• Bist 100
    95.557
  • Dolar
    5,7695
  • Euro
    6,5617
  • Altın
    260,6664
İstanbul
18 / 25
0530 708 54 54
0530 708 54 54
SON DAKİKA

YAZARLAR

Bir çakıl taşı vermiyoruz ama…

İki insan tipi var yeryüzünde. Biri yaşadığımız dünya üzeninde yaratılan bütün kaynakların kendisi için olduğunu düşünüp kısacık ömründe tüketebildiği kadarını tüketmeyi kendine hak görenler.  Diğeri ise bir sınav için geldiğini bildiği bu dünyada kendinden önce var olan ve sonrasında da var olmaya devam edecek değerlerin mirasçısı ve emanetçisi olduğunu bilenler. Bu iki insan arasındaki farkı belirleyen temel değer ise insanın inancı ve vicdanı.

Bugün üzerinde yaşadığımız dünya hızla yok oluyor. Onun yok oluşunu yavaşlatmak için ülkeler adeta birbirleri ile yarış edercesine projeler üretip hayta geçirmeye çalışıyor. Çevreye en çok sahip çıktığını iddia eden ülkelerse ne yazık ki bu konuda en suçlu olan ülkeler. Milyonlarca yıldır üzerinde yaşayan canlıları kaynakları ile besleyen dünya; 18. yüzyıldan itibaren adına 'sanayi devrimi” denilen süreç ile birlikte artık üzerindeki yükü taşıyamaz oldu. Daha rahat yaşamak, daha çok para kazanmak düşüncesi, insanların da diğer canlıların da neredeyse temel yaşam ihtiyaçlarını karşılanamaz bir noktaya sürüklemekte.  Aslında bu durumu tüm gerçekliği ile anlatan bir Kızılderili atasözü var. “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde, son balık tutulduğunda, beyaz adam paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacak.”  Belki son ırmak daha kurumadı, son ağaç daha kesilmedi, son balık daha tutulmadı ve bizler aç kalmadık ama doğa ondan aldıklarımıza karşılık büyük acılarla cezalandırmaya başladı bizi. Birey olarak yola attığımız plastik poşetten, sanayi atıklarına, havaya salınan gazlara, toprağı kısırlaştıran ilaca varıncaya kadar birçok silahla saldırıyoruz doğaya.  O da; hayatta kalmak ya da bize anlayacağımız dilden cevap vermek için boş durmuyor.  Taş büyüklüğünde yağan dolular, önüne çıkanı yerle yeksan eden fırtınalar, seller, tsunamiler, karada ve suda yaşayan canlıların toplu ölümleri...

Çözüm için en başa dönmek, en temelden başlamak lazım.  Bugüne kadar doğaya verdikleri zararları telafi etmeye çalışarak çözüme ulaşacağını düşünen anlayışın yerine; kendisinin doğanın bir parçası olduğunu farkına varan ve ona kendi canı bedeni gibi sahip çıkıp, koruyup kollayacak bir nesil yetiştirmek için harekete geçmek lazım. Bizim inancımız da, kültürümüz de bunun yol göstericisidir.  “Kim çölde yolcuların ve hayvanların gölgelendiği bir ağacı boş yere, haksız olarak keserse, Allah onu baş aşağı cehenneme atsın” buyuran Efendimiz (s.a.v), kendisi bizzat 500 hurma ağacı dikmiş ve yaptığı anlaşmalarda ağaçların korunmasını, hayvanların avlanmamasını madde olarak koymuştur. Fatih Sultan Mehmet vasiyetnamesine İstanbul’un her sokağına iki kişi tayin edilmesini bunların ellerinde kireç tozları ve kömür külü ile dolaşarak sokaklardaki pisliğin üzerini örtmelerini bunların her birine 20şer akçenin kendi kurduğu vakıflardan ödenmesini madde olarak koydurmuştur.  Şimdi elimizi vicdanımıza koyup cevap verelim; biz, bize bırakılan bu kültürel mirası bugün devam ettirecek nesiller yetiştirdik mi? Bir çakıl taşını, bir avuç toprağını düşmana vermemek için canımızı verdiğimiz vatanımızda, çevre sorunları sebebiyle her yıl 170 milyon ton toprağımızı kaybediyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve TRT arasında imzalanan “öğrencilerde trafik bilincinin geliştirilmesi” protokolü gibi başarılı bir proje de, acilen çevre konusunda da hayata geçirilmeli ve bu alanda dünyaya örnek olacak uygulamalarla gelecek nesiller yetiştirilmelidir. 

Mustafa Yılmaz Diğer Yazıları

Kitapsız Bir Şair 

02 Kasım 2018

Osmanlıdan Günümüze Cumhuriyet

27 Ekim 2018

Bosna Benim Kız Kardeşim

19 Ekim 2018

Trafik Kültürü

12 Ekim 2018

Müezza

05 Ekim 2018