24 TV Arafta Sorular'a konuk oldu! Ünlü oyuncu Saruhan Hünel: Adama su vermiyorlar... E hani medeniyet, ne oldu?
Yayın Tarihi: 10 Ağustos 2026 Pazartesi 15:22:00
Güncelleme Tarihi: 10 Ağustos 2026 Pazartesi 15:22:00
24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'ye konuk olan oyuncu Saruhan Hünel, “Adama su vermiyorlar... E hani medeniyet, ne oldu?” dedi.
HABER MERKEZİ
24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'nün sorularını yanıtlayan Oyuncu Saruhan Hünel, "Adama su vermiyorlar... E hani medeniyet, ne oldu?" dedi.
"Adama Su Vermiyorlar... E Hani Medeniyet, Ne Oldu?"
Tüp kuyruğuna girmiş bir çocuktum. Yağ kuyruğuna girmiş bir çocuktum. Ama az ama çok, ben bunları yaşadım. Ben bunları yaşadıktan sonra, bir şeylere zor ulaşan bir çocuk olduğumuz için, daha doğrusu öyle bir nesil olduğumuz için, şimdiki bazı rahatlıkları gördüğümüzde kıyas yapıyorsunuz tabii yani.Ben hep de şükrederim yani. Ne yaparsanız yapın, finalde şu an her şeye ulaşabiliyoruz. Ha, diyecekler ki, "Bizim paramız yok, ulaşamıyoruz." Ya Allah aşkına, atıyorum bu bir liralık kupa, on kuruşluk da kupa var. Ama kupa. Anlatabiliyor muyum? O zamanlar herkesin en fazla iki çift ayakkabısı vardı veya üç çift ayakkabısı vardı çocukların. Hani orta direkt bir aileden bahsediyoruz. E şimdi... Bir milyon tane marka var. Bir milyon tane fiyat skalası var. Herkes kendine göre bir şey bulabiliyor. Bakın, bulabiliyor diyorum. Sıra beklemeden. Ve bütçesine göre bulabiliyor. Anlatmak istediğim bu şu an. Şartlar böyle yani.Ve insanlara her zaman şunu söylüyorum: "Ya arkadaş, her zaman daha fazlasını istiyorsunuz da daha azı olanı niye görmüyorsunuz?" Ben hep onu söylerim. Kendim için de söylerim.Daha azı olan derken, daha az imkânlara sahip ülkelerden bahsediyorum yani. Burada belki yine şey diyecekler: "Siyasallaştı, o yaptı." Yok. Hani mesela ben Afrika'ya gittim. Uganda'ya kadar gittim. Uganda'da kaldığım turistik şeyi merak ediyordum, oraya gittim.Gece çok sıcaktı. Çıktım, böyle dışarıda bir karaltı yürüyor. Sonra bir gördüm, oranın vatandaşı, zenci bir vatandaş, elinde Kalaşnikof'la geziyor kaldığımız otelin bahçesinde. Resepsiyondaki arkadaşlara dedim, "Ya böyle bir adam..." Dedi ki, "O kadar açlık var ki otele saldırıyorlar yemek için. Oteli korumak için." E şimdi ben bunu gördüm. Yıllar önce gördüm bir de. Afrika hâlâ aynı Afrika bu arada. Düzelen hiçbir şey yok.E dönüp bakıyoruz. E şimdi... Yiyecek için bir yere saldırı duydun mu Türkiye'de? "Biz çok açtık, gittik lokantayı parçaladık." veya "Fırını talan ettik." diye.Ben onu görünce buraya diyorum ki, "Aa, iyi." Tabii ki insanlar, "Avrupa iyi, Amerika iyi." diyor. Ben Amerika'ya da gittim, gördüm. Hiç de öyle... "Uuu, Amerika..." İşte bazı şeyler uzaktan çok güzel görünür ya. Çok doğru. Vallahi öyle değil. Turistik değil, ben altı ay orada dizi çektim.Orada uzun dönem kalınca... O sokakta yatanlar... Çok affedersiniz, kesif bir idrar kokusu... Bir sürü, bir sürü, bir sürü yani. Ben bunları da yaşadım. Hani en modern ülkeydi, ne oldu? Medeniyetti, ne oldu? Hani şeyi de söylemeyeyim ki şöyle şöyle fareler gördüm ben New York'un ortasında. Neye ve kime göre medeniyet?
