0530 708 54 54
0530 708 54 54
10 Eylül 2021 Cuma 07:08:00 - Güncelleme:10 Eylül 2021 Cuma 07:08:00

Müziğin İnci'siydi

Hiç yaşlanmayan, eskimeyen billur sesi, tertemiz hançeresiyle Klasik Türk müziğinin çınarı, hocası, şarkıların biricik İnci'si, İnci Çayırlı'yı geçen hafta ebediyete uğurladık.

Büyük üstatlardan devraldığı üslubu muhteşem nağmelerle terennüp edip İstanbul kültürünü bütün zerafetiyle hissettiren, insana sükunet veren o büyük ses: İnci Çayırlı...

Klasik Türk Müziği'nin kıdemli ismi İnci Çayırlı 86 yaşındaydı.

1954 yılında İstanbul Radyosu'na girdi, bir dönem Münir Nurettin Selçuk'un korosunda yer aldı; 1990 yılında Kültür Bakanlığı Bursa Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'nun kurucu şeflerinden oldu.

Tavrı ve bilgisi ile ekol olmuş sanatçılarımızdandı.

Gazinoların meşhur olduğu yıllarda kendisine gelen assolistlik tekliflerini hiç bir zaman kabul etmedi, hem de onca cazip rakamlara rağmen...

Müziğimizin büyük üstadesini daha yakından tanımak isterseniz, Murat Derin tarafından hazırlanan ve Pan Yayınları'ndan çıkan 'Müziğin Güzel Günlerine Yolculuk/İnci Çayırlı'nın Anıları' adlı kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Cumhuriyet dönemi müzik tarihimizin onlarca hatırası bu kitap sayesinde buharlaşıp yitmekten kurtuldu.

Münir Nurettin Selçuk, Emin Ongan, Mesut Cemil, Niyazi Sayın, Avni Anıl, Safiye Ayla, Zeki Müren ve daha kimler kimler... Hepsiyle yolları kesişmiş İnci Çayırlı'nın...

1950'li yıllarda konservatuvar koridorlarında Münir Nurettin'in 'Ya İnci Bana gelecek, ya da ben istifa ediyorum' sözlerinin yankılandığını bu kitapta okumuştum.

Münir Nurettin Selçuk otoritesini konuşturacak, konservatuarın Folklor Tabiat Topluluğu'nda olan ve sesini çok beğendiği İnci Çayırlı'yı kendi bölümüne, İcra Heyeti'ne isteyecekti.

Parlak bir öğrenci olan İnci Çayırlı'yı kaptırmak istemeyen Folklor bölümü ise Münir Nurettin'e 'Olmaz' diyecekti. Kıyametler kopar! Münir Nurettin esip gürler; 'Ya İnci bana gelecek, ya da ben istifa ediyorum.'

Sonunda istediğini alır Selçuk... İnci Çayırlı, halk müziğinden klasiğe böylece geçiş yapar.

Milletlerin, devletlerin, 'medeniyet atlasında'nda görünür olduğu kadar görünmeyen miraslar da vardır.

Klasik Türk musikisi, Osmanlı'nın kendi gök kubbemizde bıraktığı ses miraslarından biridir.

Bu miras Meragi'lerden Itri'lerden Dede Efendi'lerden süzüle süzüle bugünlere geldi.

Lakin köprünün altından çok sular aktı.

Uzunca bir dönem Osmanlı mirasına sahip çıkılmadığı gibi, burun kıvrıldığı zamanlar da oldu.

Her alanda olduğu gibi musikide de bu böyleydi. Batı müziği el üstünde tutulurken, kendi müziğimiz horlanıp yaka paça dışarı atıldı.

İşte o dönemlerin şahitleri olan kıymetli sanatçılarımız birer ikişer aramızdan ayrılıyor.

Tek tesellimiz, Türk müziğinin en büyük üstadelerinden biri olan İnci Çayırlı'nın anılarını kayıt altına almış olmasıdır.

Lakin o billur ses artık aramızda değil.

Bir defasında, Akdeniz gemisiyle bir Avrupa seyahatinden dönüşlerini anlatmıştı İnci Hanım.

'Dönüşte gemiden motorlarla Datça'ya çıktık. Camiden 'Allahuekber' sesi geldi, öyle bir duygu ki bu, bir ay hiç ezan sesi duymamışım. Hissetmediğimi sandığım bir özlem. Bir istiap haddi vardır ya hani, bir ay boyunca bir özlem olmuş. Müezzin 'Allahuekber' dedi, ben Datça'da bir kayanın üstüne oturdum, başladım ağlamaya...'

O ezanlar ki ruhunuza rahmet olsun, mekanınız Cennet olsun İnci Çayırlı...

BEDİR ACAR