• Bist 100
    95.182
  • Dolar
    5,8042
  • Euro
    6,6280
  • Altın
    267,9980
İstanbul
20 / 28
0530 708 54 54
0530 708 54 54

YAZARLAR

Bugün canınız yansın istiyorum!

Hiç kusura bakmayın bu pazar canınızı sıkacağım, hatta biraz da acıtacağım! 

Hiç kusura bakmayın benim canım yanıyor, hem de öyle bir yanıyor ki, yangınımdan etrafımı yaktım, yıktım döktüm! 

Sonra da bir köşeye çekilip böğüre böğüre ağladım, utancımdan yerin dibine girdim! 

Ah bu sahipsizliğin gözü kör olsun! 

Size, Hasan Nail Canat desem, ardından “Sakarya Türküsü’’ şiiri desem belki hatırlarsınız, çünkü merhumun okuduğu, ‘’Sakarya Türküsü’’ şiiri tamamen kendine has bir üslup taşırdı. 

Peki, Mustafa Miyasoğlu’nu tanır mısınız? 

Mustafa Miyasoğlu  için şair diyebilirim, yazar diyebilirim daha pek şey sayabilirim, ama onu en iyi tarif edecek olan dava adamlığıdır derim! 

Adam gibi adamlığıdır derim,  ister milli görüşçü olsun ister ülkücü olsun ister sağcı ister solcu olsun, azıcık edebiyatın, sanatın özelikle de tiyatronun etrafında kenarında köşesinde olmuş herkes, onun adamlığının şahididir! 

Hasan Nail Canat, 21 Ekim 2004 tarihinden bu yana, Anadolu’nun bilmem hangi ilinde, ilçesinde hatta belde ya da köyünde artık tiyatro oynayamıyor, çünkü kıymetli Hale’sini arkasında bırakıp, ebediyete göçtü! 

Hale. onun sadece evladı değil, bizzat kendisinin yetiştirdiği çırağıydı, kalfasıydı! 

Nereye gitse yanında bir ufak kız çocuğu, oyununda sahne arkadaşı, atölyesinde ise asistanıydı! 

Öyle hayırlı evlat, öyle vefalı bir çırak çıktı ki Hale, canını dişine taktı ve babasının, ustasının bayrağını yere düşürmedi! 

Zaman zaman ayağı takılıp düşse de kendisini tutup kaldıracak el aramadan, kendisi kalkıp kaldığı yerden yürüdü, büyüdü, evlendi, ana oldu! 

Mustafa Miyasoğlu da artık yazamıyor, 1 Ağustos 2013 yılında o da, Hasan Ağabeyin yanına göçtü! 

Arkasında Eren’ini bıraktı! 

Gün geldi, emek verdikleri, afişini astıkları, kapı kapı dolaşıp oy istedikleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi tam da onların iaşesini kazanacakları, aynı zamanda da babalarının, ustalarının bayrağını dalgalandırıp, misyonunu yaşatacakları bir kurum açtı! 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gösteri Sanatları Merkezi... 

Bu kurum,  Hale’nin, Eren’in hayalleriyle tam örtüşmese de, ‘’Ehliyet ve liyakat’’ esasına göre yönetilmese de, ‘’Olsun, buna da şükür’’ dediler! 

Ne var ki, ‘’Ehliyet ve liyakat’’ esasına göre idare edilmeyen her kurum, kuruluş, müessese gibi Gösteri Sanatları Merkezi de artık içinden çıkılamaz bir hal aldı! 

Her vakit olduğu gibi, ehliyetli ve liyakatli biri tarafından ıslah edilmek yerine, dağıtılıp kapatılma yolu seçildi! 

İlk iş olarak da, ‘’Ehliyet ve liyakat’’ göz ardı edilerek birkaç kişi Şehir Tiyatrolarına diğerleri de çeşitli yerlere temizlik elemanı, sekreter, büro elemanı olarak yollandı! 

Hale ve Eren mi? 

Siz tahmin edin! 

Fazla bir şey demeyeceğim! 

Sadece şunu diyeceğim, Hale ile konuştum, ağlıyordu! 

Sizce, Hale işsiz kalacağı için mi ağlıyordu acaba yoksa...