• Bist 100
    120792
  • Dolar
    6,0471
  • Euro
    6,5543
  • Altın
    307,6780
İstanbul
4 / 9
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA

YAZARLAR

Hac ve Kâbe’nin kısa tarihi

Her sene olduğu gibi bu sene de Müslümanlar Kâbe'yi ziyarete gittiler.  Hac görevi denilen bu tapınma biçimi; Müslümanlıktan önce de bütün canlılığı ile yaşıyordu. Hz. Muhammed; bu tapınma biçimini, bazı uygulamalarını değiştirerek İslamiyet'e aktardı. (Ayrıntı için bak: Leone Ceateni, İslam Tarihi, Cilt I, s. 210, H.C. Yalçın çevirisi)
Kâbe'nin ne zaman yapıldığı ile ilgili iddiaların çoğu tarihi gerçeklere uymamaktadır. Bu konuda elde somut belge yerine Müslümanların yarattığı söylenceler vardır. Bunlardan birisi şöyledir:
Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:  "Allah Teala, Âdem ve Havva'ya vahyedip onlara, "Benim için bir ev inşa edin" diye emretmiştir. Cebrail,  onlara bir plan çizmiş, onlar da evi inşa etmeye başlamışlar; Adem temeli kazıyor, Havva da toprak taşıyormuş. Su seviyesine geldiklerinde, alttan; "Ey Adem! Yeter artık" diye nidâ edilmiş. Âdem evi bitirdiğinde, Allah Teala, ona evi tavaf etmesi için vahyetmiş. Ona şöyle denilmiştir: "Sen ilk insansın, bu ev de ilk evdir" 
Bunun dışında Kâbe'nin Şit Peygamber tarafından yeniden yapıldığı da iddia edilmektedir.
Bugün en çok tutulan iddia; Kâbe'nin İbrahim Peygamber tarafından yapıldığı iddiasıdır.  Tarihi kaynaklar, İbrahim Peygamberin İsa'dan 1900 yıl önce yaşadığını belirtmektedirler. Bu durumda Hz. Muhammed ile Hz. İbrahim arasında en az 2500 yıllık bir süre olduğu ortaya çıkıyor. O günkü ilkel kabile toplumunda, her boyun ayrı bir putu, her bölgenin ayrı bir tapınağı olduğu bir yerde, bir tapınağın 2500 yıl ayakta kalması mümkün değildir.
Kâbe ancak Mekke'de bir ticaret kesiminin ortaya çıktığı, buraya kervanların gelip, konaklamaya başladığı zamanlarda yapılmış bir tapınak olmalıdır. 
ÇIPLAK TAVAF
Kâbe'de İslam öncesinde yapılan tapınma sırasında bu yapının çevresinde hacı adayları çıplak çıplak dönüyorlardı.  O zamanlarda dört duvarda dört  kutsal taş bulunuyordu. Çıplak Araplar; ıslık çalarak Kâbe çevresinde dönerken bu taşlara el sürüp yakarıyorlardı. 
Bu taşlardan en kutsalı; "Errükunelesved" denilen ve halkın Hacerülesved diye bildiği taştır.
Muhammed Peygamber zamanında bu dört taşın dışında Safa ve Merve diye 2 başka taş ve ibadet alanı daha vardı. Bu Safa ve Merve kavramı da aynen Hac olgusu gibi eski Arap geleneğinden İslam içine aktarılarak kullanılmıştır. (Aynı kaynak, s. 218)
Hz. Muhammed; bu çıplak tavafı kaldırmış ve hacılar  giyinik dolaşmak zorunda kalmışlardır. 
Müşrikler Hac'da kestikleri kurbanların kanlarını elleriyle  Kâbe duvarına sürüyorlardı. Bu ilkel gelenek de kaldırıldı. 
HÜBEL'İN EVİ
Hz. Muhammed ortaya çıktığında, en ileri seviyede olan Mekkeli Arapların kültürel durumunu merakt mı ediyorsunuz? 
Mekkeli Araplar, Kâbe'de Hübel adlı putu saklıyorlardı. Hübel en saygın puttu. Zamanla başka boylar da buraya kendi putlarını getirip yerleştirmişlerdi. Ama tarihi kaynaklar, Kâbe'nin Hübel'e makam için yapıldığını ortaya koymaktadır. Büyük İslam tarihçisi Taberi, bu konuyu şöyle anlatıyor:
"Hübel, Mekke'deki Kureyş putlarının en büyüğü ve kutlusu olup Kâbe'nin içindeki kuyunun üzerine yerleştirilmişti. Kâbe'ye hediye edilen mal ve eşya bu kuyuda toplanırdı. 
Hübel putunun yanında 7 tane oku vardı. Bunlardan birisinin üzerinde "kan pahası" yazılı idi. Kan pahasının kim tarafından ödeneceği hakkında aralarında ihtilaf başgösterince bu yedi oka başvururlardı. Bu oklardan birine, bu işin yapılmasını emretmek üzere "evet" yazılmıştı. Evet yazılan ok çıkarsa işi yaparlardı. 
