• BIST
    1409.85
  • Dolar
    8,6583
  • Euro
    10,3482
  • Altın
    494,4360
0530 708 54 54
0530 708 54 54
04 Haziran 2021 Cuma 11:19:00 - Güncelleme:04 Haziran 2021 Cuma 11:19:00

Taksim Camii ne söylüyor

Kendini Promete (mitolojiye göre uygarlığın öncüsü) sanan Avrupalı, halihazırda kendini insanlığın 'kalpgâhı' sayıyor.

Diğer tüm medeniyetler birer tali yol!..

Demokrasi, insan hakları, inanç özgürlüğü gibi kavramların ihracatçısı konumunda olan Avrupa, bu kulak okşayan masalları aslında kendisinden olmayana, hiç de layık görmüşe benzemiyor.

Şayet öyle olsaydı, Parisli'nin canı yandığında üzüldüğü kadar, Ruandalı'nın, Filistinli'nin canı yandığında da üzülürdü.

Kendisini, İlk Çağ Batı uygarlığının temsilcisi/mirasçısı olarak gören Yunan idaresi, 'uygar' olma vasfını giderek geliştireceği yerde, göçmenleri Ege denizinde ölüme terk ederek iddiasını boşa çıkarıyor.

Avrupa'nın, ABD'nin 'öteki'ne tahammülsüzlüğü, gün oluyor cami saldırısına dönüşüyor, gün oluyor en üst perdeden ırkçılığa...

Koyun postuna bürünen kurt misali kavramlarla, kelimelerle, hayat tarzıyla, ekonomik siyasi ve askeri manevralarla kendinden olmayanları hizaya getirmeye çalışan Batı karşısında 'Anadolu kalesi' ise dün olduğu gibi bugün de bir panzehir görevi üstleniyor.

İbadete açılan Taksim Camii ve çevresine bir bakalım...

Cami, kilise ve sinagog aynı meydanda, İstanbul'un kalbinde buluşmuş.

Bu sadece bugün değil, dün de böyleydi.

Osmanlı, tarih boyunca 'milletler topluluğu' olarak, bir arada ve adalet üzere yaşadı.

Dünden tevarüs 'Anadolu panzehiri' Batı'nın hoşuna gitmiyor.

Türkiye'nin küresel haksızlıklar karşısındaki 'adil' duruşundan, 'Dünya beşten büyüktür' söyleminden rahatsız olan Batı, elbette bir önlem olarak 'kaleyi içten fethetmek' için tarih boyunca çok sayıda 'oyun ve tuzak' kurguladı.

Bu oyunlarını ekonomik saldırılarla ve en 'şen'i darbelerle sahneledi...

Yetmedi, kendileri gibi düşünen gönüllü mankurtlara yatırım yaparak 'fitne tohumlarını' içeride yeşertme gayreti güttü.

Öyle ki 'gericilik, laiklik düşmanlığı' gibi yaftalarla Taksim Camii'ni bugüne kadar engelleyenler bu 'ezberci mankurtlardan'dan başkası değildi.

Batı, kendi iddiasından vuruldu; son birkaç yüzyıldır bayraklaştırdığı özgür düşünce, demokrasi, aydınlanma, insan hak ve hürriyetleri, din ve vicdan özgürlüğü dersinden her seferinde sınıfta kaldı.

Öyle olmasa Avrupa'da her yıl onlarca cami kundaklanmaz, Müslümanlar fişlenmez, kutsalına el uzatılmazdı.

Öyle olmasa Almanya, İngiltere, ABD ve benzeri 'kocabaşlar', Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından alınan, İsrail'in Gazze'ye yönelik son saldırıları ile Filistin ve İsrail toprakları içindeki 'sistematik' insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası soruşturma başlatma kararını üzüntüyle karşılamazlardı.

Öyle olmasa, Taksim'de cami ile opera binasını, kilise ile havrayı aynı meydanda yan yana getiren modern Türkiye gıptayla bakar, AB'nin parçası olarak görmekte ayak diretmezlerdi.

Sadece onlar mı; Batı havarisi Türk aydını da ülkesiyle gurur duyardı.

KURT GÖLGESİ

Hamdi Akyol yayıncılık dünyasında bir uzun yok koşucusu; hem yayıncı, hem editör olarak kitaplar arasında geçen bir ömür...

50. yaşına kendi imzasını taşıyan bir kitapla giren Akyol, bugün 'yazar Hamdi Akyol' olarak karşımızda; ilk romanı Kurt Gölgesi (Kapı Yayınları'ndan) çıktı.

Roman özetle bir casusluk hikayesi üzerine kurulu...

Bulgaristan'da 1968'de başlayan olaylar silsilesi, silahlı çarpışmalar, cinayetler, soruşturmalar...

Ancak, roman sıradan bir casusluk hikayesi değil; her şeyden önce gerçek bir hayat hikayesinden esinlenilerek kaleme alınmış.

Yazar Akyol, olayların merkezindeki kahramanı ve çevresindekileri bizzat tanıma fırsatı bulmuş.

Dolayısıyla roman, bir dönemin tanıklığı niteliğinde...

Kurt Gölgesi'ndeki olayların aktörleri, yakın tarihin derinliklerine uzanan bir bağ ile birbirine bağlı.

Okur, sadece bir casusluk hikayesine değil, romandaki karakterlerin bulundukları noktaya nasıl geldiklerini anlatan geçmiş hikâyelerine de şahit oluyor.

93 Harbi, Balkan Savaşı, Bulgaristan'ın özerklik ve bağımsızlığı, taht kavgaları, Yıldız suikasti, Birinci ve İkinci Dünya savaşları, Osmanlı'nın yıkılışı ve yeni Türk devletinin Cumhuriyet olarak kuruluşuna dek uzanan bağlar söz konusu.

Üç kitaplık bir serinin birincisi olan Kurt Gölgesi, bu haliyle sadece bir polisiye/casusluk değil, aynı zamanda bir tarih, hatta yakın tarih romanı olarak da okur ilgisini hak ediyor.

BEDİR ACAR