Doğru iletişim mutlak zafer

Yayın Tarihi: 20 Mayıs 2023 Cumartesi 11:00:00

Güncelleme Tarihi: 20 Mayıs 2023 Cumartesi 11:00:00

Erdoğan milletiyle aynı dili konuştu. Milletinden yükselen sesleri samimice dinledi. Milletin taleplerini tek tek yerine getireceği güvenini verdi. Kendi deyimiyle sırtındaki küfeye rağmen, 21 yılın ardından partisini, bir kez daha Türkiye'nin birinci partisi yaptı.

Türkiye, bir asırlık cumhuriyet sürecinin en belirleyici seçimi için 14 Mayıs'ta sandığa gitti. Türkiye sosyolojisinin yeni konumlanmasını anlamak, ülkemizin ikinci yüzyılına dair doğru saptamalar yapmak adına siyaset ve toplum bilimciler için geniş bir saha oluştu. Seçimlerin sonuçları ve seçmen grupları bu yazının değinmek durumunda olduğu bir realite olsa da temel olarak böylesine tarihi bir seçimi, siyasal iletişim zaviyesinde aktörler açısından ele alacağız.

Erdoğan'ın kesintisiz mücadelesi

Recep Tayyip Erdoğan, 21 yıldır sürdürdüğü Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı görevleri süresince en zorlu dönemleri başarıyla göğüslemiş özel bir lider. İlk akla gelen 367 Cumhurbaşkanlığı krizi, AK Parti'yi kapatma davası, Gezi kalkışması, Küresel terör örgütü FETÖ'nün 17/25 Aralık yargı ve15 Temmuz askeri darbe ihaneti gibi büyük çaplı meseleleri milletiyle omuz omuza ve demokrasi kültürüne halel getirmeden ülkesi lehine çözüme kavuşturdu.

Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu demokratik reformlarla; ceberut devletten öteki yaratmayan, vatandaşına tepeden bakmayan, varlığını vatandaşın huzur ve refahıyla hizalayan büyük bir paradigma değişimine gitti. Askeri darbeler ve seçkinlerin vesayetinden mürekkep özgüven kaybını onararak enerjiden milli savunmaya, sağlıktan eğitime, tarımdan turizme, gençlik politikalarından sosyal desteklere, ekonomiden dış politikaya her alanda bugün Türkiye Yüzyılı olarak ifade ettiği sürece giden yolun taşlarını döşedi.

Her başarı hikayesi, tabii bir yıpranmayı, yorgunluğu, mücadelelerin ardından meydana gelen hırpalanmayı da kaçınılmaz kılar.

İnsanın doğasında bulunan, iyi olana çabuk alışmak ve sebepleri unutarak sonuçları normalleştirmek ve en temelde değişim arzusu Erdoğan'ın önündeki en zorlu engeldi. Asrın felaketi ile 11 şehrimizi harap eden son gelişme ise tüm planların yeniden gözden geçirilmesi demekti.

Erdoğan'ın önünde elbette onlarca seçenek, eylem planı ve strateji vardı.

O, en iyi bildiği şeyi tercih etti, mücadele edecek ve zafer için sefere koyulacaktı.

Onu en iyi anlayan, ona güvenen ve hiç yalnız bırakmayan milletine gidecekti.

Kazanmak onun liderlik kodlarında vardı.

Muhalefetin tek blok halinde yürüttüğü agresif ambargoya, sosyal medyada oluşturulan dezenformasyon girdaplarına, her hafta bir tarihi hezimet kehaneti yayınlayan anket şirketlerine sırtını, milletine ise yüzünü döndü.

Zafer için mücadele bayrağını açtı.

Erdoğan artık sahadaydı!

