• BIST
    1391.06
  • Dolar
    8,7540
  • Euro
    10,3906
  • Altın
    495,6700
0530 708 54 54
0530 708 54 54
21 Mayıs 2021 Cuma 15:47:00 - Güncelleme:21 Mayıs 2021 Cuma 15:47:00

Türkiye'den savunmada kritik hamle: ABD tekeli kırılacak

Türkiye, hava ve kara savunma alanındaki atılımlarının ardından denizde de milli savunma füzeleri için çalışmalarına hız verdi. Hava savunma sistemi alanında ABD'nin bir tekel olduğunu belirten uzmanlar, bu atılımla önümüzdeki yıllarda bunun tersine döneceği görüşünde.

Türkiye, füze alanında çok önemli adımlar atıyor. Kara ve havanın ardından denizde de yerli ve milli savunma füzeleri için çalışmalar hızlandı.

TRT Haber'in haberine göre Türkiye'nin belki de yarım asırdır ilmik ilmik ördüğü ancak son 10 yılda çok daha görünür bir hal alan yerli ve milli savunma sanayii, farklı alanlarda kritik eşikleri aştı...

Uzmanlar, Türk mühendislerinin son derece hızlı öğrenmesinin ve ortaya konan ürünlerin muhabere ortamında test edilmesinin önemine dikkat çekiyor. Doğal olarak bu durum son derece değerli bir bilgi birikimini ve kısa zamanda çok hızlı hareket edebilme kabiliyetini beraberinde getiriyor.

Savunma sanayii haberlerinin son döneminde başrolde fep füzeler var. Ağırlıklı olarak kara ve hava sistemleri üzerinden giden süreç deniz için de kendini iyiden iyiye göstermeye başladı.

TÜBİTAK SAGE Müdürü Gürcan Okumuş'un geçtiğimiz günlerde yaptığı "Deniz Kuvvetlerinin yakın hava savunma sistemi ihtiyacı için çalışmalara başladık" açıklaması da işin görünür kılınan boyutuna dair önemli bir gösterge oldu.

GEMİLERİMİZ YAKIN HAVA SAVUNMAYI NASIL SAĞLIYOR?

Savunma Sanayii Araştırmacısı Anıl Şahin ise, MİLGEM gibi korvetler ve fırkateynlerin yakın hava savunmasının Phalanx gibi namlulu veyahut RAM gibi füze temelli yakın hava savunma silah sistemleriyle (CIWS) sağlandığını belirtiyor.

"GÖKDENİZ YAKINDA KULLANIMA ALINACAK"

MİLGEM korvetleri ile Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterine giren RAM sisteminin, henüz bir yerli muadili olmadığının altını çizen Şahin, "Türkiye, ABD'den RAM füzelerinin tedarikinde çok büyük sıkıntılar çekiyor ve bu sorunlar bugün dahi devam ediyor." dedi.

İŞ YİNE BAŞA DÜŞTÜ

TÜBİTAK SAGE tarafından gerçekleştirilen yerli yakın hava savunma sistemi çalışmaları sonucunda, RAM muadili bir sistemin milli imkanlarla geliştirilmesinin hedeflendiğini söyleyen Şahin şunları söyledi:

"Yabancı ülkelerin farklı sebeplerle bize vermediği bir sistemi yine Türk mühendislerce üretime alıyoruz. Yani iş bir kez daha başa düşüyor ve TÜBİTAK SAGE kolları sıvıyor.

YERLİ VE MİLLİ SİSTEM MUADİLLERİNDEN DAHA İYİ

Söz konusu gemi olunca, deniz ortasındaki bir platformdan ateşlenecek füzenin bazı dezavantajları da olabiliyor. Örneğin sıcak fırlatma (Hard-Launch) olarak tabir edilen atım sırasında ortaya çıkan yüksek sıcaklık ve ateş gemideki diğer sistemlere zarar verebiliyor.

