YAZARLAR

Misyonerlik ve Hollywood

Sıklıkla altını çizdiğimiz ve üzerinde durduğumuz bir konudur kültürel emperyalizm. Bir ülkenin ekonomik ve siyasal olarak kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak istediği ülkelerde başvurduğu ilk ve en etkili yol, kültürel emperyalizmdir. Zira kendi ideolojisini hâkim kılmak ve hedeflerine zemin hazırlamak için bundan daha masum, daha yumuşak ve başarı oranı bu kadar yüksek başka hiçbir yöntem yoktur. Kültürel emperyalizmin kullanmakta olduğu en gelişmiş silah ise sinemadır. ABD, Hollywood sineması ile yıllık “100milyar” dolar civarında gelir elde etmenin ötesinde “sinema sanatı” ile başkaca birçok kazanım elde etmektedir. Son dönemlerde en çok seyirci toplayan filmler fantastik sinema ve süper kahramanların yer aldığı projelerdir. Bu filmler incelendiğinde, imgeler üzerinden Hristiyanlık propagandası yapıldığı, Amerikan yaşam tarzının özendirildiği, kendi ürünlerini satmak için pazar oluşturulmaya çalışıldığı, yaptıkları saldırılara ilişkin kendilerini ideolojik olarak masum göstermeye çalıştıkları açıkça ortadadır. Asıl sorun ise bu amaçlarına ulaşmaktaki başarılarıdır.  ABD, ekonomisi ya da askeri ile girmeyi planladığı her yere önce sineması ile girmekte ve kendine zemin hazırlamaktadır. Rahmetli Özal döneminde Amerikan filmlerine kota koyulması yönünde bir tasarı hazırlandığını duyan baba Bush olaya müdahale ediyor ve bu tasarı yasallaşırsa Türkiye’yi tekstil ürünlerine kota koymakla tehdit ediyordu. Koskoca ABD başkanı acaba neden bu kadar basit bir konu için, daha tasarı aşamasındayken böylesi bir tehditle ortaya çıkıyordu? Tek derdi Hollywood filmlerinin Türkiye’deki kârı olabilir mi? Hiçbir sanat dalı uluslararası alanda başkanlık düzeyinde müdahale edilecek derecede sinemanın sahip olduğu endüstriyel örgütlenme gücüne sahip değildir. 2003 yılında ülkemizde gösterime giren ve birçok kez televizyonlarda yayınlanan,  başrollünü Keanu Reeves’in oynadığı Matrix serisinin 3. filmini hemen hemen hepimiz biliyoruz. Peki aslında ne anlatıyordu bu film? Ülkemizdeki misyonerlik faaliyetlerinin bir anda artması, gençlerimizin mahalle arası kiliselerinin organizasyonları ile ücra köşelerde toplanıp gizlice vaftiz edilmeleri ve bu işleri organize edenlerin arasında Amerikalılar olduğu kadar Ortadoğuluların da olması bir tesadüf müydü? Bugün bu isimlerden ortaya çıkanların terör örgütleri ile bağlantılı isimler olması nedense hiç şaşırtıcı gelmiyor. Misyonerlik faaliyetlerinde bulunanları, sadece Tanrı’nın hizmetkârı olarak hem soyut hem de somut olarak zihinlere kazımaya çalışanlar, bugün gerçek ortaya çıktığında bu durumu ört pas etmek için yaratmaya çalıştıkları algı dünyasının enstrümanlarını devreye sokuyorlar. Kendi yarattıkları ve içinde boğuldukları her bataklıkta kendilerini aklamak için başvurdukları yöntem, sanal bir kahraman yaratmak olan bu zihniyet Afganistan’da yarattığı Rambo karakteri gibi her an Türkiye’de de masum bir din adamı karakteri yaratarak uluslararası arenada algı operasyonuna başlayabilir.   ABD, bu tür filmleri çeken yapım şirketlerine, ordunun tankları, uçakları, en gelişmiş silahları da dahil olmak üzere her türlü imkanı sunmaktadır. Çünkü sinema, defalarca test edip sonuç aldığı küresel bir operasyondur. Kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için manevi değerler üzerinden çocuklarımızı devşirmek adına görevlendirdiği adamlarının foyası ortaya çıkınca ülkemizi siyasi ve ekonomik olarak baskı altına almaya çalışan ABD’ye karşı uluslararası alanda mutlaka kendi silahıyla cevap vermek durumundayız. Dünyada güçlü bir şekilde yeniden masaya oturan Türkiye imajını, uluslararası alanda en geniş kitlelere en hızlı şekilde ulaştıracak olan tek enstrüman sinemadır. 

 

Mustafa Yılmaz Diğer Yazıları

Eğitim mi, Öğretim mi ?

21 Eylül 2018

Kağıt Parçası

14 Eylül 2018

İzmir’in kurtuluşu ulusun kurtuluşudur

07 Eylül 2018

Teşekkürler TRT

31 Ağustos 2018

Açlık ve Yakınlaşma

24 Ağustos 2018