YAZARLAR

Konya'dan

Bakarsam varsın bakmazsam yoksun, duyarsam varsın duymazsam yoksun” sözü dün son kez sahnelediğimiz, bendenizin de Hazreti Mevlana’yı canlandırdığı Konya Selçuk Üniversitesi Dilek Sabancı Devlet Konservatuvarı hocalarından Sayın Tolga Özençel’in yazıp yönettiği öğrenci kardeşlerimiz ve DT (Devlet Tiyatrosu) ve Eskişehir Şehir Tiyatrosu oyuncularıyla sahnelediğimiz “… İle Mecnun” oyunundan. 

Öncelikle Rektörümüz Prof. Dr. Sayın Mustafa Şahin, Konservatuvar Müdürü Prof. Dr. Sayın Dilek Zerenler hocalarıma, benimle beraber sahneyi paylaşan aynı zamanda da konservatuvar hocalığı da yapan oyuncu arkadaşlarıma, gelecekte Türk Tiyatrosu'na başka bir tarz getireceklerine inandığım oyuncu namzedi talebe kardeşlerime teşekkür etmek istiyorum. 

Ne çok isterdim, bu oyunun tüm ülke genelinde sahnelenebilmesini! 

Ne çok isterim, Sayın Cumhurbaşkanımız bu oyunu Konya Selçuk Üniversitesi Kampusu'nda ya da Külliye'de tüm bakanları hatta üst düzey bürokratları, komutanları toplayıp da beraberce izleyebilmelerini! Eminim ki bugünlerde ülke içi ve ülke dışında boğuştukları olaylara bir başka açıdan da bakmış olacaklardı! 

Çünkü oyunda başta Hazreti Mevlana karakterinin yanında, Yunus Emre, İbn Arabi, Hallacı Mansur, Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu Bekr İbrahim Nişaburî ve Şems bulunmakta! Şimdi bu isimler bir araya geldiklerinde, yaşadıkları dönemi düşündüğümüzde az çok oyunun içeriğini anlamışsınızdır. Eğer bu şahsiyetlerle alakalı bilginiz yoksa bir an önce okumanızı öğrenmenizi de tavsiye ederim! 

Belki de yaşadığımız zamanı ve olayları, bu olaylarla baş edebilme yollarını bulamamamızın bocalamamızın da sebebi bu olsa gerek! 

Girişte arzettiğim söz, oyunda nefs için söylense de biz bakmadığımız ve duymadığımız şeyleri haliyle de bilemedik ! 

Bakınız Hazreti Mevlana’nın, Hazreti Yunus Emre’nin yaşadıkları döneme! Anadolu tarihinin en büyük işgallerinden biri,  Moğol saldırısı yaşanmakta ve üstüne üstlük bir de kıtlık! İçte de Babai Isyanları! 

Öte yandan İbn Arabi, tarumar edilmiş Endülüs’ten kalkıp gelmiş! 

Ne kadar da çok benziyor yaşadığımız bu zamana değil mi? 

Bir yanda Selçuklu ordusu, içte Babai isyanını bastırmak diğer tarafta da dıştan gelen saldırılarla savaşmak için çabalıyor! 

744.  ölüm yıldönümünde (Şeb-i Arus, düğün) anılan Hazreti Mevlana nasıl gelebildi? 

689 yıl önce ebediyete intikal eden Hazreti Yunus Emre bugün neden adıyla ve söyledikleriyle hala yaşayabiliyor? 

Hallaç, Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu Bekr İbrahim Nişaburî, Şems ve niceleri... 

Onlar, karanlığın en zifir olduğu zamanlarda aydınlığa çıkaran işaret Işıkları oldukları için isimleri bugünlere geldi! İnsanlar hala bu karanlık günlerde onların dedikleriyle işaret ettikleri istikamette çıkış yollarını aramaktalar! 

Peki ya bu insanların yaşadıkları zamanı karartanlar? 

Bu insanların çağdaşlarının yaşadığı toprakları ekilemez dikilemez hale getirip Yunus’u ve çağdaşlarını açlığa mahkum edenler? Kaçının adı, kaçının dedikleri bilinmekte ve anılmakta? 

Talip olup zulm ettikleri neyi götürebildiler yanlarında? 

Oysa  yaşadıkları sonu Hazreti Yunus,“Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi? 

Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan!” sözleriyle ne güzel söylemiş. 

İşte yaşadığımız bugünlerde öldüren ve öldürülenlere bakıp asıl bizi aydınlığa çıkaracak işaret ışıklarını mı göremiyoruz? 

Bu yıkıntıların onarıcısı, açılan yaraların tabibi olanların bu işaret ışıkları ve onların sözleri olduğunu baksak, duysak ve görsek! 

Bizi sadece kendine baktıran nefsimize bakmadan, görmek zorunda olduğumuzu görsek mi? 

Ne güzel demiş İbn Arabi “Şeytana dünyasını ver, o da sana ahiretini versin”!

Ahmet Yenilmez Diğer Yazıları

Anadolu da 'erken seçim' diyor 

18 Nisan 2018

Hangi silah? 

16 Nisan 2018

Sahi neden? 

14 Nisan 2018

Gülbaba'nın bülbülleri 

11 Nisan 2018

Size Osmaniye desem…

09 Nisan 2018