Bir şey yaşadım ben. Bak, medeniyeti anlatayım.Times Square'a doğru çıkan böyle bir yol var. Bir tane adamcağız düştü böyle. Ağzından köpükler çıkıyor. Muhtemelen sara krizi geçiriyordu. Ben de biliyorum nasıl müdahale edeceğimi. Elimi adamın başının altına koydum böyle, vurmasın diye. İşte sakinleştirmeye çalışıyorum. O arada birileri bağırıyor: "911'i arayın, ambulans gelsin." falan derken...Neyse, adamcağız biraz sakinleşti. Ben böyle yerdeyim. Şöyle döndüm. Böyle küçük büfeler vardır yolun kenarında. Dedim, "Bir tane su verir misin?" Şu kadarcık bir su verecek bana. Dedi ki, "Parayı öde."Suyu verip de hani orada işimi görüp parayı ödeyeceğim. Kalkamıyorum ama. Dedi ki, "Parayı öde." Yani adama su vermiyorlar. E hani medeniyet, ne oldu? Şimdi biz buradan çıkalım. X bir yerde, şurada arkada lokanta, o bu, açık neresi varsa gitsek. Desek ki, "Ya abimiz, çok açız. Paramız yok. Yolda kaldık. Bize bir çorbayla bir dilim ekmek ver." Verirler mi? Verilir.İşte biz böyle bir ülkeyiz. İşte burası medeniyet. Çünkü geçmişimiz var. Kesinlikle. Toprağın kökü var. Eski bir medeniyetin çocuklarıyız. Devamı böyle yani. O yüzden medeniyet, baktığınızda, kime göre, neye göre?
''Ülkeye kim hizmet ediyorsa alkışlarım, tebrik ederim, dua da ederim.''
O kendi başına kurduğun hayatta az insanla muhatap oluyorsun. İşte bu insanlarla muhatap olmayıp bu baskıları görmemek için aslında... Bu baskıları da tecrübe etmişimdir ama şu an bana desen ki, "Ya Saruhan, ne zaman, nerede gördün?" Vallahi hatırlamam.Ama baskı bana çok da şey yapmaz. Takmam yani o baskıyı. Ben doğru bildiğim yoldayım. Çünkü ben, doğru bildiğim yolda bedavadan yürümem; araştırırım.Mesela senin programına geleceğim mi? Ben bu programa geleceğim de, bir araştırayım ya. Bu programda neler oluyor, neler bitiyor, kimler çıkıyor, neler oluyor diye. Ben o şekilde gelirim.Savunduğum şeylerin üzerine de... Tekrar demin geriye dönüyorum: Bedavadan muhalefet değil. Okuyarak, öğrenerek, anlayarak muhalefet yapacaksın. Veyahut da onu taltif edeceksin. "Çok güzel iş yapılmış, tebrik ederim." diyeceksin.Ya şöyle... Ben deminki mevzuya geleceğim tekrardan. Bunu bile kişiselleştirmek durumuna soktukları için muhalif oluyorlar aslında. Mesela burada ülke için değil de, işte, "Ya Esra yapıyor ya bunu. Esra'yı hiç sevmem ya." veya "Saruhan yapıyor ya bunu. Ben Saruhan'ı hiç sevmiyorum. Keşke o yapmasa da işte Mehmet yapsa, Ahmet yapsa."Buna gerek yok. Ya birisi yapsın da bu ülkeye faydası olsun. Kim yaparsa yapsın. Ben beceremiyorum, Esra da beceremiyor, Ahmet çok iyi beceriyor; Ahmet yapsın.Bence olmalılar. Onu anlatmaya çalışıyorum. Şahıslara hizmetten bahsetmiyorum ben. Ülkeye hizmetten bahsediyorum. Ülkeye kim hizmet ediyorsa ben onu alkışlarım, tebrik ederim. Dua da ederim. "Allah razı olsun." da derim.