Soğuk fırlatma (Could-Launch) denilen sistemde ise füze ateşlendikten sonra lançerden basınç ile çıkıyor. Çok az havalandıktan sonra kendi motorunu çalıştırıyor ve hedefe yöneliyor. Bu sistemdeki dezavantaj ise yüksek basıncın ve ortaya çıkan gazın, hem sensörlere hem de kimi zaman füzenin motoruna hasar vermesi oluyor. Ayrıca füze motorunun tüpten ayrıldıktan sonra çalışması, arıza durumlarında füze irtifa aldığı için daha büyük hasara yol açabiliyor.

Tabii Rus dikey atım sistemleri eğik yapıda olduğu için bu hasar riski, karada kullanılan bir S-400 gibi sisteme göre daha düşük. TÜBİTAK-SAGE'nin geliştirdiği atım sistemi de eğik yapıda. Bu sayede arızalı füzenin, gemi yerine denize düşmesi hedefleniyor.

TÜBİTAK SAGE imzalı sistemin 'soft-launch olarak adlandırılacağını söyleyen Şahin, "Soğuk atıma benzeyen sistem çok daha az gaz gücüyle füzeyi güvenli mesafeye çıkarıyor. Füze daha sonra kendi motorunu çalıştırıyor ve hedefe ilerliyor." dedi

ÜRETTİKLERİMİZİ SATABİLME POTANSİYELİMİZ ÇOK YÜKSEK

Eğer çalışmalar istenildiği şekilde devam ederse Türkiye hem kendi milli dikey atım sistemini hem de bu sistemden fırlatacağı yerli füzeleri üretebilmiş olacak. Peki bu neden önemli?

Anıl Şahin, bir kez daha 'parasıyla dahi satılmayan' sistemlere işaret ediyor. Yani kimi zaman örtülü kimi zaman doğrudan ambargolara...

"Tek bir örnek vereyim" diyor Şahin ve "Şu anda inşa faaliyetleri devam eden ve 2023 yılında envantere almayı planladığımız İSTİF sınıfı fırkateynimiz için ABD, Mk41 VLS satışına izin vermedi. Dolayısı ile bizim 1-2 senelik bir zaman zarfı içerisinde bu dikey atım sistemini ve en geç 2-3 senelik bir zaman zarfı içerisinde ise dikey atım sisteminde kullanılacak hava savunma füzelerini geliştirmemiz gerekiyor" bilgisini paylaşıyor.

Son yıllarda Türkiye'nin kendi ihtiyaçları için ürettiği savunma sanayii sistemlerinin kısa sürede diğer ülkelerin radarına girdiğini biliyoruz... Peki benzer bir süreç atım sistemi ya da füzelerimiz için de geçerli olabilir mi?

Dikey atım sistemi ve yakın hava savunma sistemi alanında ABD'nin bir tekel olduğunun altını çizen Şahin, sözlerini şöyle tamamlıyor:

"Kendi atım sistemini ve bu sistemde kullanacağı füzeleri geliştiren ülke sayısı oldukça az. Türkiye'nin geliştireceği bu sistemlerin çok ciddi bir ihracat potansiyeline sahip olacağını net bir şekilde söyleyebiliriz.

Her şeyi geçelim; Türkiye, Pakistan'a ve Ukrayna'ya dörder adet MİLGEM korveti ihraç ediyor. Eğer atım sistemini ve füzelerimizi kendimiz üretsek Pakistan için üretilen gemilerle beraber milyonlarca dolar değerindeki bu alt kalemleri de satacaktık.

Az önce Gökdeniz'den bahsetmiştik. Pakistan ve Türkmenistan'a ihraç ettiğimiz savaş gemilerinde kullanılmak üzere tercih edildi bu sistem. İşte diğer sistemler için de benzeri olacak. Bu ihracat sözleşmesinde olmadıysa bir sonrakinde olacak..."