Osmanlı geleneği mahya
Yayın Tarihi: 25 Haziran 2016 Cumartesi 00:00:00
Güncelleme Tarihi: 25 Haziran 2016 Cumartesi 10:10:00
Asırlardır devam eden bir Osmanlı geleneği olan mahyacılık, Ramazan ayına renk katmayı sürdürüyor. İlk olarak kandillerde camilerin aydınlatıldığı bu gelenek daha sonra bir sanat haline gelmiştir.
İslamiyet’in ilk asırlarından beri mübarek gecelerde halkın ibadeti için camilerin gece boyu açık kalması ve kandillerle aydınlatılması geleneği vardı. Ramazan ayında çift minareli camilerin minareleri arasına kandillerle aydınlatılarak yazılar yazılması Osmanlı döneminde bir sanat haline gelmiştir. Osmanlılar’ın ilk mahyayı ne zaman kullandıkları hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber 16. yüzyılın sonlarında mahyaların kullanıldığını III. Murad’ın bir tezkiresinde (1588) görebiliyoruz.
Çift minareli camiler
Selatin camileri genellikle çift minareli olmasından dolayı mahya için uygun camilerdir. Eyüp camiinin minareleri kısa olduğu için 1723 yılında mahya kullanılmaya uygun şekilde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın emri ile yükseltilmiştir. Mahyalarda genellikle sülüs yazı kullanılmıştır. Fetih suresinin ilk ayeti, “mâşallah”, “bismillah”, “leyle-i kadir”, gibi yazılar ve Ramazan’ın son günlerinde ise “elveda”, “el-firak” gibi yazılar mahyalarda kullanılmıştır. Osmanlı Devleti Ramazan ayına mahsus olarak varaka-i mahsusa adında tembihnameler yayınlamıştır. Ramazan tembihnameleri bu ayın kıymetine binaen halkın dikkat etmesi gereken bir takım kuralları ihtiva ediyordu.
Ramazan Tembihnameleri
Tembihnamelerde beş vakit farz namazın camilerde cemaatle kılınması ilan edilmiştir. Mazereti olmayanlar hariç bütün Müslümanların oruçlu olması, görevli olanlar hariç herkesin yatsı namazına camilere gitmesi, teravih vaktinde berber, tütüncü ve diğer dükkânlarda oturanların “te’dip ve tekdir” olunacakları bu tembihnamelerde belirtilmiştir. Ramazan ayı ve birtakım ibadetlerin yerine getirilmesi ile ilgili maddelerle birlikte sosyal ortamlarda kadın ve erkeklerin hususan dikkat etmeleri gereken âdâba yönelik maddeler de tembihnamelerde belirtilmiştir. Gayri Müslimlerin gündüzleri umumi mekânlarda yemek yememeleri, su, sigara vesaire içmemeleri de bu tembihnamelerin maddeleri arasındadır. Ramazan tembihnameleri mahalle imamları, muhtarlar tarafından halka duyurulurdu.
Zerre kadar şer zerre kadar hayır
'Artık kim zerre kadar hayır işlerse onu görür. Ve kim zerre kadar şer işlerse onu görür.' (Zilzal, 7-8)
Yukarıdaki ayet-i celilede çok açık şekilde Ahiret Günü hesap meydanında geçerli olacak adalet ilkesi bize hatırlatılmaktadır. O gün, herkes kendi derdine düşecektir. Cenâb-ı Hakk’ın müsaadesi olmadan kimse, kimseye yardım etmeyecek, edemeyecektir. Bu yardım da ilahi adaletin ince çizgilerine uygun olmak zorundadır. Kayırma, torpil…vb. algılar oluşturmamalıdır. Şefaat, biz insanların bile tahammül edemediği kayırma ve torpil şeklinde kesinlikle anlaşılmamalıdır. Hele hele, kul hakkına tekabül eden konularda, akıldan bile geçirilmemelidir. Herkes, her konuda dünyada yaptıklarının karşılığını eksiksiz olarak görecektir.


