Sakin, itidalli ve güçlü

Asrın Felaketinde yaşamını yitiren vatandaşlarının aziz hatırasına, afetzedelerin travmalarına ve taze acılarına hürmet göstererek kampanyasını omuzladı. Kendisini hedef alan tek beden muhalefet karşısında sakin, itidalli ama bir o kadar da güçlü durdu. Türkiye Yüzyılı çağrısıyla bugüne kadar elde edilen kazanımların, oluşturulan değerler ekosisteminin korunması ve Türkiye için kalıcı hale gelmesi için davette bulundu. Yaptıklarını ve yapacaklarını hep sahici bir ilişkisi bulunan kitlelere anlatırken yalın, anlaşılır ve doğru bir dil kullandı. Muhalefetin onu çekmek istediği ve enerji kaybına yol açacak tuzaklara prim vermeyerek ülkesi için yaptıklarını, yapacaklarını ve vizyonunu anlattı. Seçime birkaç gün kalan, belki de en çok tepki aldığı konulardan biri olan "savaş mağduru sığınmacılar" hususunda siyaset değil tarihe geçecek bir merhamet diliyle net bir açıklamada bulundu: "insanları yalnızlığa terk edemem, bunu savunamam, zulüm olur!" Faiz politikası, LGBT, terörle mücadele, Kavala ve Demirtaş'ın tutukluluk halleri gibi mayınlı arazilerde korkusuzca yürüdü ve tavizsiz bir lider performansı gösterdi.

Yaklaşık iki milyonluk Büyük İstanbul Mitinginde Türkiye'ye taviz vermediği, vermeyeceği meseleleri tek tek anlattı. Türkiye için geçtiği yolları, mücadelesini, yalnız kalışlarını ve hayallerini anlatırken; iki milyona yakın insan alanda, on milyonlarca insan da ekran başında Erdoğan'ı takip etti.

'Türkiye sana emanet'

Türkiye'yi ve 21 yıllık mümtaz bir serüveni milletine emanet etti.

Her insanın gönlüne şu mesajı bıraktı: "Türkiye sana emanet!"

Mesajı alan milleti ise vefa göstererek Erdoğan'a aynı dille mukabele etti: "Türkiye sana emanet!"

Girdiği en zor seçimde gözler Erdoğan'ın üzerindeydi.

Belki de ilk kez, belki de bu sefer kaybedecekti.

Yine en iyi bildiği şeyi yaptı.

Kazandı!

Milletiyle aynı dili konuştu.

Milletinden yükselen sesleri samimice dinledi.

Milletin taleplerini tek tek yerine getireceği güvenini verdi.

Kendi deyimiyle sırtındaki küfeye rağmen, 21 yılın ardından partisini bir kez daha Türkiye'nin birinci partisi yaptı.

Aldığı 27 milyon oyla ikinci tura giden Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ipi göğüsledi.

En yakın yol arkadaşı Emine Erdoğan'la geleneksel hale gelen konuşmasını yapmak için o ünlü balkona çıktı ve şarkımı söylemeye devam edeceğim mesajını verdi.

Her seferinde yenilen lider: Kılıçdaroğlu

Kemal Kılıçdaroğlu, politik risk almayan ve sorumluluk üstlenmeyen bir aktör olarak siyaset tarihimizin müstesna örneklerindendir.

Erdoğan'ın karşısına çıkmak zorunda kaldığı Genel Seçimlerde her seferinde yenilse de sorumluluk üstlenmedi.

Erdoğan'ın karşısına çıkabileceği fırsatlarda aynı çatı altındaki rakiplerini sahaya sürerek onları en kritik anlarda yalnız bıraktı.

Reel politiği doğru okuduğunu, kazanabileceği vaktin geldiğini, riskin en asgari düzeyde olduğunu gördü ve Cumhurbaşkanı adayı oldu.

Şimdi Erdoğan'la gerçekten er meydanındaydı.

Nasıl bir dil kullanacaktı? Nasıl bir kampanya süreci kurgulayacaktı? Mesajlarını kitlelere nasıl ulaştıracaktı? Tek sesliliğimi çok sesliliği mi tercih edecekti?

O, en yapmaması gereken şeyi yaptı!

Siyasal hafızamızda kan, ölüm ve acılarla izleri bulunan HDP'nin...

Kendi kitlesini endişelendiren, AK Parti'nin yollarını ayırdığı Babacan ve Davutoğlu'nun...

CHP'nin alevi seçmen bloğunun Madımak'la hatırladığı Karamollaoğlu'nun...

Cumhurbaşkanı adayı olmaması gerektiğini ifade ederek siyasi otoritesine ekranlarda her fırsatta meydan okuyan Meral Akşener'in...

Parti tabelasını cebinde taşıyan Gültekin Uysal'ın bütün iletişim yükünü sırtına aldı.

İmkansızı denedi.

Çoklu benzemezliği örtmek için durmadan sakin görünmeye çalıştı. Başaramadı.

Sözleriyle uyuşmayan beden dili hep bir tehlike sinyali verdi.

