• BIST
    104954
  • Dolar
    6,7845
  • Euro
    7,4780
  • Altın
    373,6570
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA
22 Mayıs 2020 Cuma 12:10:00 - Güncelleme:22 Mayıs 2020 Cuma 12:10:00

Kovid-19 pandemisi ve Sahel'deki jeopolitik derinlik

Kaynak: AA

ABONE OL

Fransa Afrika'da “sert güç” politikalarını arttırırken, bölgedeki kaynaklarını kaybedeceğinin ve derin bir ekonomik krize gireceğinin ziyadesiyle farkında.

Fransa önderliğindeki küresel güçlerin operasyon alanı olan Sahel bölgesi ülkeleri, sahip oldukları altın, uranyum ve petrol başta olmak üzere, boksit, bakır ve demir gibi madenleriyle de dikkat çekiyor. ABD, İngiltere, Almanya ve diğer bazı Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin de katıldığı “Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonları” yaşanan olumsuzlukları giderme vaadinde bulunsa da, Batılı güçlerin bölge insanının acılarını düşünmekten çok, mevcut kazanımlarını korumayı hedeflediği rahatlıkla söylenebilir. Bu coğrafyada çatışmaların yoğunlaştığı Mali, Burkina Faso ve Nijer incelendiğinde, yaşanan krizin temelinde, zayıf hükümet otoritesinden dolayı, özellikle kırsal alanlarda güvenlik açığını aşırılıkçı grupların doldurmasının yattığı görülüyor. Buradan hareketle, barış ve huzur ikliminin sürdürülebilir kılınmasında, bölge halkının güvenliğini sağlamanın öncelikli konu olduğu açıktır.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının tüm küreyi etkisi altına alan bir afete dönüşmesiyle birlikte barış operasyonlarının sınırlanacağı ve insani müdahalelerin yavaşlayabileceği, dolayısıyla çatışmaların çözümü konusunda kritik gecikmelerin yaşanabileceği düşünülüyor. Bu bağlamda, küresel salgının Sahel ülkelerine etkilerini iki açıdan yorumlamak mümkün. Birincisi, büyük şehirlerde virüsten korunma kapsamında alınan sokağa çıkma yasağı ve ekonominin yavaşlaması gibi nedenlerden dolayı yaşanabilecek geçim sıkıntıları yönetim tarafından bir çözüme kavuşturulamadığı takdirde, başta halk ayaklanması olmak üzere, ortaya pek çok riskin çıkabileceği gerçeği. Terör hareketleri yönünden bakıldığında ise özellikle son aylarda Mali’de ana muhalefet lideri Soumaila Cisse’nin kaçırılmasına rağmen gerçekleşen seçimler, Çad’da yaşanan Boko Haram saldırıları ve silahlı kuvvetlerin geniş çaplı harekâtları, Burkina Faso’da ise hız kazanan kabileler arası çatışmalar dikkat çekiyor. Bu noktada, Kovid-19 sürecinde söz konusu ülkelerin ve uluslararası güçlerin operasyonlarının yavaşlaması, güvenliği sarsan ve korku havası oluşturan her türlü yapılara karşı bu zamana kadar gösterilen çabaların kıymetini yitirmesine ve aşırılıkçı grupların yeniden güç kazanmasına imkân verebilir.

ÇATIŞMALARIN ARKA PLANI

Mali’de 2012 yılında gerçekleşen darbeden bu yana yaşanan çatışmalar krizin tırmanmasına neden olmuş ve ülkenin önce kuzeyini, sonra güneyini ve doğusunu etkisi altına almıştı. Başta bu ülkenin komşuları olmak üzere, Sahel bölgesinin büyük bir bölümü bu süreçten menfi manada etkilenmişti. Ocak 2013’te Fransa’nın bölgede başlattığı Serval Operasyonu tedhiş hareketlerini Mali şehirlerinden uzaklaştırsa da onların tamamen yok olmasını sağlayamadı. Bilakis söz konusu silahlı unsurlar bölgede yeniden örgütlendi ve daha geniş eylemlere giriştiler. Bu minvalde ne Birleşmiş Milletler’in (BM) barışı koruma misyonu olan Birleşmiş Milletler Mali Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu (MINUSMA) ne de bölge ülkelerinin arabuluculuğunda gerçekleşen barış görüşmeleri, krizin çözümü hususunda bir netice verdi. Terör hareketlerinin Burkina Faso ve Nijer’e yayılması ve çatışmaların seviyesini arttırmasıyla binlerce insan hayatını kaybetti veya bulundukları bölgeleri terk ederek göç etmek zorunda kaldı.

Mali özelinde Sahel bölgesinde yaşananları anlamlandırmak gerçekten zor. Farklı sosyal ve etnik toplulukların, silahlı grupların ve hükümetlerin arasındaki ilişkiler ağının sınırları net bir şekilde belli değil. Bu belirsizlik, analizlerin keskinliğini de sınırlayan bir durumu doğuruyor. Örneğin silahlı ve silahlı olmayan gruplar arasında kimi zaman işbirliği, kimi zaman da çatışmaların yaşandığı görülüyor. Bu durum, bölgedeki (siyasi, askeri ve toplumsal) gelişmelere göre tedhiş hareketleri veya yabancı unsurlarla Mali’nin kuzeyindeki Tevârikler ve ortalarındaki Fülâniler arasında gerçekleşiyor.

