yazarresmi
Prof. Dr. Mehmet Çelik

mehmetcelik@gunes.com

08 Aralık 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Ben Gurion’un hayalinin ayak sesleri

Geçen haftaki “İçte ve Dışta Yapılan Tek Hesap: 2019” başlıklı yazımıza bu hafta da devam edecektik. Ancak kimsenin beklemediği bir zamanda Trump’ın Kudüs’le ilgili açıklamaları tüm dünyada gündemi değiştirdi. 

Gündem artık Kudüs! 
Bu nedenle, “İçte ve Dışta Yapılan Tek Hesap: 2019” başlıklı yazımıza ara verip Kudüs ile ilgili gelişmeleri kaleme alacağız. 
Tarih 1949’u gösteriyordu. Bu tarihten bir yıl önce çiçeği burnunda bir devlet kurulmuştu Filistin’de… Adı da İsrail idi. Birleşmiş Milletler, 1947’de bir karar almıştı: Filistin’de iki devlet kurulacaktı… Bir Arap Devleti, bir Yahudi Devleti! 
Kudüs’e ise özel bir statü düşünülmüştü. Özerk bir şehir olacaktı; ne kurulacak yeni Arap Devletine, ne de kurulacak yeni Yahudi Devleti’ne ait olacaktı. 
Kısaca Birleşmiş Milletler denetim ve güvencesinde özerk bir şehir! 
Birleşmiş Milletler’in böyle bir karar alması, muhtemelen İslam coğrafyasının Kudüs hassasiyetini göz önüne alarak, İsrail Devleti’nin kuruluşu üzerine gelecek sert tepkileri yumuşatmaktı… Muhtemelen dedim ama bana göre kesinlikle bu nedenle Kudüs üzerinde geçici bir şeytânî plandı bu! 
Nitekim İsrail Devleti’nin kuruluşunun (1948) üzerinden henüz bir yıl geçmeden Başbakan Ben Gurion (eski bir terör örgütü/gerilla lideri) başkent Tel Aviv’den tüm dünyaya Yahudiler için vazgeçilmez bir gerçeği duyurdu: Kudüs, İsrail’in ebedî başkentidir! 
İngilizlerin 1917 öncesinden ektiği tohumlar, nihayet meyvesini vermişti… Yahudiler 1948’de, iki bin yıllık hayallerine kavuşmuşlardı kavuşmasına ama, bu onları kesmiyordu!.. 
Kudüs olmadan, Filistin topraklarının hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktu bir Yahudi için! 
Yahudi sokakları da böyle düşünüyordu; diasporada yaşayan tüccar, sanatkâr, entelektüel, gazeteci, siyasetçi… Kısaca Yahudi geni taşıyan herkes! 
Yeni Devlet’in 7’den 70’e her ferdinin aklında ve ruhunda Filistin topraklarındaki bu yeni devletin sınırlarını genişletme düşünce ve ideali vardı. Bu ideali motor gücü yapan devlet yönetiminin direksiyonunda oturan eski gerilla liderleri, bu düşüncenin tahakkuku için her yola başvurdular… Filistinlilere baskı, zulüm, yıldırma, göç ettirme, katliamlar… her gün, her hafta, artık vaka-yı adiyeden sayılıyordu! 
Dünya da aynen bugün olduğu gibi, o gün de sadece seyrediyordu!.. 
Filistin’de artık hayat çekilmez bir hal almıştı… İslam dünyası da kaynıyordu… Nihayet patlama noktasına gelindi: 1967 Arap-İsrail Savaşı. 
Başta ABD olmak üzere tüm Batı, İsrail’in yanında yer aldı. ABD’nin her türlü askerî yardımı ile İsrail bu savaştan galip olarak çıktı! 
Artık İslam coğrafyasında İsrail habis bir urdu! Gün geçtikçe devlet terörü uygulayarak Filistin topraklarını parça parça işgal etmeye ve Filistinlilere ait topraklarda yeni yerleşim yerleri kurmaya başladı! 
Bu arada Kudüs’ün batısına da yerleşti; Filistinlilere sadece şehrin doğu kısmı kaldı… Zamanla Birleşmiş Milletler’in “Kudüs Özerk Şehir” kararı da fiilen unutuldu, tarihe karıştı! 
Artık Kudüs’te de kan ve gözyaşı vardı!.. 
Tarihler 1995’i gösterirken ABD başkanı Bill Clinton, İsrail’in başkenti Tel Aviv’de bulunan Amerikan Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması için kanun çıkardı… 
Bu, Kudüs’ün başkent olmasının fiilî olarak yolunu açıyordu. Kanun çıkarılmıştı çıkarılmasına ama gelen tepkiler üzerine rafa kaldırıldı; ancak iptal edilmedi. Her altı ayda, başkanlık kararnamesiyle masanın bir kenarında bekletildi!.. 
Trump, başkanlık seçimlerinde bu kararnameyi imzalayacağını ve hayata geçireceğini ilan etti!.. Dün itibarıyla, dediğini yaptı! (Devam edecek)