• Bist 100
    101089
  • Dolar
    5,6881
  • Euro
    6,3851
  • Altın
    259,7260
İstanbul
20 / 30
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA

YAZARLAR

Roma İmparatorluğu’nun “Doğu Sorunu”

“Doğu Sorunu” dünyanın en yaşlı sorunlarından biridir ve bu soruna en “yaratıcı” şekilde yaklaşan Roma İmparatorluğu olmuştur. Doğu Sorunu, Roma İmparatorluğu’nu da çözmüş, ağır hasar vermiş, fakat çözülememiştir. 

Roma İmparatorluğu için Doğu Sorunu; Hindistan, Çin ve Uzakdoğu ile ticarette aracılık yapan Arap ve Yahudi tüccarları ve nakliyecileri ortadan kaldırıp direkt ilişki kurmak, pagan dini ve sosyal yaşantısını özellikle tek tanrılı dinlerden korumak şeklinde algılanmıştır. 

Roma İmparatorluğu’nun Doğu Sorunu önemli oranda ekonomi boyutludur. Suriye ve Mısır'a yerleşerek Çin ve Hindistan ticaretini Romalılara bırakmak ana hedeftir. Yahudi ve Arap tüccarlar, Roma İmparatorluğu saldırılarına karşı zaman zaman birlikte mücadele etmişlerdir. Roma İmparatorluğu, Mısır'a yerleşerek Hindistan'ı yani Güney Asya'yı, Suriye'ye yerleşerek de Çin ve Kuzey Asya kanalına egemen olmak üzere ciddi askeri, ticari, dini ve siyasi operasyonlar yapmıştır fakat beklediği sonuçları alamamıştır. 

Akdeniz, dar anlamda Ortadoğu, Anadolu ve genel olarak İslami Asya'ya ilginin mazisinde ekonomik yön budur ve hâlâ konu, ekonomik boyutu ile gündemdedir. Dolayısıyla Batı'nın “Doğu Sorunu” binlerce yıllık bir sorundur. Batı’ya göre doğu olan, Doğu da sürekli doğu sorunu yaşamıştır ve yaşamaktadır. 

Böylesine tarihi derinliği olan bir sorunun bir iki fırça darbesiyle çözülemeyeceği gerçeğini kavrayan Araplar, Selçuklular, Osmanlılar köklü çözümler arasalar da Doğu Sorunu bu devletleri de çözüp dağıtmada ana etken olmuştur. Sonunda İngiltere bölge ile daha sistematik ve stratejik olarak ilgilenmiş ve Roma’nın doğusunu istihbari, dini, askeri ve siyasi yöntemlerle önemli oranda kontrol altına almıştır. Fakat zamanla İngiltere'ye başka ortaklar çıkmış, Doğu Sorunu, Batı’yı bir kez daha çözmüştür. Osmanlı coğrafi keşifler ile bypass edilse de “Doğu Sorunu” şekil değiştirerek hep var olmaya devam etmiştir. 

Bütün bu bağlam son yıllarda sorunu çözmekten çok “sorundan maksimum derecede nasıl yararlanabilirim” fazına iyice yerleşmiştir. Bu stratejik yaklaşımın sağladığı faydalar manzumesi menfaatdarları mest etmektedir. 

Doğu'daki bu “hareketlilik”, müttefik arayan her iki tarafta “bereketli” işbirlikleri üretmektedir. Bu işbirlikleri derinleştikçe İslami Asya’da dini yaşayış ve algılayış “fark”ları, stratejik değerler kazanmaktadır. Bu “farklar” da giderek daha farklı varlık boyutlarıyla gündeme gelmektedir. 

İslam dünyasının özellikle “Sünni İslam”ın düne kadar çok dikkat etmediği ve din dışı saydığı birçok “küçük” topluluklar bugün ciddi manivelalar haline gelmiştir. İngiliz dehasının bulduğu bu küçük “dini ayrıntılar”, bugün birer stratejik “değer”e hızla dönüşmektedir. 

Roma İmparatorluğu da bu tür daha kaba ayrımları başarı ile kullanmasına rağmen beklediği Doğu’nun kapılarını ele geçirme konusunda istediği hedefe ulaşmamıştır. Fakat bu tarihsel seyir Yahudilerin, Batı'nın önemli bir Doğu “ajanı” olmasına zemin hazırlamıştır. Sonra Batı bu Yahudi aklını, dinî, sosyal, etnik ve ekonomik gerekçelerle devre dışı bırakmak için yoğun çaba harcamıştır. 

Bugün küresel bilgi, finans, tarih, istihbarat, ekonomi, ticaret, bilim ve strateji bankası statüsünü önemli oranda elinde tutan Yahudiler bu donanımın meyvelerini toplamaktadırlar. Bu noktada İshak ve İsmail'in nesillerinin arasındaki tarihsel rekabetin işbirliğine dönüşmesi bağlamında gelişen diplomatik, ekonomik, siyasal ve sair ilişkiler ağı, “Doğu”da yeniden kehanetlerin dile gelmesine sebep olacak mıdır? 

Eğer böyle olacak ise Armagedon kavramı ve bileşenlerine mercek tutmak, Doğu’da oluşacak ve çok hızlanacak tarihsel girdabı öngörülebilmek adına gereklidir. Tarih olmaz denenlerin olduğunu gösteren bir aynadır da.

Ömer Özkaya Diğer Yazıları