yazarresmi
Diş Hekimi İlker Erdoğan

ilker.erdogan@esmedya.com.tr

02 Aralık 2017

TÜM YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

Dişeti hastalıklarının sistemik hastalıklar üzerine etkisi

Dişeti (periodontal) hastalıkları, bugün dünyada diş hekimlerinin en az çürük kadar rastladığı yaygın bir problemdir. Diş kayıplarının yüzde 40’ı periodontal hastalık nedeniyle ortaya çıkar. Gelişmemiş ülkelerde bu yüzdeler daha fazla artış gösterir. 

Periodontal, dişi çevreleyen ve destekleyen dokuları etkileyen bir enfeksiyon hastalığıdır. Hiç çürüğü olmayan dişler bile bu hastalık nedeniyle kaybedilebilir. Periodontal hastalıklar bir veya birçok dişi etkileyebilen; çocuklarda, büyüme çağındaki bireylerde, erişkinlerde ve yaşlılarda görülebilen toplumdaki en yaygın kronik hastalıklardır. Genellikle ağrısız seyrettiği için belirtileri hasta tarafından zor fark edilir ve çoğu vakada hekime geç müracaat edilir. Periodontal hastalıkların etkileri oral bölgeyle sınırlı kalmayıp bazı sistemik hastalıklar için de risk oluşturmaktadır. Periodontal hastalıklarla sistemik hastalıklar arasındaki ilişki geçmiş tarihlerden günümüze kadar araştırılmıştır. Geçmişte, bu ilişki ağızda yer alan bakterilere ve bu oral bakterilerin neden olduğu lokal enfeksiyona bağlanmıştır. Günümüzde ise bu ilişki bilimsel temellere dayalı olarak daha detaylı biçimde incelenmektedir. Periodantal hastalıklar koroner kalp hastalıkları, hamilelik, diyabet ve pulmoner hastalıklar (solunumu etkileyen) için risk faktörüdür. Periodontal hastalıklarla sistemik hastalıklar arasındaki etkileri inceleyecek olursak:

Koroner Kalp Hastalıkları

Ateroskleroz, orta ve büyük çaptaki arterlerin aterom plağı dediğimiz fosfolipid lezyonlarıyla tıkanmasıdır. Kalp krizi (myokard enfarktüsü) ateroskleroz oluşumunun  komplikasyonlarıdır. Periodontal hastalıklar ve koroner kalp rahatsızlıkları arasındaki ilişkiyi üç başlık altında inceleyebiliriz.

1)Etiyolojik benzerlik: Her iki hastalıkta rastladığımız benzer öğeleri şu şekilde sıralayabiliriz .Yaşlı erkek, sosyo-kültürel düzeyi düşük, sigara içen ve stres altındaki bireyler.

2)Genetik ilişki: Hücrelerden salgılanan sitokinler ateroskleroz ve periodontitisin başlangıcında kritik rol oynar. Genetik olarak bazı bireylerde T hücrelerinin ve monositlerin fonksiyonlarında farklılık olabilir. Bu bireylerde bakterilere ve lipopolisakkaritlerine karşı aşırı iltihabi cevap gelişir ve yüksek oranda iltihabi mediator salgılanır.Bu yoğun iltihabi cevap ateroskleroz ve periodontitisle sonuçlanabilir.

3)Mikrobiyolojik ilişki: Mikrobiyal dental plakta bulunan Gr (+) bakterilerden S. sanguis  ve Gr (-) bakterilerden P. gingivalis trombosit birikimini uyarır. Trombosit birikimi aterom plağı ve trombo-embolik olayların oluşumunda rol oynayabilir. Oral enfeksiyona sahip bireylerde, enfeksiyonun görülmediği bireylere kıyasla yüzde 30 daha fazla myokard enfarktüsüne rastlanmıştır. Periodontitisli bireylerin minimal periodontal hastalığa sahip bireylere göre koroner kalp hastalığına yakalanma riski yüzde 25 daha fazladır. Periodontitisli 50 yaşından genç erkekler periodontal sağlıklı hemcinslerine göre yüzde 72 daha fazla koroner kalp hastalığına yakalanma riskine sahiptirler.

Hamilelik Düşük doğum ağırlığı:

Normal hamilelik süreci olan 40 hafta tamamlanmadan, 37 haftadan önce gerçekleşen doğumlara prematüre doğum denir. Gelişmiş ülkelerde yıllık doğumların yüzde10’u erken doğumdur ve düşük ağırlığa sahip bebekler dünyaya gelir. Bebek ölümlerinin 2/3’si düşük doğum ağırlığı sebebiyle meydana gelmektedir. Anne karnındaki bebek (fetüs),rahim içinde amniyon sıvısı denilen bir sıvıda büyür. Fetüsün başta oksijen olmak üzere her türlü gereksinimi, beslenmesi, plasenta aracılığıyla olur ve atıklar yine plasenta aracılığıyla atılır. Yani fetüsün beslenmesi kan dolaşımı aracılığıyla olmaktadır. İşte plasentayı da etkileyecek kan dolaşımındaki sorunlar, annedeki bazı problemler, fetüsün içinde bulunduğu rahimdeki bozukluklar ya da fetüsün kendisine ait hastalıklar zamanından önce doğuma (prematüre) neden olabilir. 

Annenin yaşının küçük olması, ilaç, alkol ve sigara kullanımı, stres, genetik faktörler, genito üriner sistem hastalıkları ve periodontal enfeksiyonlar; bebeğin erken doğumuna sebep olan risk faktörleridir. Periodontal  enfeksiyonlarda yer alan Gr (-) anerob mikroorganizmalardan üretilen lipopolisakkaritler, PGE2 ve TNF-a gibi iltihabi mediatörlerin kan dolaşımına katılmasına sebep olur ve bu durum fetüs-plasenta ünitesi için tehdit oluşturur. Yapılan araştırmalarda orta ve ileri derecede periodontitisli annelerde şu problemlere rastlanmıştır.

1-Erken doğum ve düşük doğum ağırlığı

2-Yetersiz fetüs büyümesi

3-Pre-eklemsi

4-Anne karnında bebek ölümü

Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı)

Diyabet ve periodontitis arasında çift yönlü ilişki vardır. Bu ilişkileri inceleyecek olursak; 

Diabetes mellitusun komplikasyonlarından biri olarak periodontal hastalık da belirtilmektedir. Diyabetin metabolik kontrolünün kötü olması periodontal hastalığın seyrini hızlandırır, şiddetini artırır. Periodontal hastalığın şiddeti de diyabetin metabolik kontrolünü olumsuz yönde etkilemektedir. Buradaki mekanizma da bir  enfeksiyon olarak periodontitisin pro-inflamatuar sitokin stimülasyonu ile dolaşımdaki ileri glikasyon son ürünlerini artırması ve bunu takip eden dönemde büyük ve küçük damarların etkilenmesidir. Diyabet, bilindiği üzere küçük ve büyük damarları etkileyen bir hastalıktır. Periodontal tedavi sonrasında diyabetin metabolik kontrolünde düzelme olduğu da ortaya konulmuştur.