YAZARLAR

Kudüs’ün önemi (2) 

Dünyada tropikal bitki, meyve ve canlılarla dolu cennet gibi yerler durur iken Filistin, Mısır ve Suriye çölleri için, Tibet, Vietnam ve Afganistan gibi çorak yerler için binlerce yıldır neden savaşılıyor? 

İstanbul’u fethederek peygamberi Hz. Muhammed’in övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmet, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (as) gibi peygamberlerin doğduğu kutsal toprakları neden fethetmedi? 

Osmanlı, Güney ve Doğu’ya sefer için 1517’ye kadar 218 yıl neden bekledi? 218 yıl sonra ne öğrendi, onu harekete geçiren neydi? 

Hz. Muhammed, Mirac’a yükselmek için Mekke ya da Medine durur iken neden Kudüs’e gitti?  

Meyve ve bitkiler için olduğu gibi ilimlerin de coğrafyası vardır. Afganistan, Asya içinde ne ise, Orta Doğu’da da Kudüs odur. Afganistan, eski ilimlere göre, ilimlerin en başta gelen merkezlerinden biridir. 

Asya ilk insanın ortaya çıktığı yerdir. İlk insan aynı zamanda “ilk bilgi” demektir. “İlk bilgi” orijinaldir, dolayısıyla doğrudur, binlerce yıldır Asya’ya hücumların sebebi de budur. Asya, insana “ilk bilgi”nin verildiği yerdir. Herkesin peşinde olduğu işte bu bilgilerdir. 

İnsan “ilk bilgi”siyle âlemi öğrendi. Âlem, en geniş tanımlama. En dar anlamıyla insan “ilk bilgi”yle evreni öğrendi. Evren, insanın “ilk bilgi”yle öğrenebileceği en dar alan. İnsan “ilk bilgi”yle evreni öğrenince evren onu “ilk bilgi”den uzaklaştırdı. Ölümlü dünyanın elinde esir olan insanı “ilk bilgi”den ve “âlem”den uzaklaştıran, insani zaafları oldu. Bu uzaklaşma insanın “ilk bilgi”yle irtibatını giderek zayıflattı. 

İnsan evrenin içinde, âlemin en dar alanında. “İlk bilgi”, insanı bu dar alandan kurtarabilir. “İlk bilgi”, insanı evrenin akıbetinden içeriye aktarabilir. İnsanın içinde bulunduğu evren, ölümlü. Evrenden çıkılmadan bu akıbetten kurtulmak mümkün değil. İnsan, geçmişte olduğu gibi bugün de herkesin peşinde olduğu “ilk bilgi”ye ulaşabilirse –ki bu ihtimal dahilindedir- evrenin yasalarının erişimi dışında kalabilir. Evrenin erişiminin dışında kalmak, ölümü insandan uzaklaştırır. Ölüm, insanın “ilk bilgi”yle bir süre durdurabileceği -dikkat edilsin durdurabileceği, iptal edebileceği ya da yok edebileceği değil- bir olgudur. 

Diğer yandan ölüm, esaretten kurtuluştur, ölüm, âlemin en dar alanı evrenden çıkıştır, ölümlü evrenden âleme yükseliştir. Her bebeğin doğar doğmaz ağlaması, orjininden kopmaya bağlı üzüntü sebebiyledir. Ölmek üzere olan insanda görülen huzur ise, orjinine yeniden kavuşacak olmanın verdiği mutluluktandır. 

Azerbaycan Türkleri, ölen bir kimse için “öldü” demez, “dünyasını değişti” derler ki bu, dünya literatüründe ölüme yaklaşımın en güzel örneklerinden birisi olabilir. Dünya milletlerinin atasözleri ve tanımlamaları, bu sebeple büyük istihbarat servislerinin incelemesi altındadır. 

İnsan uzun zamandır evrenden âleme irtibat noktası arayışında, Kudüs, bu irtibat noktalarından birisidir. İnsan, evrenden âleme bir yol arayışında, Kudüs, bu yollardan birisidir. Evrenden âleme insan, emniyetli bir geçit arayışında, Kudüs bu geçitlerden biridir. İnsan evrenden âleme açılan “efes”lerin, yani uzun ömrün mümkün olduğu yerlerin arayışında, Kudüs bu “efes”lerden birisidir. İnsan evrenden isabetli bir uyumla âleme geçiş arayışında, işte bu, Kudüs’le mümkündür. Hz. İsa’nın göğe buradan yükselmesi, Hz. Muhammed’in, Mirac’a buradan çıkması en çarpıcı örneklerdendir. 

Pazar günü devam edelim. 

Ömer Özkaya Diğer Yazıları