TEDHİŞ HAREKETLERİ NEYİ AMAÇLIYOR?

Sahel’deki tedhiş hareketlerinin hedeflerini (Fransa ve BM başta olmak üzere) yabancı güçlerin tamamını uzaklaştırmak ve İslam hukuku esaslarına göre bir yönetim ihdas etmek amaçlarıyla belirledikleri ve el-Kaide ve DEAŞ’a bağlı olmak üzere iki farklı yapı altında örgütlendikleri biliniyor. Söz konusu terör unsurları, bölgede yaşamını sürdüren topluluklar arasında yaşanan gerilimlerden ve hükümet otoritesinin zayıf olduğu bölgelerdeki boşluklardan faydalanarak varlıklarını sürdürüyorlar. Bunlardan el-Kaide terör örgütünün Sahel’deki şemsiye koalisyonu “Cemâatü’n-Nusrâ el-İslâm ve’l-Müslimîn (JNIM)” adıyla biliniyor. Bu grubun altında Mağrib el-Kâidesi, el-Murâbitûn ve Masina Kurtuluş Cephesi (Katibat Masina) bulunuyor. DEAŞ altındaki gruplar ise Katibat Serma ve Büyük Sahra’da DEAŞ ve Ensâruddîn.

İslami usullere göre bir yönetim idealleri olan ve hareket alanlarını buna göre belirlediklerini iddia eden, fakat bölgede İslam'ın emir ve hakikatlerinin aksi yönünde hareket ettiklerine dair (insan öldürme ve kaçırmadan uyuşturucu ticaretine kadar) pek çok olumsuz haberlerin medyada çıktığı, ellerinde bulunan ağır silahları nereden ve nasıl temin ettiklerinin net bir cevabı olmayan tedhiş hareketleri akıllarda derin sorular bırakıyor.

Sahel krizi Afrika’da Fransa’ya bir “Fransız Baharı” yaşatır mı?

Sahel’de özellikle son yıllarda artan el-Kaide ve DEAŞ’a bağlı tedhiş hareketlerinin faaliyetleri, başta Mali, Burkina Faso ve Nijer olmak üzere Benin, Togo, Gana ve Fildişi Sahili gibi diğer Batı Afrika ülkelerini de kayda değer anlamda tehdit ediyor. Bu bağlamda, Fransa’nın (4 bin 500 askerine ek olarak gönderdiği 600 askerle birlikte) 5 bin 100’ü bulan askeri varlığına rağmen, bölgedeki çatışmaların son bulmadığı ve terör gruplarının da karmaşık bir hal aldığı görülüyor. Gerek BM’nin “Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonları”nın gerekse Fransa’nın verdiği desteğin, Batı Afrika’ya daha aydınlık bir geleceği getirecek girişimler olduğu iddia edilse de, ülke içlerindeki ve bölgedeki çatışmaların artması, söz konusu devletlerin ekonomik, siyasi ve sosyal gelişimlerinin önündeki en büyük engeller arasında.

Serval Operasyonu’ndan bu yana Fransa’nın bölgedeki askeri varlığı artarak devam ediyor. Son yıllarda Sahel’de artan tedhiş hareketlerini önlemek, bölgedeki barışı korumak ve sürdürmek amacıyla operasyon yürüten yabancı aktörler Fransa’nın Barkhan (Barkhane), BM’nin barış misyonu MINUSMA ve ABD’nin Afrika Komutanlığı AFRICOM oldu. Ayrıca “G5 Sahel Ortak Gücü” (Moritanya, Çad, Mali, Burkina Faso ve Nijer) de söz konusu yabancı silahlı aktörlerle ortak hareket ediyor; yaklaşık 15 bin yerli ve yabancı askerin bulunduğu bölgede barış ve istikrarın sağlanması hedefleniyor. Son olarak, geçtiğimiz 27 Nisan’da G5 Sahel ülkeleri dışişleri bakanlarıyla gerçekleşen toplantıda da bu amaç yinelendi.

