• Bist 100
    98028.5
  • Dolar
    5,7112
  • Euro
    6,4063
  • Altın
    258,5880
İstanbul
22 / 28
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA

YAZARLAR

Moşe (Musa) ile İsa’nın yeni yolu

Öncelikle soruyu şu şekilde sormak gerekir: Avrupa ve ABD bir bütün mü idi ki ayrılsın? ABD’nin Birinci Dünya Savaşı'nda Wilson’la uluslararası ilişkiler sahnesine hegemonik bir strateji ile çıkışı sonrası Avrupa ve dünya üzerindeki egemenlik alanı genişliyor ve kurumsallaşıyordu. İkinci Dünya Savaşı’nda bu kurumsallaşmanın paradigması Avrupa ile oluşturulmuştur. 

ABD’nin Wilson ile uluslararası ilişkiler sahnesine çıkışı Avrupa'nın dizaynı ile ilgilidir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’ya yerleşmesi de yine Avrupa’da yeni kurulan dengeyi yerleşik hale getirmektedir. Bu bakımdan AB projesi, ABD’yi Avrupa denkleminde minimize etmeyi hedefleyen bir ana temaya sahiptir. İngiltere’nin Brexit süreci ile AB’den kopması, ABD’nin AB denkleminde yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. Kaldı ki Woodrow Wilson’un 1912’de Avrupa’ya veya Avrasya’a müdahil olma projesi ve stratejisi olan “Wilson Prensipleri” demeti, Avrupa'nın küresel çıkarlarını koruma ve/veya bir nevi siyasal vasi ile hakemlik deklarasyonu olarak kabul edilmelidir. 

Bugün gözden kaçan en önemli konu ABD’nin Woodrow Wilson ile 1912’de deklare ettiği küresel olarak Batı’nın hamisi olma ve kendi hegemonik sistemini kurma stratejisinde olağanüstü değişiklikler yaptığıdır. Trump’ın en önemli özelliği Wilson’un küresel ekonomik ve siyasal prensipler demetini yeniden yorumlayarak Avrupa'nın ekonomik vasilik rolünü tedrici olarak minimize etmesidir. Çin ve ABD ticaret savaşları veya ABD Uzak Doğu ticaret savaşları, ABD’nin küresel ekonomik vasilik ve önderlik rolünü 100 yıl sonra yeniden paradigma ettiğini ortaya koymaktadır. 

İngiltere’nin Brexit süreci, yeni Avrupa tasarımın ana hatlarıyla belirmesidir ve geniş anlamda Birinci Dünya Savaşı dönemi dengelerine Almanya-Fransa işbirliğini sağlayarak dönüş olarak çözümlenebilir. Bu nokta, konsensüsün hem bozulduğu hem de siyasal ve ekonomik elitlerin yeni AB konseptinde önemli oranda mutabık olduklarını yalnız kartların dağılımına yani çıkarların revize edilmesi gerektiğine dair ciddi itirazların olduğunu göstermektedir. 

Almanya’nın ideolojik liderliği AB kurumlarına ve Fransa’ya bırakması zaten İkinci Dünya Savaşı sonrasında alınmış bir karardı. Ekonomik, teknolojik, finansal, mali ve ticari liderliğin Almanya’da, ideolojik, askeri ve siyasal liderlik ve sözcülüğün Fransa’da olduğu bu yeni Avrupa Birliği resmi zaten 1980’lerde önemli ölçüde kurumsallaşmıştı. Dolayısıyla Batı kendi içindeki dizaynı sessiz sedasız gerçekleştirmek için yoğun bir çaba içerisindedir. Bu dizayn çabası Avrupa'nın askeri ve sair tehdit ve tehlikelerden önemli oranda korunduğu ve bunların ortadan kalktığını bir nevi teyid etmeyi de istemektedir. Bütün iş bu yeni tablo konusunda konsensüsü yeniden teyid etmek için “oylama” yapılmasıdır. Macron da ABD’nin yeni dizaynını hem ilan hem teyid ederek “ekonomik bir talep”te bulunmaktadır. Bunda da aşırı bir ısrar yoktur. 

Avrupa ordusu kurulması teklifi Batı'nın ve özellikle Avrupa’nın yeni uluslararası siyasal ve ekonomik rejimi kendi bağlamlarında realize ettiklerini göstermektedir. Bundan böyle ABD’nin küresel ekonomik ve siyasal arenadaki “vasilik” ve jandarmalık rolünün bittiğini, kurumsallaştırdığı ideolojik ve askeri hegemonyasından bir bedel ödenerek yararlanılabileceğini ilan ettiğini tespit etmek zaruridir. 

Trump ABD’nin yeni paradigmasını şöyle ifade etmektedir: Koruma istiyorsanız ücretini ödeyiniz, ticaret istiyorsanız ABD’nin yeni gümrük rejiminin gereklerini yerine getiriniz. 

Bu bakımdan bozulan konsensüs ve ilan edilen yeni dengeler, yoğun bir uluslararası rekabet yaratma ortamı oluşturur mu oluşturmaz mı diye arayışlar mutlaka olacaktır. Fakat bunlar oldukça mevzii kalacaktır. ABD kendi alanını belirlemiş, AB de bundan memnun olmuş görünmektedir. AB’nin masaya dördüncü olarak alınması da yine bir iç dizayn meselesidir. 

Bu bakımdan devletler bazında yeni dünya dizaynı önemli oranda tamamlanmıştır denilebilir. Sorun devlet büyüklüklerine ve gücüne ulaşmış şirketlerin ve devlet-şirketler ile şirket-devletlerin dizaynındadır. Bu konudaki uyuşmazlıklar, kurulu olan ve tasarımı konusunda da itiraz olmayan genel sistemi ne kadar tehdit edebilir, bu sorunun cevabını herkes merak etmektedir. 

En azından bilinen en yalın gerçek şudur: ABD kapitalist ve neoliberalist ideolojik elbisesini çıkarmıştır. Yeni bir ekonomik, finansal, mali, ticari ve ideolojik konseptle yoluna devam edecektir. Küresel ve bölgesel konumlar ile bölgesel-küresel içerikli alanlar ve küresel-bölgesel içerikli alanlar yeniden tanımlanmıştır. 

Ticari sırlar kadar önemli bir başka sır da, küresel siyasal okumalar ile ilgilidir. Ortada yepyeni bir küresel ve bölgesel tablo vardır. Hiç bir merkez de bunun iyi mi kötü mü olduğunu öngörememektedir. 

Uluslararası ilişkiler ve siyasal tıbbın klasik tıp ile ortak kümesi, dizaynların yan ve düz etkilerinin yani semptomlarının ortaya çıkmasının ve seyrinin zaman alabilmesi ve her zaman doğrusal olmamasıdır. 

Birilerinin hangi tohumu ektiği ve hangi ürünü ne oranda beklediği uluslararası istihbaratın ana konusu haline gelmiştir. Görünen; işleyişi sağlayan, görünmeyen mekanizmadır. Asıl olan ona vakıf olabilmektir. 

Ömer Özkaya Diğer Yazıları