugün en çok istatistiki olarak satılan 'Kadın' dizisi bir Kore uyarlaması olarak başladı. Kore ile yaptığımız görüşmelerde onlar da çok şaşkın. 'Neden Türk dizisine dönüşünce içerik satılıyor' diye. Çünkü empati çok kıymetli bir şey. Kore içerikleri çok güçlü. Üstelik Kore devleti dizilerin müziğini ve içeriğini çok destekliyor. Dünyaya çıkması için çok yatırım yapıyor. Dolayısıyla çok çalışılmış içerikleri, biz Batı dünyasının empati kurabileceği yüz ve hayat tarzıyla sunduğumuz vakit, iyi bir bileşim oluyor." ifadelerini kullandı.

"Batı'daki oyunculuk sistematiği ile aramızda fark var"

Yapım kalitesi noktasında Türkiye'nin çok iyi bir noktada olduğunu aktaran yapımcı, şöyle devam etti:

"Yurt dışına giden işleri görüyoruz ki yapım kaliteleri çok iyi. Yapım kalitesinin iyi olması, karşısındaki seyircinin bilinç altında ciddiye alındığı duygusunu uyandırır ve daha çok empati kurup, kendisini o yapımla daha çok özdeşleştirmesini sağlar. En zayıf olduğumuz taraf ise oyunculuk. Çünkü bizdekiyle Batıdaki oyunculuk sistematiği arasında çok ciddi bir fark var. Aslında çok iyi oyuncularımız var. Özellikle de yan rollerdeki oyuncularımız. Star sisteminin içinde oyunculuklarından star ışıklarıyla daha önde olan arkadaşlarımız da var. İyi oyunculuklar bu arkadaşları besliyor. Bu arkadaşlar da yüzümüz olarak fenomen haline geliyorlar dünyada. Bunların bazıları gerçekten kendilerini geliştirerek, çok iyi oyuncular haline geldi."

Elif Dağdeviren, dünyada fenomen haline gelmiş Türk oyuncular aracılığıyla filmlerin veya dizilerin izlenildiği yorumuna katılmadığını vurgulayarak, "Fenomen olmuş oyuncuyla işi kolay satabilirsiniz ama uzun vadede izlenmesini sağlayamazsınız. Bu şekilde harcanmış birçok proje var. Eğer oyuncu yan kadrosuyla ve karşısında oynadığı kişiyle doğru sinerji kuruyorsa, o zaman iyice starlaşıyor. Mesela Burak Özçivit, Tuba Büyüküstün kendilerini geliştirmiş oyuncular ve doğru projeleri seçiyorlar. Eğer yanlış bir proje, yanlış bir kastla oynasalar onlar da yok olabilirler." değerlendirmesinde bulundu.

"Güney ABD izleyicisi bir araştırma konusu olmalı"

Dağdeviren, Türk dizilerinin en çok Arap dünyasından ilgi gördüğünü hatırlatarak, şöyle konuştu:

"Orta Doğu seyircisini tek başına incelediğimiz vakit, kendi gelenekleri, kültürleri, dini inançları, sosyal alışkanlıklarının içinde aslında hepsinin geneli maddi olarak bizden çok daha güçlü olabilir ama yaşam tarzı olarak, Türkiye olmak istedikleri örnek bir ülke. Dolayısıyla onlar hem bir Müslüman ülkeyi hem de hayal kurdukları ülkeyi yaşayarak seyrediyorlar. Bu çok önemli. Aynı zamanda bu durum eski Rus cumhuriyetleri için, yani Türkmenistan, Kazakistan gibi ülkeler için de geçerli. Orada da Türk yapımlarına, Türk genetiğinden, aynı geçmiş ve ortak kültürden doğan bir öykünme var. Güney Amerika'ya gelince bence bu bir araştırma konusu olmalı. Güney Amerika, aslında tamamen bizden farklı bir kültürde yaşıyormuş gibi duruyor fakat ben bir ay Güney Amerika'yı ülke ülke gezmiştim, gördüğüm şey bizim çok benzer olduğumuz. Bizdeki Akdenizlilik, sıcakkanlılık ve misafirperverliği dünyada bir tek Güney Amerika'da gördüm. Dolayısıyla aynı duygusal sarılmayı ve duygusal patlamayı onlar da yaşıyorlar. Doğaları, evlerimizin inşa ediliş tarzı gibi çok benzer taraflarımız var. Dolayısıyla empatiyi de kuruyorlar."

Türk dizilerinin sistematik ve stratejik bir iletişim planı içinde dünyaya yayılmadığını savunan Dağdeviren, bu sebeple dizi ihracatı konusunda Türkiye'nin eski canlılığını kaybedeceği yorumunu yaptı.

TÜRSAK Başkanı, bu zamana kadar dizi ihracatının tesadüfi ve kahramanca olduğunu anlatarak, "Birkaç kişinin kendi kurduğu şirketlerle ve dişleri, tırnaklarıyla bir yerlere getirerek dünya televizyon marketlerinde 'elimizde bu var alır mısınız' diye kendilerini paralamalarıyla başladı. Sektörün de 'Bir araya gelelim. Bir stratejik iletişim planı, gelecek 5-10 yıl nereye gideceğiz bir araştırmalar yapalım' falan diye bir kastı olmadığı için hala işler tesadüfi gidiyor." dedi.

"Dizi sektöründe savaşçıların çoğalması lazım"

Filmler ve dizilerin sadece güldürmek ya da didaktik bir dille bir şeyi öğretmek için çekilmediğine işaret eden Elif Dağdeviren, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İnsanın zayıf taraflarını da öne koyarlar ki güçlü tarafları daha çok ortaya çıksın. Çünkü seyrettiğiniz her şey insana dairdir. Bu fantastik filmlerde de, modern ve tarihi filmlerde de böyledir. Örneğin 'Game Of Thrones' neden bu kadar ilgi gördü ki? Çünkü insanın, toplumun dinamiklerini olağanüstü yakalamış bir iş olduğu için. İçimizdeki kahramanla, kötüyle acıyla, ihtirasla yüzleştiriyor."

Dağdeviren, Türk dizilerin yurt dışına çıkışı noktasında İzzet Pinto ve Can Okan'ın anahtar isimler olduğunu da vurgulayarak, "Sektörün tüm çalışanları bu isimleri baş tacı yapması lazım. Onlar bu meseleyi omuzlayarak, Cannes'da yapılan MIPCOM'lara, ABD'de düzenlenen film, televizyon marketlerine yatırım yaptılar. Buralara gittiler, dizileri anlattılar ve ikna ettiler. Böyle birkaç genç daha var. Ayrıca bu arkadaşların satabileceği büyük yapımlara imza atmış kahraman yapımcılar da var. Onlardan bir tanesi Muhteşem Yüzyıl'la Timur Savcı'dır. Türkiye'de bu tip savaşçıların çoğalması lazım." şeklinde konuştu.

Yurt dışında Türk dizilerine olan ilginin Türk sinemasına da katkı sağlayacağının altını çizen Dağdeviren, "Bu konuda dünyada Türkiye'nin bilinirliği arttı. Biz de TÜRSAK olarak bu dalgadan Türk sineması nasıl faydalanır, üretim sistemlerini ve politikalarını dijital dünyada nasıl daha güçlü ve geçerli hale getiririz, buna bakıyoruz." ifadelerini sözlerine ekledi.

(AA)