• Bist 100
    110477
  • Dolar
    5,8147
  • Euro
    6,4658
  • Altın
    275,3870
İstanbul
9 / 16
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Eğitimde kriz-3  

Yazı dizimin ilk iki bölümünde eğitimin bu dünyada yeni olan genç insanlara bilgi ve değerleri aktarmak anlamına geldiğini, ayrıca toplumun liyakat temelinde yönetilmesi için eğitimde fırsat eşitliğinin şart olduğunu vurguladım. “Eğitimin kutsallığı” ve “öğrenmenin çaba gösterilmesi gereken bir görev olduğu” ilkeleri üzerinde durdum. Eğitim, bu işlevleriyle asla parayla alınıp satılan bir nesne değil gerçek bir toplumun başlıca değeridir. 

Okul otoritesi 

Eğitim, devlet, aile ve eski kuşaklara ait bir “otorite” işlevidir. İnsanlarımız yoğun liberal propagandanın etkisiyle bu sözcükten irkiliyorlar ama aslında otoritenin buradaki anlamı farklıdır. Bir konuda yetkisi ve bilgisi tartışılamayacak olan kurum ve kişilere “otorite” denilir. Örneğin müzik otoriteleri vardır, bu alanda her hangi bir konuda onlara başvurulur. Devlet ve ailenin de yeni kuşakları yarınlara hazırlamada bir otorite oldukları kabul edilir. 

Yeni kuşakların eğitiminde aile ve okul otoritesi belirleyici bir rol oynamalıdır. “Bırakalım gençler her şeyi istedikleri şekilde öğrensinler ve yeniden keşfetsinler” demek olmaz. Aksi halde ülkenin geçmişi, değerleri, vizyonu yeni kuşaklara aktarılamamış olur ve toplumsal gelişmede bir kesinti ve büyük alt üst oluşlar yaşanır. Bu durumdaki toplumlar büyük bunalımlara girerler ve en sonunda dağılırlar. 

Sağlam bir gelenek 

Ancak otoritenin kabul görmesi de bazı koşullara bağlıdır. Bu koşullardan en önemlisi eski olmaktan, gelenekten kaynaklanan meşruiyettir. İkide bir geçmişle bağlarını koparmaya yeltenen devletlerin meşruiyeti yıpranır. Antik çağdan beri devlet dünyada kökleşmiş bir yeri, başkenti, bayrağı, geleneği olan kurumdur. Diğer alanlarda olduğu gibi eğitimde de devlet otoritesi gücünü kökleşmiş, kanıtlanmış sisteminden, tarihte uyumlu bir şekilde gelişen kurumlarından güç alır. 

Bir devleti yıkmak isteyen yabancı güçler onu geçmişiyle kavgalı hale getirirler. Sadece devletin kurucusunu hedef almakla, önemli şahsiyetleri yıpratmakla kalmazlar, ülkeyi saldırgan, karanlık bir tarihe sahip olarak gösterirler. Küresel güçler yıkmak istedikleri devletlerde aydınları ve özellikle gençleri kendi milletlerinden utanır hale getirmek için özel bir çaba sarf eder, milyonlar harcar, etki ajanları kullanır, bol bol ödül, hatta Nobel ödülleri bile dağıtırlar. 

Kadıköy Maarif Koleji örneği 

Eğitim sektöründeki yalpalamalar, zikzaklar, sürekli değişen sistemler gençler nazarında devlet ve okul otoritesini aşındırır, dolaylı olarak eğitimin kalitesini düşürür. Bu konuda, eşimin gittiği okul Kadıköy Anadolu Lisesi’nin durumunu örnek verebilirim. 1976 Yılına kadar Kadıköy Maarif Koleji adını taşıyan bu okul 1955 yılında kendisi gibi 5 kolejle birlikte yabancı dil öğrenimine ağırlık verilmesi amacıyla kurulmuştur. Devletin sınavla öğrenci alan seçkin “Maarif Kolejleri” 1975 yılında bir genelgeyle “Anadolu Lisesi” haline çevrilmiş, ertesi yıl başka bir genelgeyle sayılarının arttırılmasına karar verilmiş, 1993’te bu sayı 193’e ulaşmış, 2011’de bazı genel liselerin “Anadolu Lisesi” olmasıyla bu liseler 1700’ü aşmış. Daha da ilginci bunların programları değiştirilerek yabancı dil öğrenimine verilen önem de iyice zayıflatılmış. 

1976 Yılında Kadıköy Maarif Koleji’nin Fransız Saint-Joseph Lisesi’nin yanındaki tarihi ve zarif binası da yıkılmış, geçmişi silinmiş. Komşu Saint-Joseph ise tabii hâlâ yerli yerinde. Sonuçta birçok değerli mezun veren ve Türkiye’nin başarılı bir okulu tahrip edilmiştir. Türkiye’de yabancı dil eğitimi özel kurumlara ve yabancılara bırakılarak devletin bu alandaki faaliyeti abrakadabra yöntemleriyle yok edilmiş. Demek ki devlet geleceğe yönelik büyük projelerinde eğitim alanında istenilen başarıyı sağlayamaması yanında elde bulunan bazı değerleri de yok etmiş. Bu durum eğitimde açık bir otorite kaybı, yabancılara ve ticari sektöre yapılan bir devir işlemidir. 

FETÖ Kumpasının parçası 

Tabii eğitim krizi 12 Eylül döneminde alınan kararlarla eğitim bürokrasisine FETÖ’nün yerleştirilmesiyle yakından ilgilidir. FETÖ’nün bir dönem özel okullar ve dershane sektöründe ne kadar yükseldiği hatırlanırsa Türkiye’de son yıllarda yaşanan eğitim krizinin devletin bazı egemenlik yetkilerini başka güçlerin gasp etmesi haline dönüşmüş olduğu anlaşılır. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1980’den itibaren sistematik olarak yıkılmak istenmiştir. Dış politika NATO’ya, iç reformlar ve hukuk AB’ye, ekonomi Dünya Bankası’na, maliye IMF’ye devredilmiş, orduya güruh halinde FETÖ’cüler sokulmuştur. Bununla da yetinilmemiş güvenlik sektörü özelleştirilmiş, ordu tamamıyla profesyonelleştirilmek istenmiş, bu alan bile yabancı yatırımcılara açılmıştır. Sağlık ve eğitim hizmetlerinin özel sektöre devredilmesiyle geriye hiçbir şey kalmayıp devletin tasfiyesi planlanmıştır. 

Bağımsızlık ruhu 

Bunlarla da yetinmeyen küresel güçler FETÖ eliyle 15 Temmuz darbesine kalkışmış, sokak ve meydanları dolduran sivil halkımız devletimizi korumuştur. 15 Temmuz mucizesini hiçbir maddi güç sağlayamazdı, bunun arkasında kökü Bilge Kağanlara, Fatihlere, Atatürklere dayanan 2500 yıllık bağımsızlık ruhumuz yatar. 

Eğitimde yaşanan krizin çerçevesi işte bu iken bazı çevrelerin hâlâ müfredat değişiminden, FETÖ’nün zamanında kaşıdığı laik-dindar çatışmasından, okul ve disiplin düşmanı ticari liberal gevezelikten medet ummaları yanlıştır. FETÖ tahribatı sonrası dönemde eğitimde artık devletin ağırlığı hissedilmeli, ülkemize yakışır adımlar atılmalıdır.