• Bist 100
    101089
  • Dolar
    5,6888
  • Euro
    6,3852
  • Altın
    259,7260
İstanbul
20 / 30
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA

YAZARLAR

Ah şu gündem! 

Kaç yıl olduğunu hatırlamıyorum bile… Ancak 20 yılı geçti büyük ihtimal. TRT’de İsveç asıllı bir bayanla yazdığı roman üzerinde bir mülakat yapılıyordu. Adını şuanda hatırlayamadığım bayan, ülkesinde tanıştığı bir Türk’le evlenmiş ve gelip İstanbul’a yerleşmişler… 

Ancak evlilik çok sürmemiş ve yıl sonra boşanmışlar. Hanımefendi 20 yılı aşkın bir süredir İstanbul’da yaşıyor, Türkçe’ yi mükemmel şekilde öğreniyor ve bir de İstanbul’u konu olan Türkçe bir roman yazıyor!..  

Mülakat esnasında moderatör şöyle bir soru yöneltti hanımefendiye: Bir Türkle evlendiniz, gelip İstanbul’a yerleştiniz. Ancak evliliğiniz çok uzun sürmedi, bir yıl sonra boşandınız. Size, evliliğiniz niye devam etmedi, evliliğinizin yürümemesinin sebepleri, nedenleri nelerdi… gibi sorular sormayacağım. Ancak gerçekten beni çok meraklandıran ve kafamı kurcalayan bir soru var: 

-Evlilik öncesi hiç İstanbul’a geldiniz mi? 

-Hayır. 

-Peki, evlendikten sonra İstanbul’a yerleşme düşüncesi ortak kararınız mı idi, eşinizin mi kararı idi? 

-Eşimin. 

-Peki, boşandığınızda ne kadar süredir İstanbul’da oturuyordunuz? 

-Yaklaşık, bir yıl. 

-Şu sorduğum birkaç soru, esas soruma zemin hazırlama sorularıydı. Şimdi esas soruma geliyorum: 

Boşandıktan sonra, neden ülkenize dönmediniz? Ha, uzun süredir İstanbul’da yaşıyor olsaydınız, geniş ve önemli bir çevreniz teşekkül etmiş olsaydı veya ticari ve sanatsal bir işiniz, yatırımınız olsaydı, ülkenize dönmemenizi anlardım. Ama bunların hiçbiri yok… Hatta İstanbul’u o bir yıl içinde doğru dürüst tanıma imkanı da bulamamıştınız muhtemelen… Bu konuda soruları çoğaltabiliriz, ama yeterli olur zannediyorum konuyu izah açısından… 

İşveçli hanımefendi gülümseyerek söze başladı: Bütün bu sorularda haklısınız. Evet, İstanbul’a geleli daha bir yıl yeni dolmuştu ki, evliliğim bitti… Dediğiniz gibi henüz İstanbul’u doğru dürüst tanımadığım gibi, hiç çevremde yoktu… Hatta Türkçem de yetersizdi… 

Ama o bir yıl içinde bir gerçeğin farkına vardım: Benim genlerim bu şehir ve bu ülkenin kültürel genetiğine uygun. Her gün farklı bir gündemle yeni güne başlıyor bu ülke!. Gündem o kadar hızlı değişiyor ki, bazen bir günde daha birini anlamadan, yeni bir gündemle karşılaşıyor insan.. 

İşte beni cezbeden, beni bu ülkeye, bu şehre bağlayan bu oldu. Adrenalim yerinde durmuyor, gerçek hayatta, toplumsal algılarla müthiş heyecanlı bir zaman tüneli içinde yaşıyor hissediyorum kendimi… 

Benim ülkem ise çok sıkıcı… Gündemi oluşturacak hiçbirşey yok.. Adeta beynimiz uyuşuyor. 

Birgün metro iki dakika gecikse, bu haber gündem oluyor.. Yani kısaca, ölü bir hayat, makinalaşmış bir hayat… 

Şehirlerimizin ruhu yok!. 

Türkiye ise canlı.. Bu nedenle İstanbul’dan ayrılmadım. Bu ülkede çok mutluyum, burada yaşayacağım, burada öleceğim ve burada gömülmek istiyorum… 

Bu sütunu takip eden okuyucularım, bu tür yazılar yazmadığımı, hep gündemle ilgili, ağırlıklı olarak da siyasi yazılar kaleme aldığımı bilirler. 

Peki bu yazı nereden çıktı derseniz, onu da açıklayayım: 

Cuma günü yayınlanacak yazıyı yazmak için Perşembe günü masama oturdum. Önce internetten medyayı taradım, ooo  gündem öylesine yoğun ki, hangisini yazıyım, şaşırıp-kaldım. 

Mursi’nin şehadeti üzerinde gelişmeler, 15 Temmuz’un en önemli davası olan Genelkurmay’ın Çatı Davası, Pazar günkü seçim ve İmamoğlu’nun yeni marifetleri, Kaşıkçı cinayetiyle ilgili yeni ses kayıtları… 

Evet, şaşırdım kaldım… Bunlar arasında ya bir tercih yapacaktım, ya da bazı köşe yazarı arkadaşlar gibi, ortaya karışık (birkaç ara başlıklı) bir yazı döşenecektim… 

Bunları düşünürken, aklıma 20 yıl önceki bu olay geldi!.. 

Kısaca bu… Sevgili okuyucular Pazar günü sandık başına gitmeyi ihmal etmeyin… Eminim T.C. vatandaşı olan bu bayan sabah namazı vaktinde sandığın önünde birinci sırada yerini almış olacaktır!

Prof. Dr. Mehmet Çelik Diğer Yazıları