"Düşünsenize, bu gece yatıyorsunuz, sabah bir kalkıyorsunuz, hiçbir şeyiniz yok. Üzerinize giyecek çamaşırınız yok."
Olaya sadece bir tarafından bakılıyor gibi geliyor bana aslında. İşte, dernek bunları aldı, derneğin başındakiler bunları çarçur etti veya yedi, yuttu falan filan. Ya tamam da o paraları oraya gönderen insanlar, başkaları için, oradaki ihtiyaç sahipleri için göndermiş. O paralar oraya, ihtiyaç sahiplerine ulaşmadı. Peki, ulaşmayan paralar ve oradaki ihtiyaç sahiplerinin vebaliyle alakalı olarak insanlar ne yapacak? Onlara da gidip sormak lazım.Burada bir suç işlenmiş mi? Evet, işlenmiş. Fakat onun devamında, o suçtan doğan zarar ne durumda? O insanlar ne durumda?Ben bölgeye gitmiş bir insan olarak, hasbelkader bir şekilde oraya gittim. 15-20 gün civarı, tam hatırlamıyorum ama kaldım. Orada sadece insanlar değil, hayvanlar da çok zor durumdaydı. Sahipsiz kalan hayvanlar vardı, aç kalan hayvanlar vardı. Yani orada tüm canlılar zor durumdaydı. Ben bunları bizzat kendim gördüm, yaşadım.O insanları dolandıran diyeyim veya suistimal eden, cezaevinde olan insanlar da buralara gitti. Ya bunları görüp de bunu nasıl yapabilirsin? Ben oraya gidip geldikten sonra günlerce burada uyuyamadım yani. Bırak hani bir lira, bir şey, menfaatle alakalı olarak... Benim bütün dengem bozuldu ya.Çadırlarda yaşayan çok insan vardı. Çünkü depremin hemen sonrasında değil ama bir sonrasında, bir sonraki kademede, yani artık yardımlar gittikten ve dağıtılmaya başlandıktan sonra biz de oraya yardım götürdük. Genelde çocuklara yardım götürmeye çalıştık.Instagram'da çıkan bazı haberler vardı, onları da oraya koydum. Benim koymamın sebebi, "Bak, ben bunları yaptım." demek değildi. "Ya ben yapıyorum, siz de yapabilirsiniz aslında. Ben bu kadar yapıyorum, siz de bu kadar yapabilirsiniz." diye örnek olsun diye onları orada paylaşıyorum ben. Mutlu olsunlar veya görsünler diye.Ve orada çocuklarla birebir iletişim kurdum. Niye? Ya tamam, ona bunu verdim, çok mutlu oldu ama bunu aldıktan sonra benimle paylaşmak istedi. "Beraber resim yapalım mı?" diyor mesela. Anlatabiliyor muyum? Orada o desteği sağlamak önemli.E şimdi, bu kadar zorlukla orada mücadele ederken üstünde damı yok, suyu yok, affedersin tuvaleti yok. Yok, yok... Yokluklar içerisinde. Düşünsenize, bu gece yatıyorsunuz, sabah bir kalkıyorsunuz, hiçbir şeyiniz yok. Üzerinize giyecek çamaşırınız yok.E sen bu insanların parasını bu şekilde kullanıyorsan, ben ne diyeyim ki ya? Diyecek bir şeyim yok yani. Zaten bunu ben değil, gerekli mecralar onlara soracak, hesabını soracaktır.Öteki taraf mağdur. Oraya da bir şey yapmak gerekiyor aslında baktığımızda. Onu da söz verip de ulaştıramadık.Ve ben şuna da inanıyorum: Birçok insan o derneğe iyi niyetli olarak milyonlarca lira para yolladı. Saygı duyuyorum. İyi niyetle ve inanarak.Bizim Türk insanı çok merhametlidir. Kesinlikle. Çabuk inanıyor. Evet. Hele ki, hani diyorum ya, empatiyi kaybettik. Ama böyle çok ağır durumlarda o empati geri geliyor. Fakat o empatiyi farklı şekilde kullanan insanlara bir şekilde alet olunca da o kale yıkılıveriyor yani.


