Bir tanesinin üzerine "hayır" yazılı idi. Bu ok çıkarsa o işi yapmazlar, bırakırlardı. Diğer bir okta, "sizden" kelimesi yazılmıştı. Başkalarının üzerine "sonradan iltihak etmiş","sizden başkasından" ve başka birisinede "sular" yazılı idi. 
FAL OKLARINA GÖRE HAYAT
Mekkeliler, bir yerde su kuyusu kazmak isterlerse, sular ibaresi yazılı ok dahil olduğu halde bunlara (7 oka) başvururlardı. Kuyuyu, "sular" yazılı okun çıktığı yerde kazarlardı. Bir çocuğu sünnet ettirmek, bir kızı evlendirmek, bir ölüyü gömmek istediklerinde, yahut birinin nesebinden şüphelenirlerse yüz dirhem para ve bir deve alarak Hübel putunun yanına gelir; bu sadakayı okları idare eden kimseye (kâhine) verdikten sonra mutlub (ilgili) olan şahsı putun yanına getirerek, "Ey ilahımız, bu falan oğlu falandır. Onun için şu işleri yapmak istiyoruz, hakkında hayırlı oku isabet ettir." diye dua eder; sonra okları idare edene "Çek!" derler, o da çekerdi. Eğer "sizden" ibaresi yazılı ok isabet ederse o kimse kavmin en asili ve hayırlısı sayılırdı. "Sizden başkasından" oku çıkarsa, o kimse, ittifak ve andlaşma yoluyla o kavme intisap etmiş (katılmış) sayılırdı. "İlhak edilmiş" yazılı ok isabet ederse, o kişi; Araplar arasında nesepsiz ve andlaşma ile de uruğa (kabileye) dahil olmamış sayılırdı. (Taberi Tarihi; çeviri; Cilt IV, s.4-5). 
Kâbe'de Hübel dışında 6 put daha bulunuyordu. Bunlardan ikisi de Esaf ve Naile putları idiler. Kurbanlar bu iki putun yanında kesilirdi.
ARAPLAR KÂBE'Yİ YAKTILAR
Mekke'nin bir ticaret ve sermaye merkezi haline gelmesine paralel olarak oluşan Hac ziyareti; zamanla kutsallaştırılarak Mekke şehri belirli bir zaman diliminde (Meşhur 3 aylar boyunca) kavga ve savaşın olmadığı bir iklim haline getirildi. Kâbe'ye bu yüzden "Mescid-i Haram" denilmektedir. Yani; kavganın haram olduğu tapınak...
Buna karşın İslamiyet döneminde; hem de Emevilerin başlangıcında; Zübeyr oğlu Abdullah  bu şehri ele geçirince; Emevi komutanı Haccac, Kâbe'yi mancınıkla taşa tutturmuş ve yakmıştır.
Daha sonra Kâbe; Emevilerin istediği biçimde yeniden inşa edilmiştir.
HAC GÖREVLERİ
Taberi tarihinden öğreniyoruz ki bugün Hac görevleri olarak bilinen işleri düzenleyen kişi, Miladi 480 yılında ölen Kureyş büyüklerinden Kusay'dır.
Kusay, göçebe haldeki Kureyş boylarını yerleşik yaşama geçirmişti. 
Hac'da yapılacak hizmetleri ve ibadetin belli biçime sokulmasını Kusay bir disiplin altına aldı. Onun zamanında geliştirilen temel hac hizmetleri şunlardır:
Rifade: Kusay, Haccın ilk günlerinde Mekke yollarında ve şehirde develer kestirip hacılara ikram ederek onları doyurdu ve gönüllerini aldı. Böylece rifade geleneği başlamış oldu. Bu gelenek; İslam'dan sonra da devam etti.
Sikaye: Bu iş ise hacılara su temin etme görevidir. Zemzem kuyusu bu amaçla kazılmıştı.
O dönemde de Arafat'te vakfe yapılır, buradan Müzdelife'ye doğru hareket edilirdi. Kusay zamanında da Hacca gelenler, Mina'da Şeytan taşlarlardı. 
Hicabe (Sidane): Kâbe'nin bakım işidir. Bu görevi ilk üstlenen kişi de Kusay'dır. 
Kâbe'nin İslam dünyasında daha fazla öne çıkması, Osmanlı Devleti zamanında olmuştur. Osmanlı sultanları, her yıl Mekkke'ye yolladıkları Surre Alayları ile Kâbe'yi baştan aşağı donattılar ve orada hizmet edenleri de altınlara boğdular. 
Her sene yeni dokunan çok kıymetli Kâbe örtüleri , bu alayla yollanır; eskisi de geri getirilirdi.
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'dan; Topkapı Sarayı odalarında saklanan Kâbe örtülerinin bir müzede geçici de olsa sergilenmesini istiyoruz.

Rıza Zelyut Rıza Zelyut Diğer Yazıları

Yıkıma giden yol

01 Mart 2014

Asker kışkırtılıyor

01 Mart 2014

Gerilim tırmanıyor

27 Şubat 2014

Yayıldılar

19 Ocak 2014

Alamut’ta kurulan sahte cennet

17 Ocak 2014