Masadan kalkan Akşener'e yönelik teşkilatlarından yükselen sosyal medya lincine rıza gösterdi; ahlaki üstünlüğü ve samimiyet duygusunu kaybetti.

Farklı seçmen gruplarını Millet İttifakı çatısına davet ederken politik doyumsuzluğu iletişim kazalarına sebebiyet verdi.

HDP'lilerin sıktığı elini Türk Milliyetçilerin tutmayacağını hesap edemediği için iletişim enerjisini hoyratça harcadı.

Mesajları ve vaatleri ortalama bir metin yazarının elinden çıkan genel ve bulanık ifadeler içeriyordu.

Yerel seçimlerde verdiği ekonomik vaatleri, kendi belediyeleri üzerinden gerçekleştirmemesi ekonomideki dalgalanmayı oy davranışını yönlendirebileceği fırsata çevirmesine engel oldu.

Erdoğan'ın aksine sosyal medyayı sahada oluşturacağı enerjiyi yayacak bir araç olarak değil amaç olarak gördü.

Bir iletişim ayıbı

Sosyolojiyi ve Anadolu seçmeninin zihin dünyasını okumakta yetersiz kalarak seçmenini bir zihinsel ve duygusal bağı bulunmadığı sanatçılar ve sosyal medya fenomenleri üzerinden konsolide etmeye çalıştı.

Demokrasi, ahlak, adalet gibi kavramları merkeze alırken, Muharrem İnce'nin maruz bırakıldığı organize ahlaksızlığa sessiz kalıp batan geminin malına göz dikerek gel bize katıl dedi.

Bu iletişim ayıbını milyonlarca kişiye sosyal medyadan takip ettirdi.

Erdoğan'ın aksine kampanyasına en üst düzeyde sadık kaldı.

Kampanyasının itici gücünü sosyal medya olarak belirledi; yankı odalarına mahkûm kaldı.

Böylece kendi stratejisine yenildi.

Anket firmalarının pembe düşlerine teslim olarak gerçeklikten uzaklaştı. İletişim varlığının zeminini ayağının altından kendi elleriyle çekti.

Öyle ya! Sosyal medyada güçlü, anketlerde hep birinciydi!

Bir büyük kritik hatayı da burada yaptı.

Sahayı ihmal etti.

Mitingleri iki belediye başkanı olmak üzere ittifak bileşenlerine pay etti.

Türkiye seçmeninin karşısında sesini duyacağı, dokunacağı bir lideri talep ettiği gerçeğini kaçırdı.

Oyunu istediği seçmenle arasına farklı isimler koyarak aşılmaz bir iletişim duvarını bizzat kendi ördü.

Kalabalıkları kendine çekemedi.

Bir önceki CHP adayı Muharrem İnce'nin İstanbul Maltepe'de topladığı kalabalığın yanında bir ilçe mitingi gibi kalan 6 Mayıs mesajını doğru analiz edemedi.

Seçim gecesi, tam beş sene evvel yaşadıkları veri akışı krizine bir kez daha maruz kaldı.

Seçmeninin emeğini koruyamayarak güven ve itibar kaybı yaşadı.

Kriz iletişimi yönetimini yapabilirdi. En azından deneyebilirdi. Yapmadı.

Yine risk ve sorumluluktan kaçarak kendi yankı odasına kapandı, bir açıklama bekleyen endişeli ve öfkeli seçmenin karşısına iki belediye başkanını çıkardı.

Veri akış sistemleri incelendiğinde "öndeyiz" mesajını attığı saatlerde Erdoğan'ın beş puan gerisinde olduğu meselesini bugüne kadar seçmenine ve Türkiye'ye izah etmeyi seçmedi. Doğru iletişimden kaçtı, kaçak dövüştü.

Seçim gecesi boyunca YSK ve AA'yı suçladı. Sorumluluk üstlenmedi. Gergin ve endişeli halini beden diliyle dışa vurdu, bu iletişim eksisi de hanesine yazıldı.

Masayı yumrukladığı, oy güvenliği ve seçim hukukunu değil koltuğunu garantiye almak için sergilediği video performansı ise şaka gibiydi.

Hepsi bir araya gelince kaçınılmaz netice Kılıçdaroğlu için tezahür etti: yenilgi!

Erdoğan mı?

Şarkısını söylemeye devam ediyor.

Açık Görüş / Burak Örkün