YAZARLAR

Afrika açılımı (2) 

Türkiye’nin Afrika’daki varlığı, Fas’taki, Cezayir’deki, Tunus’taki, Libya’daki ağırlığı hala çok yüksektir. Ama bu ağırlığı nasıl kullanacağı konusunda Türkiye bir problem yaşıyor. Bunu İslami bir paradigmanın içerisinde kullanması, Afrika’da işbirliği kanallarının açılmasını engelleyebilir. Çünkü zaten Afrika’da ayrışmaya sebep olanlar İslamcı ekollerdir. Türkiye ekoller dışı bir siyaset üretebildi, farklılıkları bir kenarda tutmalarını sağlayarak bu ekolleri ortak bir alanda toplayabildi. Geçmişte de Osmanlı ve Türklerle birlikte hareket etmek, onore edildi, bu durum halen kırılabilmiş değil. Bugün halen Afrika’da Türklerle ilişkide olanların pozisyonuna gıpta edilir. 

Batı, FETÖ'yle Osmanlı ve daha eski dönemlerden kalma yurtdışındaki Türk hücrelerini deşifre etmek istedi. 

Asya’daki, Afrika’daki Türk diasporası kendisine gelen her şeyi daima inceler, gözlemler, kolay kolay içine almaz, pejmürde gözükebilirler ama akılları pejmürde değildir, entelektüel seviyeleri çok yüksektir. “Yabancı”yı güç vehmine sokup tasfiye olmalarını sağlamayı da gayet iyi bilirler. 

Türk diasporası, FETÖ’nün Türk orjinli bir hareket olmadığını, yabancı orjinli bir hareket olduğunu gayet iyi biliyordu. Türk diasporası, FETÖ’yü, Nur hareketi içinde değerlendirmedi, ayrıca Nur hareketine ve diğer bazı İslamcı hareketlere de pek itibar etmez. Çünkü stratejilerini, Türklerin ve samimi İslami grupların stratejilerine aykırı olarak değerlendiriyor, “Bu gruplar, Osmanlı’nın Afrika’da neleri nasıl yaptıklarına bir baksalar, stratejileri daha rafine hale gelebilir” diyorlar. 

Gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin dışarıdaki Türk tortusu ile özel ilişkileri hiç kopmadı. Dolayısıyla Batı’nın FETÖ’yle Latin Amerika’dan Uzak Doğu’ya kadar hemen hemen tüm dünyaya yayılmış Türk hücrelerinin teşhis, tespit ya da deşifre edilmesi planı, atıl kaldı. 

Afrika’da dikkat etmemiz gereken şu: Siyasi ve sosyal ilişkilerimiz mutlaka çok rafine olmalı, ekonomik ilişkilerimiz de onları ve bizi zıplatacak seviyede olmalı. Afrika’nın düzeyine inerek bir ekonomik ilişki değil, onları Türkiye’nin düzeyine çıkararak bir ekonomik ilişki üretebilirsek, bu bize de onlara da katkı sağlar. Afrika’yı 3. sınıf bir pazar değil, tam tersine 1. sınıf bir pazar olarak değerlendirmemiz lazım. Afrika’da doğal olarak azınlıkta bir üst kesim, ortada çok az bir kesim ve dipte yoğun bir kesim var. Dolayısıyla Afrika’nın zenginleri için Avrupa ülkeleri kadar lüks ve kaliteli, dipteki yoğum kesim için de Çin kadar ucuz ve bol neler üretebileceğimizi şimdiden planlamamız ve buna göre konuşlanmamız gerekiyor.  

Çin ya da Uzak Doğu’nun ucuz emek gücüyle Çin kadar ucuz mal üretilebilir. Ancak dikkat etmemiz gereken şu: Afrika’nın diptekine göre bir üretim, Türkiye’yi hiçbir zaman zıplatmayacaktır. Eğer Afrika’daki insanlara algıda, akılda, zekada, ürün kullanımı ve seçiminde bir sınıf atlatabilirsek, onları bizim mantalitemizle düşündürtebilirsek, işte o zaman biz orada bir pazar oluşturabiliriz. Afrika’daki nüfus da kısa bir mesleki eğitimle, ucuz ve kaliteli üretimde istihdam edilebilir, ekonomiye kazandırılabilir. 

Türkiye’nin Afrika’ya girmesi ve bunu kapsamlı hale getirmesi önemli, ancak siyasi olarak girdiğiniz yere ekonomik mantalitenizi de götürmezseniz orada fazla kalıcı olamazsınız. 

Yarın devam edelim. 

Ömer Özkaya Diğer Yazıları