ABD’nin (istihbarat ve eğitim başta olmak üzere askeri alanda Fransa, BM ve G5 Sahel Ortak Gücü kuvvetlerine destek verdiği) AFRICOM bünyesindeki 800 askerini, Çin ve Rusya ile son yıllarda uluslararası alanda yaşadığı mücadeleden dolayı zayıflatma kararı, bilindiği üzere Fransa’yı epey endişelendiriyordu. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun 15 Şubat’ta başlayan Afrika ziyaretleri kapsamında, Sahel’in en güçlü ekonomilerinden birine sahip olan Senegal’e ziyareti öncesinde Pentagon’dan yapılan açıklama, ABD’nin Sahel’de nasıl bir askeri varlık göstereceğine dair ipuçları verdi. ABD’nin Nijer merkezli silahlı insansız hava aracı (SİHA) ordusunun ve eğitim birliklerinin, bölgede tedhiş hareketlerine karşı ağırlığını arttıracağı açıklandı. Bu kapsamda Pentagon Basın Sözcüsü Alyssa Farah, 101. hava taburunu merkeze çektiklerini ve eğitim birlikleri olan 1. yardım tugayını Sahel’e gönderdiklerini duyurdu. Ayrıca ABD iç kamuoyunda var olan tartışmaya rağmen, Avrupalı müttefiklerin ve Sahel ülkelerinin terörle mücadelesinde yanlarında oldukları ve bölgenin istikrarı için Amerikan askeri varlığının elinden geleni yapacağı mesajı verildi. Bunun akabinde AFRICOM operasyon direktörü, G5 Sahel ortak gücü komutanı olan Fransız yetkiliyi ziyaret etti ve desteklerinin süreceğini beyan etti. Ayrıca ABD yönetiminin dışişleri, savunma, istihbarat ve diğer kurumlar arasındaki koordinasyonu sağlayacak, Sahel bölgesini iyi bilen kıdemli bir diplomatını görevlendireceği belirtiliyor. Dolayısıyla ABD’nin Sahel ajandası için yeni bir strateji ortaya koyma hazırlığında olduğu anlaşılıyor.

Diğer taraftan, son günlerde Almanya gündeminde de Sahel’deki mevcut 350 kişilik askeri varlığının etkinliğini 2021’e kadar arttırıp artırmayacağı tartışması yer alıyor. Söz konusu tartışma askerî açıdan gereken niceliğin ve bölgesel genişlemenin sağlanması, ekonomik açıdan alınan riskin Alman şirketlerine yatırım hususunda güvenli bir ortamı sağlayıp sağlamayacağı, toplumsal açıdan ise bölgedeki gerilimlerden dolayı kontrolsüz bir göç dalgasının Avrupa’ya yansıması ihtimali üzerinden, ülkedeki bölge uzmanları tarafından ele alınıyor.

Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall ise Afrika Birliği (AfB) toplantısında Mali ve Sahel'deki BM misyonunun (MINUSMA) değiştirilmesi çağrısında bulundu; terör gruplarına karşı mücadeleyi sürdürülebilir şekilde üstlenmesi için gerçek bir uluslararası koalisyona ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Sall AfB Komisyonu'na kıtanın gayrisafi milli hasılasının yüzde 1'ini (2,1 milyar dolar) “Afrika İhtiyat Kuvveti”ne ayırması teklifini sunduğunu ve kabul edilmesini umduğunu kaydetti. Senegal Cumhurbaşkanı, barış çabalarına katkısından dolayı layık görüldüğü “Sunhak Barış Ödülü” kapsamında kendisine verilen 500 bin doları da AfB Barış Fonu'na bağışlayacağını belirtti. Ayrıca Sall, Kasım 2018'de katıldığı Paris Barış Forumu’nda, BM'nin Mali'de barış için yeterli çabayı sergilemediği eleştirisinde bulunmuş, Suriye'deki koalisyon güçlerinden daha fazlasına Sahel bölgesi için ihtiyaç duyulduğunu söylemişti.

Sonuç olarak, Suriye ve Irak’ta zayıflatılan terör hareketlerinin Afrika’daki muhtelif çatışma bölgelerinde ortaya çıktığı görülmekte. Sahel’de özellikle son yıllarda görülen terör olaylarındaki artışın, uluslararası toplumun ilgisini buraya kaydıracağı, barış misyonlarının niceliğinin ve faaliyetlerinin artacağı da tahmin ediliyor. Bu noktada, artan tedhiş hareketlerinin faaliyetleri ve bölgede Fransız politikalarına karşı yükselen itirazlar, Fransa’yı yürüttüğü politikaları güncellemeye zorluyor.

Fransa mevcut askeri varlığını artırarak kazanımlarını korumak için hem Avrupa Birliği’nde hem de ABD’de lobi faaliyetlerinde bulunuyor. Fransa’nın bu çabalarının bir sonucu olarak, geçtiğimiz ay İsveç Mali’ye 150 kişilik bir özel kuvvet gönderdi. ABD tarafından yapılan açıklamalar ve Almanya’da süren tartışmalardan da söz konusu aktörlerin bölgedeki barış çabalarına desteklerinin süreceği anlaşılıyor. Fransa Afrika’da söz konusu “sert güç” politikalarını arttırırken, bölgedeki kaynaklarını kaybedeceğinin ve derin bir ekonomik krize gireceğinin ziyadesiyle farkında. Küresel pandemi süreciyle birlikte barışı koruma ve sürdürme operasyonlarında da yaşanacak zayıflamanın etkisi düşünüldüğünde, Sahel’de ekonomik ve jeopolitik risklerin daha derinden hissedilir hale gelmesi kuvvetle muhtemel. Anlaşılıyor ki yabancı askeri unsurların bölgedeki varlığının nedeni sadece bölgenin doğal kaynaklarının güvenliğini sağlamak ve oradaki yatırımlarını sürdürmek değil, aynı zamanda 21. asrın jeopolitik güç mücadelesini kapatmak.